Rabbi-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ(s) in kuntum mûkinîn(e)
(4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Siz eğer kesin olarak inanıyorsanız, iyi bilin ki Allah göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
Duhân Suresi'nin 7. ayeti, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve yaratıcılığını vurgulamaktadır. Ayet, 'Rab' kavramı üzerinden ilahi otoriteyi, 'semâvât' ve 'ard' ile yaratılışın genişliğini, 'beynehumâ' ile de bu yaratılışın bütünlüğünü ve kapsayıcılığını ifade etmektedir. 'Mûkinîn' kelimesi ise bu hakikatlere kesin iman etmenin önemine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen terbiye etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek anlamına geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında ise, yaratma, rızık verme, terbiye etme ve sahip olma gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Ayetteki 'Rabbi' ifadesi, Allah'ın tüm varlık âlemi üzerindeki mutlak egemenliğini ve onları idare edişini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin lügatte malik, seyyid, müdebbir, mürebbi ve mutasarrıf anlamlarına geldiğini ifade eder. Kur'an'da Allah için kullanıldığında, bu anlamların hepsini birden içerir ve O'nun yaratılmışlar üzerindeki tam yetkisini ve onları en güzel şekilde idare edişini gösterir. Ayetteki kullanım, Allah'ın gökler, yer ve ikisi arasındaki her şeyin yegane Rabbi olduğunu pekiştirir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak egemenliğini ve insan üzerindeki otoritesini ifade eden merkezi bir kavram olduğunu belirtir. O, 'Rab'bin sadece yaratıcı değil, aynı zamanda rızık veren, koruyan ve yönlendiren olduğunu vurgular. Bu ayette 'Rabbi' ifadesi, Allah'ın evrenin tüm unsurları üzerindeki bu kapsamlı otoritesini ve sahipliğini açıkça ortaya koyar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'semâvât' kelimesinin 'semâ'nın çoğulu olduğunu ve yüksek, yüce olan her şeyi ifade ettiğini belirtir. Kur'an'da genellikle yedi kat gök anlamında kullanılır ve Allah'ın yaratma gücünün büyüklüğünü gösterir. Ayetteki 'Rabbi's-semâvât' ifadesi, Allah'ın göklerin yaratıcısı ve yöneticisi olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'semâvât' kelimesinin Kur'an'da mecazi olarak da kullanılabileceğini, ancak genellikle bilinen gök katmanlarını ifade ettiğini belirtir. Bu ayette ise, 'ard' ile birlikte kullanılması, evrenin tüm üst katmanlarını kapsayan somut bir anlam taşır ve Allah'ın bu geniş âlemin Rabbi olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'semâvât' kelimesinin Kur'an'da hem maddi gök cisimlerini hem de manevi yükseliş makamlarını ifade edebileceğini belirtir. Ancak bu ayetteki 'göklerin ve yerin Rabbi' bağlamı, daha çok maddi ve gözle görülebilir evrenin üst katmanlarını kasteder ve Allah'ın bu geniş yaratılış üzerindeki mutlak hükümranlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ard' kelimesinin bilinen yeryüzü anlamına geldiğini ve 'semâ'nın zıttı olarak kullanıldığını belirtir. Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve yaratıcılığının bir delili olarak zikredilir. Ayetteki 'Rabbi'l-ard' ifadesi, Allah'ın yeryüzünün de yaratıcısı, sahibi ve yöneticisi olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ard' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanılabileceğini, ancak temel anlamının üzerinde yaşadığımız gezegen olduğunu belirtir. 'Semâvât' ile birlikte zikredilmesi, Allah'ın tüm evreni kapsayan yaratıcılığını ve egemenliğini gösterir. Bu ayette, Allah'ın yeryüzünü de gökler gibi idare ettiğini ve ona hükmettiğini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'beyne' kelimesinin iki şey arasındaki konumu ifade ettiğini belirtir. 'Beynehumâ' ise, gökler ve yer arasında bulunan tüm yaratılmışları, atmosferi, bulutları, yıldızları ve diğer tüm varlıkları kapsar. Bu ifade, Allah'ın yaratıcılığının ve Rabliğinin sadece göklerle veya yerle sınırlı olmadığını, tüm evreni kuşattığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'beyne' kelimesinin 'ara' anlamına geldiğini ve iki şeyin ortasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'mâ beynehumâ' ifadesi, gökler ve yer arasında bulunan her şeyi, yani tüm evrensel boşluğu ve içindeki tüm yaratıkları kapsar. Bu, Allah'ın Rabliğinin ve kudretinin evrenin her zerresine nüfuz ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yakîn' kelimesinin şüpheyi gideren, kesin bilgi anlamına geldiğini belirtir. 'Mûkinîn' ise, bu kesin bilgiye ulaşmış, şüphelerden arınmış kimselerdir. Ayetteki 'in kuntum mûkinîn' ifadesi, eğer bu hakikatlere kesin olarak inanıyorsanız, Allah'ın Rabliğini ve rahmetini idrak edersiniz anlamını taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'yakîn'in ilmin en üst derecesi olduğunu, şüphe ve tereddüdün tamamen ortadan kalktığı bir bilgi seviyesi olduğunu açıklar. 'Mûkinîn' olanlar, Allah'ın varlığına, birliğine ve kudretine dair tam bir kesinliğe sahiptirler. Ayette bu kavram, Allah'ın evren üzerindeki Rabliğinin ancak bu kesin imanla kavranabileceğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'yakîn' kavramının Kur'an'da sadece teorik bilgi değil, aynı zamanda kalpte yerleşmiş, şüpheye mahal bırakmayan bir inanç ve idrak hali olduğunu belirtir. 'Mûkinîn' olmak, Allah'ın ayetlerini ve evrendeki delillerini tefekkür ederek bu kesin imana ulaşmayı ifade eder. Ayetteki kullanım, bu kesin imanın, Allah'ın Rabliğinin anlaşılması için bir ön koşul olduğunu gösterir.
Duhân Sûresi
Bu âyeti kerime de rububiyet mertebesi âyetlerindendir.