Yâ eyyuhâ-nnâsu entumu-lfukarâu ila(A)llâh(i)(s) va(A)llâhu huve-lġaniyyu-lhamîd(u)
Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla layık olandır.
Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise zengin ve her hamde lâyıktır.
Fâtır Suresi 15. ayet, insanın Allah'a olan mutlak bağımlılığını ve Allah'ın mutlak zenginliğini vurgular. Ayet, 'fakirlik' ve 'zenginlik' kavramları üzerinden insan-Allah ilişkisini semantik bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'insan' (إنسان) kelimesinin kökenini 'ünsiyet' (أنس) ve 'unutmak' (نسي) ile ilişkilendirir. Ayetteki 'en-nâs' (الناس) ise, bu varlıkların topluluğunu ifade eder ve onların Allah'a olan doğal bağımlılıklarını vurgular. Bu bağlamda, insanlar fıtraten Allah'a yakınlık duyan ancak aynı zamanda gaflete düşebilen varlıklardır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'insan' kavramının genellikle zayıf, aciz ve Allah'a muhtaç bir varlık olarak tasvir edildiğini belirtir. Bu ayetteki 'en-nâs' ifadesi, insanın bu ontolojik konumunu, yani Allah karşısındaki fakirliğini ve bağımlılığını genel bir hüküm olarak ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fakr' (فقر) kelimesinin temel anlamının 'ihtiyaç' ve 'yoksunluk' olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-fukarâ' ifadesi, insanların Allah'a olan mutlak ihtiyaçlarını, O'nun lütfu ve desteği olmadan var olamayacaklarını ve hiçbir şeye sahip olamayacaklarını vurgular. Bu, sadece maddi değil, varoluşsal bir fakirliktir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'fakr'ı 'ihtiyaç' olarak tanımlar ve 'Allah'a fakirlik' ifadesinin, insanın Allah'ın varlığına, kudretine ve rahmetine olan mutlak bağımlılığını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-fukarâ' kelimesi, bu bağımlılığın evrensel ve kaçınılmaz bir gerçek olduğunu ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'fakr' kavramının sadece maddi yoksulluğu değil, aynı zamanda insanın Allah karşısındaki ontolojik zayıflığını ve bağımlılığını ifade ettiğini vurgular. Bu ayetteki 'el-fukarâ' ifadesi, insanın kendi başına hiçbir şeye sahip olamayacağını, her şeyde Allah'a muhtaç olduğunu semantik olarak güçlendirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'Allah' isminin, ibadet edilen, tapınılan ve yüceltilen varlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, O'nun mutlak otoritesini ve insanların O'na olan bağımlılığını pekiştirir. İnsanlar O'na muhtaçken, O kimseye muhtaç değildir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'Allah' isminin, tüm kemal sıfatlarını kendinde toplayan, ibadete layık tek varlık olduğunu açıklar. Bu ayette 'Allah' ismi, insanların kendisine muhtaç olduğu, mutlak zengin ve övgüye layık olan yüce zatı ifade ederek, O'nun benzersizliğini ve üstünlüğünü vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ğanî' (غني) kelimesinin 'ihtiyaçsızlık' ve 'zenginlik' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Ğanî' sıfatı, Allah'ın zatı itibarıyla kimseye muhtaç olmadığını, her şeyin O'na muhtaç olduğunu ve O'nun her türlü eksiklikten münezzeh olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ğanâ' (غنى) kelimesini 'ihtiyaçsızlık' olarak tanımlar. Allah'ın 'el-Ğanî' olması, O'nun hiçbir şeye muhtaç olmaması, aksine her şeyin O'na muhtaç olması demektir. Bu ayette, insanların fakirliğine karşılık Allah'ın mutlak zenginliğini ve bağımsızlığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'el-Ğanî' isminin, Allah'ın zatı ve sıfatları itibarıyla tam ve mükemmel olduğunu, hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, insanların 'fakir' oluşuna karşılık Allah'ın 'Ğanî' oluşu, O'nun mutlak üstünlüğünü ve insanların O'na olan bağımlılığını net bir şekilde ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hamd' (حمد) kelimesinin 'övgü' ve 'şükür' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-Hamîd' sıfatı, Allah'ın tüm fiilleri, sıfatları ve varlığı itibarıyla övgüye layık olduğunu, O'nun her türlü kemal sıfatına sahip olduğunu ve bu nedenle daima övülmesi gerektiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hamd'ı 'güzel bir fiil karşılığında yapılan övgü' olarak tanımlar. Allah'ın 'el-Hamîd' olması, O'nun tüm fiillerinin güzel ve hikmetli olması nedeniyle övgüye layık olduğunu gösterir. Bu ayette, Allah'ın 'Ğanî' oluşuyla birlikte 'Hamîd' oluşu, O'nun hem ihtiyaçsız hem de her türlü övgünün tek sahibi olduğunu pekiştirir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'Hamîd' isminin, Allah'ın zatında ve fiillerinde övgüye layık olduğunu, tüm nimetlerin ve güzelliklerin kaynağı olması nedeniyle sürekli övülmesi gerektiğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-Hamîd' sıfatı, Allah'ın mutlak zenginliğinin yanı sıra, bu zenginliğin ve tüm yaratılışın mükemmelliğinin O'nu övgüye müstahak kıldığını vurgular.
Fâtır Sûresi
Arapça "ğ-n-y" kökünden türeyen "ganî", "zengin, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, kendi kendine yeten" anlamına gelir.
Allah’ın "el-Ganî" ismi, 13 yerde doğrudan zikredilir (örneğin: Fâtır 35:15, Hadîd 57:24, Lokman 31:12).
Mutlak vücûd, “hakikat-i insâniyye” olan “mertebe-i vahidiyet”ten “mertebe-i rûh”a tenezzül ettiği vakit, “rûh” da bütün ilimlerle birlikte üç marifet meydana geldi.
Birincisi; “Marifet-i Nefs” yani kendi zâtını ve hakikatini bilmek.
İkincisi; “Marifet-i Mübdi” yani kendisinin mucidini bilmek.
Üçüncüsü; Mucidine karşı “fakr” ve “ihtiyacını” bilmektir.
Burada belirtilen “rûh”, bütün rûh mertebelerinin bünyesinde toplayan “Rûh-u A’zâm”dır.[70] “ İz- -T-B- ” Kim nefsini bilirse rabbini bilir, Allah’ın mutlak zenginliğini (el-Ganiyy) ve hiçbir şeye muhtaç olmadığını idrak eder.
(Fâtır 35:15) ayeti bu mertebeye işaret eder.
Ve mucidine karşı tam bir fakr ve acziyet içinde olur. "Allah Ganî'dir, siz ise fakirsiniz." İnsan, Allah’a muhtaç olduğunu (fakr) bilmedikçe hakikî marifete ulaşamaz."[71]
Allah âlemlerden ganidir.” Onlara ihtiyacı yoktur. Ne tecellide, ne de Zâtı itibariyle ne de başka bir hususta.
"Allah ganîdir, aşıklar ise O’nun aşkıyla zengindir. Mâsivâdan (Allah’tan gayrı her şey) müstağnî olmak, hakikî zenginliktir."[72]
"Kul, Allah’ın ganî olduğunu bilirse, mahlûkata muhtaç olmaz. Ganî olan yalnız Allah’tır, gerisi hep fakirdir."[73]
Mesnevi-i Şerif şerhinde 35/15 âyeti hakkında, Vaktaki ona fakrdan fenâ pîrâye olur, o Muhammed gibi gölgesiz olur.
“Fakr”dan murâd, zâhirde olan fakirlik değildir. Belki vücüdda ve zâtta ve sıfâtta Hakk’a muhtaç olduğunu ve Hakkin fakiri olduğunu bilmek ve gınâyı ve izzeti Hakk’a ve zilleti ve fakrı kendi vücûd-i izâfîsine isnâd etmektir. Nitekim âyet-i kerîmede: (Muhammed 47/38, Fâtır 35/15) “Allah Teâlâ ganîdir ve siz Allah Teâlâ’ya muhtaçsınız” buyrulur. Vaktâki bir kimsenin nefsinin kendi varlığından fenâsı böyle bir fakr cihetinden zînet bulursa, artık o nefis serâpâ rûh olup, rûhun gölgesi olmaktan kurtulur. Nitekim bu hâle gelen evliyâullah “Bizim ervâhımız ecsâdımızdır ve ecsâdımız ervâhımızdır.” buyurmuşlardır. Binâenaleyh böyle bir kimse Muhammed (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) Efendimiz gibi gölgesiz olmuş olur; ve baştan başa nûr olan bir zâtın, nûr gibi, gölgesi olmaz.[74]