Velimen ḣâfe makâme rabbihi cennetân(i)
Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.
Rahmân Suresi 46. ayet, Allah'ın azametine saygı duyan ve O'nun huzurunda hesap vereceği bilinciyle hareket edenlere vaat edilen mükafatı, yani iki cenneti ele almaktadır. Ayet, 'korku' ve 'makam' kavramları üzerinden ilahi huzurda duruşun önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'havf' kelimesini, istenmeyen bir şeyin meydana gelme ihtimalinden dolayı duyulan endişe olarak tanımlar. Ayetteki 'خَافَ' (hâfe) fiili, sadece bir korku değil, aynı zamanda Allah'ın azametine ve O'nun huzurunda duruşun ciddiyetine yönelik bir saygı ve huşu anlamı taşır. Bu, günahlardan sakınmaya sevk eden bir korkudur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'havf' kavramının sadece bir tehlikeden kaçınma değil, aynı zamanda Allah'ın kudreti ve adaleti karşısında duyulan derin bir saygı ve sorumluluk bilinci olduğunu belirtir. Ayetteki 'خَافَ' ifadesi, müminin Allah'ın makamına karşı duyduğu bu derin saygıyı ve O'nun huzurunda hesap verme bilincini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'havf' kelimesini, kalbin bir şeyden ürkmesi ve çekinmesi olarak açıklar. Ayetteki bağlamda bu, Allah'ın azabından veya O'nun rızasını kaybetmekten duyulan bir çekinme olup, kişiyi salih amellere yöneltir ve günahlardan uzaklaştırır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'makam' kelimesini 'kıyâm' (durmak) kökünden türemiş olarak açıklar ve ayetteki 'مَقَامَ رَبِّهِۦ' ifadesini, Allah'ın huzurunda durma, O'nun hükmüne muhatap olma ve hesap verme durumu olarak yorumlar. Bu, kıyamet günündeki duruşu veya dünya hayatında Allah'ın emirlerine riayet etme bilincini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'makam' kelimesinin 'kıyâm' (durmak) fiilinden türediğini ve durulan yeri veya duruş şeklini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'مَقَامَ رَبِّهِۦ' ifadesi, Allah'ın azameti karşısında duruşu, O'nun hükümranlığını ve kudretini idrak etmeyi ve bu idrakle hareket etmeyi simgeler.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'makam' kelimesini mecazi olarak 'Allah'ın azameti ve kudreti' olarak yorumlar. 'Rabbine karşı durmaktan korkan' ifadesi, Allah'ın yüceliğini ve O'nun huzurunda hesap verme sorumluluğunu idrak etmekten kaynaklanan bir saygı ve çekinme anlamı taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin asıl anlamının 'terbiye etmek, bir şeyi kademe kademe olgunluğa ulaştırmak' olduğunu belirtir. Ayetteki 'رَبِّهِۦ' ifadesi, Allah'ın yaratıcı, terbiye edici, sahip ve yönetici sıfatlarını kapsar. Bu, müminin kendisini yaratan, rızıklandıran ve yönlendiren Rabbine karşı duyduğu sorumluluğu ve saygıyı vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, müdebbir, mürebbi' gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Ayetteki 'رَبِّهِۦ' kelimesi, kişinin üzerinde tam bir otoriteye sahip olan, onu terbiye eden ve işlerini idare eden Allah'a karşı duyduğu saygıyı ve O'nun hükmüne boyun eğme bilincini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cennet' kelimesinin 'örtmek, gizlemek' anlamındaki 'cenn' kökünden geldiğini ve ağaçların sık dallarıyla yerin örtülmesinden dolayı bu ismin verildiğini belirtir. Ayetteki 'جَنَّتَانِ' (cennetân) ifadesi, Allah'ın takva sahiplerine vaat ettiği, dünya gözünden gizli, eşsiz güzelliklere sahip iki ayrı cenneti ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin asıl anlamının 'örtülü yer' olduğunu ve ağaçların sık dallarıyla toprağı örttüğü bahçeler için kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'جَنَّتَانِ' ifadesi, Allah'ın lütfuyla, O'nun azametinden korkanlara verilecek olan, dünyevi tasavvurların ötesinde, iki katlı veya iki farklı türde cenneti işaret eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'cennet' kelimesinin kökenindeki 'gizlilik' anlamının, cennetin güzelliklerinin ve nimetlerinin dünya gözünden gizli olmasına işaret ettiğini belirtir. 'جَنَّتَانِ' ifadesi, bu gizli ve eşsiz güzelliklere sahip bahçelerin iki adet olduğunu vurgulayarak, mükafatın büyüklüğünü ve çeşitliliğini gösterir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
ve limen hafe mekame rabbihî cennetani ve rabbihî/kendisinin rabbinin makamına korkan kimse için iki cennet var “Rabbınızın makamından korkan kimselere iki cennet vardır.
Otuzbirinci ayetten sonra, buraya kadar gelen ayetlerde cehennemden, cehennemin ve suçluların halinden bahsederken, bu ayetten itibaren de cennetten, cennetin ve iman ehlinin halinden bahsetmektedir.
“re’sül hikmeti mehafetullah.
“Hikmetin başı Allah korkusudur.” Hadisi bizlere bu ayetin izahında yardımcı olmaktadır.
Daha yukarılarda da bahsedilen “men” yani “kim”likten burada da bahsedilmekte; düşünen varlıklara hitap edilmektedir.
Yine yukarılarda iki deryadan, “abdiyyet” ve “Rububiyyet” deryalarından bahsedilmişti.
İşte bu deryalar aynı zamanda birer makamdır.
“Makam-ı abdiyyet”ten “makam-ı Rububiyyet”e yükselen kimse, bu makamda yaşamını sürdürmeye ve daha geniş manada buraları idrak etmeğe çalışır.
“men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu”
“Kim ki kendi nefsine arif oldu, bu halde gerçekten kendisi Rabbine arifdir”
“Kim ki nefsine arif oldu, ancak o Rabbine arif oldu.” Yani, “nefsini bilen Rabbını bilir,” hadisi de; bu konuyu oldukça açmaktadır.
Nefsinde, yani kendi varlığında Hakk’ın varlığını müşahede ederek yaşamına devam eden kimse, bu makamdan tekrar “abdiyyet”ine, yani bireysel nefsî varlığına düşmekten korkarsa ona iki cennet vaad edilmektedir.
“Rububiyyet” makamına ulaşmak için “Hikmet” gerekmektedir.
“Kime hikmet verilmişse, onu büyük hayır verilmiştir” beyan-ı ilahisi bu mertebeye ışık tutmakta, hikmete ulaşılabilmesi için de “Re’sül hikmeti mehafetullah”
“Hikmetin başı Allah korkusudur” hadisinde belirtilen gerçeği idrak edip yaşamak gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen iki korku, Allah’a yani “Zat-ı İlahi”ye giden yolda çok mühim iki mertebedir. Korku iki türlüdür.
Biri nefsine, menfaatlerine, beşeri varlığına zarar gelmesinden korkmak.
Diğeri ise Rabb’ına karşı nezaketsiz olup, ilahi varlığından nefsi benliğine, beşeriyetine düşmekten korkmaktır.
Kim ki “Mertebe-i Rububiyet”te makam tutar, burayı idrak ederek yaşamını sürdürmeye çalışır ve buradan düşmekten korkarsa, Ona dünyada iken huzur cenneti, ahirette de ahiret cenneti verilir.
Bir yönüyle iki cennet budur.
Diğer yönüyle ise;
ahirette o yerin gereği fiziksel, bedensel bir cennet, diğeri ise, Alah’ın Zat’ından kendisine lutfedilen ruhsal zatî idrak, gönül ve irfan cennetidir Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor;
[Makam kelimesi, kinaye yoluyla “Rabbinden korkan” manasında da yorumlanabilir. Korkudan kasıt yalnız yürek çarpıntısı değil; küfür ve nankörlükten sakınıp iman ve şükür ile itaat için saygı ve hürmet göstermek demektir. Kısacası Rububiyyet sıfatını taşıyan, “zül celali vel ikram” sahibi Rabbinin celalinden korkan, yahut kıyamet günü O’nun celali karşısına dikileceği makamını sayıp da korkan kimseler için de “iki cennet vardır” ki;
biri cismanî, biri ruhanî cennet, yahut biri “adn”, biri “naim” cenneti veya biri “daru’l islam”, biri “daru’s-selam” gibi manalara gelebilirler. Zikredilen iki cennet için daha başka anlamlar da söylenmiş ise de kıyamet halleri görülmeden bunların tafsilatı bilinemeyeceğinden, daha fazla izaha girmek doğru olmasa gerektir.........]