İçeriğe atla
Tâhâ 46Cüz 16 · Sayfa 314

Tâhâ Sûresi 46. Âyet

طه

Sohbete sor

Kâle lâ teḣâfâ(s) innenî me'akumâ esme'u ve erâ

Allah, şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm."

Tâ-Hâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Görüldüğü gibi hâdiseler o kadar yakından anlatılıyor ki Cenâb-ı Hakk (c.c) ile sanki bir yerde oturmuş karşılıklı konuşuyorlar. İşte Cenâb-ı Hakk (c.c) bu derece hâdiselerin içerisindedir.

Bir Âyeti kerîmede Cenâb-ı Hakk (c.c) “Biz ona şah damarından daha yakınız” demektedir. Kişinin şah damarı hayatıdır yani madde varlığıdır. Cenâb-ı Hakk (c.c) işte o madde varlığından sana daha yakınım demektedir. Madde bedenimizle sûreti ile berâberdir ancak özüyle bize daha yakındır.

Madde bedenimiz ve onu meydana getiren ışınsal varlığımız ve onun ötesinde rûhumuz da vardır. Cenâb-ı Hakk (c.c) Bu rûhsal varlığımız ile bize yakın olduğunu ve esas gerçek varlığında o olduğunu anlatmak istiyor.

Bizler farkında olmadan şu kişi şunu yaptı bu kişi bunu yaptı demeye başladığımız anda gizli şirkin içerisine düşmüş oluyoruz. Ancak diğer yönden bakarak bunları Allah yaptı dememiz de doğru değildir. Bu fiillerin işlendikleri mertebeler dikkâte alınarak hüküm verilmesi gereklidir. Bu nedenle çok fazla yorum yapmadan sadece seyretmek tav

siye edilmiştir.

Bütün varlığımızda mevcud olan hakikat-i İlâhiyye yi ne derece idrak ediyor isek o nisbette Hakk-ı temsil ediyoruz demektir. İşte bu temsiliyyetimiz yönüyle bizimle beraberdir, ancak arada yine de bir beden perdesi olduğundan mutlak bir beraberlik değildir kişinin bünyesinde şüphelerde mevcud olduğundan bazı zaafları vardır. İşte bütün bunların aslında hayal ve vehmin ürünü olduğunu bize kesin olarak bildirmektedir. Ben, sizinle berâberim, işitirim ve görürüm.” dedi.” Bu kesin ifadenin te’vile ihtiyacı yoktur, (beraberim, ene ve ente’nin tevhidi ile o bedende mevcudum. İşitirim, onların işittikleri benim işitmemdir. Görürüm, onların görüşü benim görüşümdür.) Demektedir.

Beraber olma bir bakıma madde, zâhiri bütünlük görme ve işitme ise bâtıni lâtif beraberliktir. Her ne kadar bunlar Fir’âvn’da da var isede o bunları kendine ait güçler olduğunu zannettiğinden kendini mülkün sahibi zannetti ve ve her ne kadar zâhiren çok gözükse bile nefsi ile beraber yalnız kaldı. Siz ona Cem’iyyet-i İlâhiye ve mertebe-i Mûseviyyet ile gittiğinizden dolayı ondan korkmayınız.


فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولًا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا

بنى اسرائيل ولا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِنْ

رَبِّكَ وَالسّلامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى

(Fe’tiyâhu fe kûlâ innâ resûlâ rabbike fe ersil meanâ benî isrâîle ve lâ tuazzibhum, kad ci’nâke bi Âyetin min rabbike, ves selâmu alâ menittebeal hudâ.)

(Tâ-Hâ, 20/47) “O halde ikiniz ona gidin ve ona şöyle söyleyin: “Muhakkak ki biz, senin Rabb’inin iki resûlüyüz. İsrâiloğulları'nı artık bizimle berâber gönder ve onlara azâb etme! Sana Rabb’inden Âyet (mûcize) getirdik. Ve hidâyete tâbî olanlara selâm olsun.”

********** 63

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)