İçeriğe atla
Nisâ 57Cüz 5 · Sayfa 87

Nisâ Sûresi 57. Âyet

النساء

Sohbete sor

Velleżîne âmenû ve'amilû-ssâlihâti senudḣiluhum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ ebedâ(en)(s) lehum fîhâ ezvâcun mutahhera(tun)(s) venudḣiluhum zillen zalîlâ(n)

İman edip salih ameller işleyenleri ise, içinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları cennetlere koyacağız. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.

Nisâ Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(57) (Vellezîne âmenu ve amilus salihati senüdhılühüm cennatin tecrî min tahtihel enharu halidîne fîha ebeda* lehüm fîha ezvacün mütahheretün, ve nüdhılühüm zıllen zalîla;)

“İmân edip salih ameller işliyenleri ise, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar. Onlara orada tertemiz eşler vardır. Onları, koyu gölgeler altında bulunduracağız.” Âyetin devamındaki nimetlere kavuşmak için ilk şartın imân ve daha sonra sâlih amel işlenmesi olduğu belirtiliyor. Sâlih amelden kasıt şeriat mertebesinde iyi amellerde bulunmaktır, ilim olarak çok fazla bir şey

47

yoktur, tarikat ve hakikat mertbesinde ise varlığının hakikatinin Hakk’ın hakikati olduğunu bilerek amel etmektir. Buradaki amel-i Salih ise, “mânâsı Hakk’tan fiili kuldan” olan ameldir. Her mertebenin cenneti ayrı olduğu için cennetler ifadesi kullanılıyor.

Gerçek er, Cenâb-ı Hakk’ın zati tecellisini ortaya koyandır, dış görüntüsü erkek olup içi kadın, dış görüntüsü kadın olup içi er, olan nice insanlar vardır. Erkek ve kadın ikisi bir varlık olduğundan ve ahirette çoğalma olmadığından kadınlardaki doğurma özelliğide orada düşmüş oluyor, orada sadece eş olma özelliği olacak, ki zata ait ayna görevini de başka varlıklar yapamıyor.

Batıni mânâda tertemiz eş, nefsi küllün aklı külle takdim edilmesidir. Nefsi küllden gelen en üstün oluşum nisadır, aklı küllden gelen erler o hediyeyi tertemiz eşler olarak cennette kabul ederler. Böylece aklı kül nefsi külle kendi hakikatlerini iletir ve öğretir. İşte o zaman tevhid, İlâh-î vuslat gerçekleşiyor. Bu vuslatın kemali içinde hem zâhiri hem bâtıni olarak gerçekleşmesi gerektiğinden bu oluşum bu şekilde ortaya çıkmaktadır. “Vuslat marifettir” denilen ifadede buraya dayanmaktadır. Aklı kül fâil, nefsi kül münfaildir, bu nedenle ikisi olmadan faaliyet oluşmaz.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)