Velleżîne keferû a'mâluhum keserâbin bikî'atin yahsebuhu-zzam-ânu mâen hattâ iżâ câehu lem yecidhu şey-en veveceda(A)llâhe ‘indehu feveffâhu hisâbeh(u)(k) va(A)llâhu serî'u-lhisâb(i)
İnkar edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kafir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah'ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir.
Küfredenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki, susayan onu su zanneder, nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da (inanmadığı, kendisinden sakınmadığı) Allah'ı bulmuştur. Allah ise onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.
Nûr Suresi 39. ayet, inkarcıların amellerinin boşluğunu ve aldatıcılığını serap metaforu üzerinden anlatır. Ayet, 'küfür', 'amel', 'serap', 'susuzluk' ve 'hesap' gibi temel kavramlar aracılığıyla ilahi adaletin kaçınılmazlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Şer'i anlamda ise Allah'ın nimetlerini örtmek, yani nankörlük etmek ve O'nun varlığını inkar etmektir. Ayetteki 'kefarû' ifadesi, hakikati örtüp inkar edenleri, dolayısıyla amelleri değersiz olanları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu'ya göre 'küfr', Kur'an'da sadece bir inançsızlık durumu değil, aynı zamanda Allah'ın lütuflarına karşı nankörlük ve O'nun mesajını reddetme eylemidir. Bu ayetteki 'kefarû' kelimesi, Allah'ın varlığını ve birliğini reddedenlerin, dolayısıyla amellerinin bir karşılığı olmayacağını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Amel, kişinin yaptığı her türlü iş ve eylemdir. Bu ayette 'a'mâluhum' ifadesi, inkarcıların Allah rızası gözetmeksizin yaptıkları, zahiren iyi gibi görünen ancak ahirette bir karşılığı olmayan işlerini mecazi olarak anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Amel, irade ve kasıtla yapılan fiildir. Ayetteki 'a'mâluhum', inkar edenlerin dünyadaki çabalarını ve fiillerini ifade eder. Ancak bu ameller, iman temeline dayanmadığı için serap gibi aldatıcı ve sonuçsuz kalacaktır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Serap, çölün sıcaklığından dolayı havada oluşan ve uzaktan su birikintisi gibi görünen bir yanılsamadır. İbn Kuteybe, bu kelimenin 's-r-b' kökünden geldiğini ve suyun akıp gitmesi, kaybolması anlamıyla ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki 'keserâb' benzetmesi, inkarcıların amellerinin gerçekte bir değeri olmadığını, sadece bir aldanmadan ibaret olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Serap, gözü aldatan, gerçekte var olmayan bir şeydir. Es-Sicistânî, serabın özellikle çöllerde, sıcak havanın etkisiyle ortaya çıkan bir görüntü olduğunu açıklar. Ayetteki kullanımıyla, inkarcıların amellerinin de serap gibi aldatıcı olduğunu, onlara fayda sağlamayacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Z-m-a kökü, şiddetli susuzluk anlamına gelir. 'Zâmî' (ظَمِئ) susayan, 'zam'â' (ظَمْأَة) ise susuzluktur. Ayetteki 'ez-zam'ân' kelimesi, serabı su zanneden, çaresizce suya ihtiyaç duyan kişiyi ifade eder. Bu, inkarcıların amellerinden medet umanların durumuna bir göndermedir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ez-zam'ân, susuzluktan dolayı boğazı kuruyan ve su arayan kişidir. Semîn el-Halebî, bu kelimenin mecazi olarak da bir şeye şiddetle ihtiyaç duyan kişiyi ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, inkarcıların amellerinden bir fayda umarak onlara tutunanların boş beklentisini simgeler.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): H-s-b kökü, saymak, hesaplamak, yeterli olmak anlamlarına gelir. 'Hisâb', yapılan işlerin karşılığının belirlenmesidir. Ayetteki 'hisâbehû' ifadesi, Allah'ın inkarcıların amellerini eksiksiz bir şekilde hesaplayacağını ve onlara hak ettikleri karşılığı vereceğini, bu karşılığın da bir hiç olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hisâb' kavramının Kur'an'da genellikle ahiretteki sorgulama ve amellerin tartılması bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette 'hisâbehû' kelimesi, inkarcıların dünyadaki amellerinin ahirette hiçbir değer taşımayacağını ve Allah'ın onların tüm yaptıklarını eksiksiz bir şekilde değerlendirip karşılığını vereceğini ifade eder.
Nûr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vellezîne keferû a’mâluhum keserâbin bikî’atin yahsebuhu-zzam-ânu mâen hattâ izâ câehu lem yecidhu şey-en veveceda(A)llâhe indehu feveffâhu hisâbeh(u) va(A)llâhu serî’u-lhisâb(i)” İnkâr edenlere gelince; onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir. Susamış kimse onu su sanır. Yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz. (Tıpkı bunun gibi kâfir de hesap günü amellerinden bir şey bulamaz). Ancak Allah’ı yanında bulur da Allah onun hesabını tastamam görür. Allah, hesabı çabuk görendir. (24/39)
Hakkı örtüp gizleyenlere gelince onların amelleri nefsi emamrenin programı ile üretilip kendileri tatafından olduğundankendi kuruntusundaki hayal gibidir. Bu hayallerini gerçek hayat ve ilim sanır. Yanına geldiğinde kendi vehim ve kuruntusu kaynaklı olduğundan hayali kayb olur. Ancak uluhiyet mertebesi onun hesabını gayriyette kaldığı için tastamam görür.
Yine Mesnevi Şerifte serap hakkında;
3574. Elleri kesilmiş olduğu halde ashâb-ı şimâli, küfrün rengini ve âlin rengini göstereyim.
Beyt-i şerifteki “âl” kelimesini Ankaravi hazretleri Arabi olarakta “ehil” ma’nâsını almışlardır ve küfrün âli Muhammedin rengini göstereyim ma’nâsını vermişlerdir. Hind şarihler “âl” kelimesini Farisi olarak kırmızı ma’nâsını vermişlerdir ve bu rengi, ehli imânın rengine nisbet etmişlerdir. Fakire lâyih olan “âl” kelimesini Farisi olarak “serab” ma’nâsına olmasıdır. Binanaleyh “reng-i âl” ta’bîri ile serâb gibi olan ehl-i küfrün a’mâline işâret buyrulmuş olması vârid olur. Zira beyt-i şerifte bu renkler ashab-ı şimalin hali açıklanır. Nitekim âyet-i kerîmede (Nûr,24/39) “Küfr edenlerin amelleri serâb gibidir” buyrulur.
Hulâsa-i ma’nâ “Elleri kesilmiş bir hâlde olarak ehl-i Celâl olan ashâb-ı şimâli ve onların küfürlerinin rengini ve serâb gibi olan amellerinin rengini açık göstereyim” demek olur.