Ve-nnecmu ve-şşeceru yescudân(i)
Otlar ve ağaçlar (Allah'a) boyun eğerler.
Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler.
Rahmân Suresi 6. ayet, 'en-necm' ve 'eş-şecer' kavramları üzerinden yaratılışın Allah'a boyun eğmesini ifade eder. 'Yescudân' fiili, bu boyun eğmenin sadece bilinçli varlıklar için değil, tüm varlıklar için geçerli olduğunu vurgular ve kozmik bir teslimiyeti sembolize eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'en-necm' kelimesinin bu ayette 'köksüz bitkiler' veya 'yere yayılan bitkiler' anlamına geldiğini belirtir. 'Eş-şecer' (ağaç) ile karşılaştırıldığında, bu ayrım, bitki örtüsünün farklı türlerini kapsayıcı bir şekilde ifade etmeyi amaçlar. (s. 445)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'en-necm'in burada 'yıldız' anlamından ziyade, 'sapı olmayan bitkiler' veya 'yere yayılan bitkiler' olarak anlaşıldığını ifade eder. Bu, 'eş-şecer' (gövdesi olan ağaçlar) ile bir tezat oluşturarak bitki türlerinin tamamını kapsar. (c. 2, s. 230)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'necm' kelimesinin asıl anlamının 'ortaya çıkmak, belirmek' olduğunu ve bu bağlamda 'yıldız' ve 'sapı olmayan bitki' anlamlarının da buradan türediğini belirtir. Ayetteki kullanımı, 'eş-şecer' ile birlikte, köksüz veya otsu bitkileri ifade eder. (s. 793)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'eş-şecer'in 'gövdesi olan, köklü bitkiler' anlamına geldiğini ve 'en-necm' ile birlikte kullanıldığında, tüm bitki türlerinin Allah'a boyun eğdiğini vurguladığını belirtir. Bu ikili ifade, yaratılışın genişliğini gösterir. (s. 297)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şecer' kelimesinin 'kökleri olan ve yerden yükselen bitki' anlamını taşıdığını ve Kur'an'da genellikle bu anlamda kullanıldığını açıklar. Bu ayette, 'necm' ile birlikte, bitki âleminin iki ana kategorisini temsil eder. (c. 3, s. 331)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'şecer' kavramının sadece fiziksel bir ağacı değil, aynı zamanda 'hayat ağacı' veya 'lanetli ağaç' gibi sembolik anlamlar da taşıdığını belirtir. Ancak bu ayette, 'necm' ile birlikte, Allah'ın yaratma kudretinin ve tüm varlıkların O'na teslimiyetinin bir göstergesi olarak somut bitki örtüsünü ifade eder. (s. 180)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sücûd' kelimesinin asıl anlamının 'tevazu ve boyun eğme' olduğunu belirtir. İnsanlar için alınla yere kapanmak iken, diğer varlıklar için Allah'ın koyduğu yasalara göre hareket etmek ve O'nun iradesine teslim olmak anlamına gelir. Bu ayette bitkilerin 'secde etmesi', onların Allah'ın emrine tabi olmalarıdır. (s. 400)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sücûd'un iki türünden bahseder: İhtiyarî (iradî) ve ıztırarî (zorunlu). Bitkilerin ve ağaçların secde etmesi, onların Allah'ın evrensel yasalarına zorunlu olarak boyun eğmeleri, O'nun takdirine göre büyüyüp gelişmeleri ve varlıklarını sürdürmeleridir. (s. 497)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'secde' kavramının Kur'an'da geniş bir anlamsal yelpazeye sahip olduğunu, sadece ibadet amaçlı eğilmeyi değil, aynı zamanda tüm varlıkların Allah'ın kudretine ve iradesine teslimiyetini de ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, bitkilerin 'secde etmesi', onların Allah'ın yaratma ve yönetme kanunlarına tam bir uyum içinde olmalarını gösterir. (s. 215)
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
vennecmü veşşecerü yescüdani necm/kaynaklanan, yıldız, bitkiler ve şecer/ağaçlar sucud/secde ederler “Bitkiler ve ağaçlar O’na secde ederler.
Bu dünya meydana geldikten sonra üzerinde türlü varlıkların hayatı da başladı. Hayata başlayanların bazılarından olan yeşilliklerin ve ağaçların (ayet-i kerimelerin ifadesiyle) secde halinde olduklarını öğreniyoruz.
Bizler ise onlara baktığımız zaman, yeşillikler ve ağaçların ne yaptıklarından haberimiz olmamaktadır. Ama bunların hepsi Rahman’ın varlığı ile meydana geldiğinden, hepsinin müteşekkil olmaları gerektiği bir yer vardır.
Varlık sebebleri Rahman ve ilahları Allah (c.c) olduğu için, onlar secdedirler, “yescüdan” secde etmektedirler. Demek ki bizim anlayamadığımız şekilde bu nebatlar ve ağaçlar secde halindedirler.
Kur’anı Keriym İsra Suresi 17. sure 44. ayette
يُسَبِّحُ بِحَمدِهَِوَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا
وَلَكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ
ve in min şey’in illa yüsebbihu bihamdihî velakin la tefkahune tesbiyhahüm “ve hiçbir şey yoktur ki, illa/ancak, istisna hamd ile yüsebbihu/onu/kendisini tesbih ederler ve lakin onların tesbihlerini fekahet edemez/anlayamazsınız “O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların teşbihlerim anlayamazsınız.” Demek ki, bu yaşamda çalışarak anlamamız gereken çok şeylerimiz var. Ayette “anlayamazsınız” ifadesi içerisinde bazılarınız da anlar hükmü vardır.
Her ne kadar biz onları ayakta görsek de aslında onlar secde halindedirler. Bu secde ibadet manasınadır.
Varlıklarının hakikatini kendi mertebeleri itibariyle anladıklarından veya Rahman onları bu alemde zuhura getirdiğinden sürekli secde halindedirler ve bu hususta insandan daha ileri durumdadırlar.
Muhyiddin-i Arabî Hz. bir ifadesinde şöyle belirtmektedir;
[“ - En çok ibadet eden madenlerdir.
- Onlardan biraz geride nebatlar;
- onlardan biraz geride hayvanlar;
- nihayet gelişme ilerledikçe ibadet azalmakta, böylece insanlar en az ibadet eden varlıklar olmaktadırlar.” ] Bu oluşum tabii oluşumdur. Ancak insanoğlu gerçek bir şekilde eğitilirse, alemde ne kadar varlık varsa ibadet yönünden hepsinin üstüne çıkar.
Oluşum mertebeleri içinde madenler tecelliyatın kaynağına en yakın olmaları nedeniyle, sürekli secdedirler.
Madenler nebata dönüştüğünde bir mertebe daha uzaklaşmış oluyorlar. “Ahsen-i takvim”den “esfel-i safilîn”e doğru uzaklaşıyorlar.
Nebatat hayvanata dönüştüğü zaman bir mertebe daha uzaklaşmış oluyorlar. Uzaklaştıkça da ibadetleri azalıyor.
Nihayet insana ulaşıldığında, insan da tam bir hayal ve vehim içinde yaşadığından Cenab-ı Hakk’ı unutuyor. Gaflette kaldığı sürece bütün varlıklar içinde en az ibadet eden insanoğlu oluyor.
İşte kim ki kendisini bu hayalden kurtarırsa, hakikati ve gerçeği anlarsa, diğerlerinin hepsinden fazla ibadete yönelir, ki “Esfel-i safilî”nden yine “ahsen-i takvîm”e doğru yükselişini başlatmış olur.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında şöyle diyor:
[“Ve necim; ya’ni Arzdan zuhur edip de sak’ı (kalın kökü) olmayan nebat, çemen”
“Ve şecer; sak’ı (kalın kökü) olan ağaç secde ederler.”
“Allah Tealanın iradelerine zuhurları itibariyle boyun eğerler. Kanunları karşısında elastikiyetle istediği vaziyeti alırlar. O halde insanlar da isteyerek, Allah’ın emirlerine boyun bükerek, nimetlerine şükür için secdeyi bilmelidirler.”]