Huve-lleżî enzele-ssekînete fî kulûbi-lmu/minîne liyezdâdû îmânen me'a îmânihim(k) veli(A)llâhi cunûdu-ssemâvâti vel-ard(i)(c) ve kâna(A)llâhu ‘alîmen hakîmâ(n)
O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
İmanlarına iman katsınlar diye müminlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah bilendir, herşeyi hikmetle yapandır.
Fetih Suresi'nin 4. ayeti, müminlerin kalplerine indirilen sekînetin iman artışıyla ilişkisini ve Allah'ın evren üzerindeki mutlak kudretini vurgulamaktadır. Ayet, sekînet, iman, cünûd, semâvât ve ard gibi temel kavramlar üzerinden Allah'ın ilim ve hikmetini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sekînet, kalpte oluşan sükûnet ve itminan halidir. Bu ayetteki kullanımıyla, Allah'ın müminlerin kalplerine indirdiği, onları korku ve endişeden arındırıp güven ve huzurla dolduran özel bir lütuftur. Bu, onların imanlarını sağlamlaştırır ve artırır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sekînet, kalpteki sükûnet ve vakar anlamına gelir. Ayetteki 'kalplerine sekînet indirdi' ifadesi, Allah'ın müminlere bir tür manevi destek ve iç huzur bahşettiğini, böylece onların daha sağlam bir imanla hareket etmelerini sağladığını mecazi olarak anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sekînet, Kur'an'da genellikle ilahi bir lütuf olarak ortaya çıkan, kalpteki dinginlik ve huzur halini ifade eder. Bu ayette, müminlerin imanlarının artırılmasına yönelik ilahi bir müdahale olarak sunulur; bu, onların içsel çatışmalarını giderip Allah'a olan güvenlerini pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalp (kalb), bir şeyin özü ve merkezi anlamına gelir. İnsanda ise idrak, düşünce ve duyguların merkezi olarak kabul edilir. Bu ayette, sekînetin kalplere indirilmesi, imanın ve huzurun insanın en derin ve merkezi noktasına yerleştiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kalb, hem cismani hem de ruhani anlamda kullanılır. Ruhani anlamda, idrakin, iradenin ve imanın mahalli olarak kabul edilir. Ayetteki 'kalplerine' ifadesi, sekînetin sadece dışsal bir durum değil, aynı zamanda içsel bir dönüşüm ve derin bir manevi etki olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ziyâde (artış), bir şeyin üzerine eklenerek çoğalmasıdır. Ayetteki 'imanlarını artırmaları için' ifadesi, sekînetin müminlere verdiği güven ve huzurun, onların mevcut imanlarını daha da pekiştirerek, şüphe ve tereddütlerini gidererek imanda bir yükseliş sağladığını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ziyâde, bir şeyin miktarının veya niteliğinin artmasıdır. Bu ayette, sekînetin kalplere inmesiyle müminlerin imanlarının hem nicelik hem de nitelik olarak güçlendiği, daha sağlam ve derin bir inanca ulaştıkları ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İman, kalben tasdik ve güven anlamına gelir. Ayetteki 'imanlarını artırmaları' ifadesi, imanın durağan bir hal olmadığını, aksine sekînet gibi ilahi lütuflarla beslenerek güçlenebilen ve derinleşebilen dinamik bir süreç olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İman, Kur'an'da sadece bir tasdik değil, aynı zamanda bir güven ve teslimiyet halidir. Bu ayette, sekînetin imanla olan ilişkisi, imanın sadece bilgiye dayalı bir kabul değil, aynı zamanda kalbi bir huzur ve güvenle pekişen bir durum olduğunu ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İman, Kur'an'da temel bir kavram olup, Allah'a tam bir güven ve teslimiyetle bağlanmayı ifade eder. Bu ayette, sekînetin imanla olan bağlantısı, imanın sadece teorik bir kabul değil, aynı zamanda pratik bir güven ve içsel bir huzur kaynağı olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cünd (çoğulu cünûd), bir ordu veya topluluk anlamına gelir. Bu ayetteki 'göklerin ve yerin orduları' ifadesi, Allah'ın kudretinin sınırsızlığını ve evrendeki her şeyin O'nun emrinde olduğunu, O'nun iradesine boyun eğdiğini mecazi olarak anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cünûd, Allah'ın emrinde olan ve O'nun iradesini yerine getiren her türlü varlık ve gücü kapsar. Bu ayette, Allah'ın mutlak egemenliğini ve kudretini vurgulamak için kullanılır; hiçbir gücün O'nun iradesinin dışında hareket edemeyeceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hakîm, hem hüküm veren hem de hikmet sahibi olan demektir. Allah için kullanıldığında, O'nun tüm fiillerinin ve yaratışının bir hikmete dayandığını, her şeyi en uygun ve doğru şekilde yaptığını ifade eder. Bu ayette, sekîneti indirmesi ve ordulara sahip olması gibi fiillerinin hikmetle dolu olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Hakîm, Allah'ın isimlerinden olup, O'nun ilminin ve kudretinin mükemmelliğini, her şeyi en doğru ve sağlam bir şekilde yarattığını ve yönettiğini belirtir. Ayetteki 'Allah Hakîm olandır' ifadesi, müminlere sekînet indirmesinin ve evrenin ordularına sahip olmasının ardında derin bir ilahi hikmetin yattığını vurgular.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(4) - Zat âleminde=(Hakikat-ül Ahadiyyet-ül Ahmediyye.)