İçeriğe atla
Âl-i İmrân 8Cüz 3 · Sayfa 50

Âl-i İmrân Sûresi 8. Âyet

آل عمران

Sohbete sor

Rabbenâ lâ tuziġ kulûbenâ ba'de iż hedeytenâ veheb lenâ min ledunke rahme(ten)(c) inneke ente-lvehhâb(u)

(Onlar şöyle yakarırlar): "Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin."

Âl-i İmrân Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(8) (Rabbenâ lâ tuzığ kulubenâ ba'de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhab;)

“Ey Rabbimiz!. Bizlere hidâyet buyurduktan sonra kalplerimizi -haktan- saptırma ve kendi Yüce katından bizlere bir rahmet bağışla. şüphe yok ki çok bağış yapan ancak sensin.”

Yani Cenâb-ı Hakk Hâdî ismiyle tecelli etmiş ise bundan sonra bize Mudill ismiyle tecelli etme derler. Ve zâti rahmetini talep ederler.

Burada zâhiren şeriat mertebesi itibari ile bir niyaz ve talep gözüküyor ise de. Bâtınen, kendisini tamamen Hakk’a vermiş ve kendini Hakk’ta mahv-fâni, etmiş bir kişinin hali belirtilmektedir. Varlığında kendinden bir artık kalmadığından üzerindeki tasarrufun sadece Hakk’a ait olduğunu bilerek, talebinde kendisinden “ledünnî rahmeti” talep etmektedir. Ledünnî rahmet ise, Hakk’ın zâtından gelen, zâti rahmettir ki, bu da “Allah Âdemi Rahmân sûreti üzere halketti” hakikatinin zuhurunu “entel vehhâb” tan taleb etmektir.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)