Meśelu-lleżîne yunfikûne emvâlehum fî sebîli(A)llâhi kemeśeli habbetin enbetet seb'a senâbile fî kulli sunbuletin mi-etu habbe(tin)(k) va(A)llâhu yudâ'ifu limen yeşâu va(A)llâhu vâsi'un ‘alîm(un)
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir.
Bakara 261. ayet, Allah yolunda infak etmenin bereketini ve karşılığını metaforik bir dille anlatır. Ayet, infakın katlanarak artan sevabını ve Allah'ın geniş lütfunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefak (نَفَق), bir şeyin tükenmesi ve bitmesidir. İnfak (إنفاق) ise malı harcamak ve tüketmektir. Ayetteki 'yünfikûne' ifadesi, malı Allah rızası için harcayarak onu Allah katında tükenmez bir sevaba dönüştürme anlamını taşır. Bu, malın zahiren azalması, batınen ise artmasıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İnfak, harcamak demektir. Ayetteki kullanımı, Allah yolunda malı sarf etmenin, tıpkı bir tohumun toprağa ekilerek çoğalması gibi, karşılığının katlanarak artacağını mecazi bir dille ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İnfak, Kur'an'da sıkça geçen bir kavram olup, genellikle 'Allah yolunda harcama' anlamında kullanılır. Bu, sadece maddi bir harcama değil, aynı zamanda kişinin sahip olduğu şeylerden başkalarına verme eylemini de kapsar. Ayetteki 'yünfikûne', bu eylemin bereketli sonuçlarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl (سبيل), yol demektir. 'Fî sebîlillâh' (في سبيل الله) ifadesi, Allah'ın rızasına götüren her türlü hayırlı işi ve Allah'ın dinini yüceltme çabasını kapsar. Ayetteki bağlamda, infakın sadece maddi bir yardım değil, aynı zamanda Allah'ın belirlediği yolda bir çaba olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sebîl, geniş ve açık yol anlamına gelir. Kur'an'da 'sebîlillâh' olarak kullanıldığında, Allah'ın dinini yayma, cihad, fakirlere yardım gibi Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak her türlü hayırlı işi ifade eder. Bu ayette, infakın bu geniş kapsamlı 'Allah yolu' içinde değerlendirildiğini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Habbe (حبة), ekilen tohum veya tahıl tanesi demektir. Ayetteki 'kemeseli habbetin' (bir tohumun misali gibi) ifadesi, infak edilen az bir malın, tıpkı ekilen bir tohumun katlanarak çoğalması gibi, Allah katında büyük karşılıklar bulacağını somut bir örnekle açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Habbe, küçük ve tekil bir nesneyi ifade eder, özellikle tahıl tanesi için kullanılır. Ayetteki kullanımı, infakın başlangıçta ne kadar küçük olursa olsun, Allah'ın bereketiyle nasıl muazzam bir büyüklüğe ulaşabileceğini gösteren bir benzetmedir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sünbüle (سنبلة), ekinin tanelerini taşıyan başak kısmıdır. Ayetteki 'seb'a senâbile' (yedi başak) ifadesi, tek bir tohumdan yedi başak çıkması ve her başakta yüz tane bulunması, infakın katlanarak artan bereketini ve Allah'ın cömertliğini vurgulayan güçlü bir imgedir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sünbüle, bitkinin meyvesini oluşturan, taneleri barındıran kısmıdır. Bu ayetteki 'senâbil', infakın somut ve gözle görülür bir şekilde çoğalmasını temsil eder. Yedi başak ve her başakta yüz tane, Allah'ın infak edene vaat ettiği sınırsız karşılığı sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Da'f (ضعف), bir şeyin misli kadar artmasıdır. Mudâ'afa (مضاعفة) ise kat kat artırmak demektir. Ayetteki 'yudâ'ifu' (kat kat artırır) ifadesi, Allah'ın infak edenlere verdiği karşılığın sadece bire bir değil, çok daha fazla, hatta hayal gücünün ötesinde olacağını belirtir. Bu, Allah'ın sınırsız lütfunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): D-'-f kökünden türeyen 'yudâ'ifu' fiili, bir şeyi iki veya daha fazla katına çıkarmak anlamına gelir. Kur'an'da bu kelime, genellikle Allah'ın sevapları ve cezaları katlaması bağlamında kullanılır. Bu ayette, Allah'ın infakın sevabını katlayarak vermesi, O'nun sonsuz cömertliğinin bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ves' (وسع), genişlik ve kapsayıcılık demektir. 'Vâsi'' (واسع) ise, her şeyi kuşatan, lütfu geniş olan anlamına gelir. Allah'ın 'Vâsi'' olması, O'nun rahmetinin, ilminin ve kudretinin sınırsız olduğunu ifade eder. Ayetteki 'Vallâhu vâsi'' ifadesi, Allah'ın infak edenlere vereceği karşılığın O'nun geniş lütfundan kaynaklandığını ve bu lütfun hiçbir sınır tanımadığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Vâsi', Allah'ın isimlerinden olup, ilmi, kudreti, rahmeti ve rızkı her şeyi kuşatan demektir. Bu ayette, Allah'ın infak edenlere kat kat vermesinin, O'nun geniş lütfu ve cömertliğinin bir tezahürü olduğu belirtilir. O'nun lütfu o kadar geniştir ki, dilediğine sınırsızca verir.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
مَّثَلُ الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنبُلَةٍ مِّئَةُ حَبَّةٍ وَاللّهُ يُضَاعِفُ لِمَن يَشَاءُ وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
(2/261) Meselülleziyne yunfikune emvalehüm fiy sebiylillâhi kemeseli habbetin enbetet seb'a senabile fiy külli sünbületin mietü habbetin, vAllahu yudaıfu limen yeşa'* vAllahu Vasi'un 'Aliym;
* Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misalleri şuna benzer, bir habbe, tohum gibidir, nebat verir o tohum ekildiği yerden, yedi başak verir her bir başakta yüz tane habbe vardır, Allah dilediğinin varlığını arttırır, Allah herşey üzerine Vasi yani herşeyi kaplamıştır ve herşeyi bilicidir.
Burada ki çekirdek, size verdiğim muhabbet çekirdeği, tevhid çekirdeği yani özünüze koyduğum Ulûhiyyet çekirdeği, bunu gönül âlemine diktiğiniz zaman evvelâ yedi tane başak verir, emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdiyye, mardiyye, sâfiye başakları ve bu başaklar üzerinde en az yüzer tane dane vardır.
Yüzden kasıt doksandokuz’dur, yüzüncü faaliyeti meydana getirendir yani bahçıvan’dır diyelim yani Ulûhiyyet mertebesidir, bütün işler onun kontrolunda olmaktadır ve her bir nefsimiz üzerinde Cenâb-ı Hakkk’ın Doksandokuz İlâh-î esmâsıyla tecellisi vardır, insân nefis mertebeleri itibarıyla bu kadar bereketli bir varlıktır işte, birde beş hazret mertebesi ile olan bereketi vardır ve onlar meyveleri oluşturuyor. Burada habbe’den bahsediyor, çekirdekten özden, ama buradaki çekirdekler olmasa o meyveler olmaz, bunun hasılası da tevhid ilmini bilmekle mümkün ancak aksi halde o çekirdeği o tohumu oraya ekeriz ama nefsi emmâre kuşları gelir o habbeyi oradan
yerler ve bizde İlâh-î hakikatler bahçesi oluşmaz .