İçeriğe atla
Âl-i İmrân 33Cüz 3 · Sayfa 54

Âl-i İmrân Sûresi 33. Âyet

آل عمران

Sohbete sor

İnna(A)llâhe-stafâ âdeme venûhan veâle ibrâhîme veâle ‘imrâne ‘alâ-l'âlemîn(e)

(33-34) Şüphesiz Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip alemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

Âl-i İmrân Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(33) (İnnAllahestafa Âdeme ve Nûhan ve âle İbrâhîme ve âle imrâne alel âlemîn;)

“Gerçekten Allah, Âdem'i, Nûh'u, İbrâhîm soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.” Bu sıralamaya göre Cenâb-ı Hakk buradaki isimlere ayrı bir değer veriyor.

Âdem-i seçti çünkü, insân neslinin dünyaya gelmesine sebep olan bir mahaldi. Elif, Dal ve Mim harflerinden oluşan Âdem ismine zaten bütün âlem sığmıştır ve bu bakışta Kâr’an-ı Kerîmde’ki hakikatlerin her yönleriyle ne kadar yoğun olduklarının bir ifadesidir. (Elif) Cenâb-ı

Hakk’ın inniyyeti ve hüvviyyeti itibarıyla ilk zuhuru olan ahadiyyet mertebesidir, (Dal) bir bakıma ahadiyet mertebesinin delilidir, Âdem (a.s.) dan itibaren gelen peygamberlerinde ifadesidir ve bu delilin işaret ettiği mânâ (Mim) de toplanıyor yani Hakikati Muhammedi de, ahadiyet mertebesinin en kemalli zuhur yerinde.

Ve Nûh; Âdem oluşumuyla esfeli safiline reddedilmiş olan insanlığın seyrini tamamlayarak tekrar yukarıya çıkması gerekiyor, işte Nûh (a.s.) bu aşamada büyük bir yaşam noktasıdır. Kim batınen Nûh (a.s.) ın manevi gemisine biner ise bu seyir içerisine girmiş olur yani Hakk’a doğru giden yolda seyrini devam ettiriyor, eğer bu gemiye binilmez ise yani o mânâ da oluşan hakikati idrak edemez ise dünya deryasında boğulup gidiliyor. Nûh (a.s.) ın gemisi ârif bir kişinin gönül gemisidir ve o gemiyle o deryadan kurtulur. “Nûh” isminin harflerine bakacak olursak, (Nun) hakikati İlâhiyyenin nuru,(h) ise hüvviyyeti mutlaka yani hidayettir ve içerisinde nurlu gemiye binen hidayete erer mânâsı vardır.

Ve İbrâhîm ailesi; İşte burada insânlık seyrinde gidilen yolda karşımıza çok büyük rahatlama, güç alma yeri çıkıyor. İbrâhîm (a.s.) Kâ’be-i Şerifte kendisine makam verilmiş Halil ismini almış yüce bir varlıktır. İbrâhîm isminin sözlük karşılığı “halkın babası” anlamındadır, yani hakikati İlâhiyyeye doğru yolunda devam eden kimse buraya geldiğinde bilgisi çok daha genişliyor ve artık halkı kucaklayacak, onlara faydalı olacak hale geliyordur, artık kendini kurtarmıştır ve başkalarına faydalı olmaya başlamıştır. İbrâhîm (a.s.) ın oğulları İshak (a.s.) dan Beni İsrâîl ve peygamberleri, İsmâîl (a.s.) dan devam eden hanif din ise Hz. Rasûlüllah (s.a.v) kadar geliyor. İşte Hz. Rasûlüllah (s.a.v.) iki kanaldan gelen bu dalları kendisinde birleştirmiştir.

Ve İmran ailesi; Mûsâ (a.s.) ve İsâ (a.s.) ın aileleridir. Bizler dilersek Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna doğrudan İbrâhîmiyyet-İsmâîliyyet kanalı ile Hz. Rasûlüllah’a tabi oluyoruz ve dilersek tenzîh-i Hz. Mûsâ

(a.s.) ve teşbîh-i Hz. İsâ (a.s.) kanalıyla bu meşreblere girerek Hz. Rasûlüllah’a (s.a.v) ulaşıyoruz.

Kûr’ân-ı Kerîm’in içerisinde bu iki kanalında ilmi veriliyor. Bu bahsedilenleri Cenâb-ı Hakk âlemlerin üzerine yükselttik diyor yani kim ki bu hakikatler ile ilgili hukuku idrak ederse irfaniyyet yönünden bu âlemlerin üstüne yükselmiş olur deniyor yani esfeli safilîn’den âlâyı illiyîne doğru yükselmeye devam eder.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)