Elem terav enna(A)llâhe saḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi ve esbeġa ‘aleykum ni'amehu zâhiraten vebâtine(ten)(k) vemine-nnâsi men yucâdilu fi(A)llâhi biġayri ‘ilmin velâ huden velâ kitâbin munîr(in)
Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır.
Görmediniz mi ki, Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiş, gizli ve açık olarak nimetlerini üzerinize yaymıştır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki, ne bir ilme, ne bir mürşide ve ne aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor.
Lokmân Suresi'nin 20. ayeti, Allah'ın evrendeki her şeyi insanlığın hizmetine sunmasını ve nimetlerini açıkça veya gizlice bolca vermesini vurgularken, bu gerçeklere rağmen Allah hakkında bilgisizce tartışanları eleştirmektedir. Ayet, 'teshir', 'isbağ', 'nimet', 'mücadele' ve 'ilim' gibi temel kavramlar üzerinden Allah'ın kudretini ve insanların sorumluluğunu dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'teshîr' kelimesini bir şeyi zorla veya isteyerek bir işe koşmak olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın kudretiyle göklerdeki ve yerdeki her şeyi insanın faydasına ve hizmetine amade kılması, onların kendi iradeleri dışında insana boyun eğdirilmesi anlamındadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sakhara' fiilini 'boyun eğdirdi, hizmetine verdi' şeklinde tefsir eder. Ayetteki 'sakhara lekum' ifadesi, Allah'ın tüm evreni, insanlığın menfaati için bir düzen içinde işlettiğini ve onların istifadesine sunduğunu mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'teshîr' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Bu kavram, Allah'ın mutlak egemenliğini ve yaratılmışlar üzerindeki kontrolünü gösterir. Ayetteki bağlamda, evrenin insan için yaratılmış ve onun hizmetine sunulmuş olduğu fikrini pekiştirir, bu da insanın Allah'a karşı şükran borcunu artırır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'isbâğ' kelimesini 'bollaştırmak, tamamlamak, eksiksiz kılmak' olarak açıklar. Ayetteki 'esbağa aleykum ni'amehu' ifadesi, Allah'ın insanlara verdiği nimetlerin sadece var olmakla kalmayıp, aynı zamanda tam, eksiksiz ve bol olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'isbâğ'ın bir şeyi tam ve mükemmel hale getirmek anlamına geldiğini belirtir. Nimetler bağlamında kullanıldığında, Allah'ın insanlara bahşettiği nimetlerin nicelik ve nitelik olarak eksiksiz ve bol olduğunu, hiçbir eksiği olmadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ni'met' kelimesini 'insana ulaşan her türlü iyi ve güzel şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'ni'amehu zahireten ve bâtıneten' ifadesi, Allah'ın nimetlerinin sadece görünen maddi faydalarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda manevi ve gizli lütufları da kapsadığını belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ni'met'i 'insanın faydasına olan her şey' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu nimetler hem maddi (sağlık, rızık, barınak) hem de manevi (iman, hidayet, akıl) yönleriyle insan hayatının her alanını kuşatan lütuflardır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nimet' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve Allah'ın cömertliğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'zahireten ve bâtıneten' ayrımı, nimetlerin kapsamının genişliğini ve Allah'ın insanlara olan lütfunun derinliğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mücâdele' fiilini 'bir konuda karşılıklı olarak delil getirmek veya tartışmak' olarak açıklar. Ayetteki 'yucâdilu fi'llâhi biğayri ilmin' ifadesi, bu tartışmanın bilgiye, delile dayanmayan, boş ve anlamsız bir çekişme olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cedel' kelimesinin kökenini 'ip bükmek'ten aldığını ve bu nedenle 'bir şeyi sıkıca bağlamak, sağlamlaştırmak' anlamı taşıdığını belirtir. Tartışma bağlamında ise, bir fikri sağlam delillerle savunmak veya çürütmek için yapılan çekişmedir. Ancak ayetteki kullanımında, bu çekişmenin 'bilgisizce' yapıldığına dikkat çekilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilim'i 'bir şeyi olduğu gibi idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'biğayri ilmin' ifadesi, Allah hakkında tartışanların bu tartışmayı gerçek bilgiye, delile ve anlayışa dayanmadan yaptıklarını, dolayısıyla iddialarının temelsiz olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilim' kavramının sadece teorik bilgiyi değil, aynı zamanda derin bir anlayışı ve hikmeti de içerdiğini vurgular. Ayetteki bağlamda, Allah hakkında tartışanların bu derin anlayıştan yoksun oldukları, yüzeysel ve temelsiz iddialarda bulundukları ima edilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilim'in Kur'an'da hakikate ulaşmanın temel aracı olduğunu belirtir. Ayetteki 'bilgisizce tartışma' eleştirisi, dinî konularda bilgiye dayalı olmayan her türlü tartışmanın geçersizliğini ve zararlılığını ortaya koyar.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(٣١.٢٠)
~~31.20~
اَلَمْ تَرَوْا اَنَّ اللّٰهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ وَاَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِى اللّٰهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنٖيرٍ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.20 - Elem terav ennallâhe sehhara lekum mâ fissemâvâti ve mâ fil ardı ve esbeğa aleykum niamehû zâhiratev ve bâtıneh, ve minen nâsi mey yucâdilu fillâhi biğayri ılmiv ve lâ hudev ve lâ kitâbim munîr.
Diyanet Meali:
31.20 - Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? Yine de insanlar arasında, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadan Allah hakkında tartışıp duranlar vardır.
Görüldüğü gibi bu Ayet-i kerime, anlatım tarif ve insanın hakikati hakkın da bilgi veren ve büyük müjde Ayetlerindendir. Anlatan makam Rahmaniyyettir. İnsanın Allah-ın halifesi olması bakımından “Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini” Çünkü insan Allah cami isminin taşıyıcısı ve halifesidir bu yüzden bütün alemlerde ne varsa emrine verilmiş boyun eğdirilmiştir. Ayrıca bütün varlıklar insanın vasıtası ile mi’raçlarını yapabildiklerinden insan’a aşıktırlar bu yüzden kendilerini severek insana feda etmektedirler.
üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi?
Nimetinin tamamlanması zâhir ve bâtın hakikat-i ilâhiyye üzere mahlûk olmasındandır.
Bu hakikatlerden hiçbir haberi olmayan nefsi emmare zuhurları insan hakkında gerçek bilgileri olmadan hayal üzere tartışıp dururlar. İz- -T-B-
NOT= Bu Ayet-i kerime de, de gökyüzü insanları hakkında bilgi vardır. Şöyleki!
31.20 - Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah'ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi?
Bölümü bu durumu teyit etmektedir. Göklerden kasıt sadece bizim gördüğümüz gökyüzü sınırları değildir bütün alemlerdeki gökyüzü varlıklaklarını ifade etmektedir. İnsan-ı ve İnsan-i hakikatleri sadece bizim küçücük dünyamızla sınırlamak mümkün değildir.
Allahımızın zat-i tecellisi olan “Kâ’be-i Muazzama” sadece bir yerde, fezada bir nokta kadar bile olayan bizim dünyamızdamı olacaktır. Diğer galâksi ve gezegenlerde Allah-ımızın zati tecellisi olmayacakmıdır?
Ezan-ı Muhammedi daveti bütün alemler de sadece bizim küçücük dünyamızdamı olacaktır? o zaman diğer alemler bu davetten mahrummu kalacaklardır? Evvel, ahır, zahir, batın, O, olan allahımızın mülkünün heryerinde bunların olması çok tabiidir o yüzden Peygamberimiz, sadece dünya ya değil, “alemlere rahmettir.” Bu bakışlar içinde sizlerde düşünün bakalım nasıl bir neticeye ulaşacaksınız. İz- -T-B-