Ve-ssemâe rafe'ahâ ve vada'a-lmîzân(e)
Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
Göğü yükseltti ve mizanı koydu.
Rahmân Suresi'nin 7. ayeti, Allah'ın evrendeki düzenleyici kudretini ve adaletini vurgular. 'Sema'nın yükseltilmesi' ve 'mizan'ın konulması' kavramları, kozmik denge ve ilahi adaletin temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semâ' kelimesinin 'yükseklik' (العلو) anlamından geldiğini belirtir. Ayetteki 'rafa'ahâ' (onu yükseltti) ifadesiyle birlikte, göğün maddî ve manevî yüceliğini, Allah'ın onu yaratıp belirli bir düzende tuttuğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'semâ' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını belirtse de, bu ayetteki 'rafa'ahâ' bağlamında, görünen gök kubbe ve onun yükseltilmesi eylemini mecazi bir anlamdan ziyade, Allah'ın kudretinin bir nişanesi olarak ele alır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'semâ' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel gökyüzünü değil, aynı zamanda ilahi âlemi, vahyin geldiği yeri ve Allah'ın kudretinin tecelli ettiği üstün bir varlık alanını da temsil ettiğini belirtir. Bu ayette, Allah'ın yaratıcı gücünün bir göstergesi olarak 'yükseltilmiş' olması, onun ilahi düzenin bir parçası olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rafa' fiilinin 'yükseltmek, kaldırmak' anlamında kullanıldığını ve bu ayette 'semâ' ile birlikte, Allah'ın göğü direksiz bir şekilde yükseltip ayakta tutma kudretini gösterdiğini açıklar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rafa' kelimesinin 'yüksek kılmak, yüceltmek' anlamlarını taşıdığını ve bu ayetteki kullanımının, göğün maddî olarak yükseltilmesinin yanı sıra, onun yaratılışındaki azameti ve ilahi kudretin bir nişanesi olarak yüceltilmesini de içerdiğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rafa' fiilinin Kur'an'da hem fiziksel yükseltme hem de manevi yüceltme anlamlarında kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'semâ' bağlamında, Allah'ın evrendeki düzenleyici gücünü ve göğü belirli bir düzende, direksiz bir şekilde tutma kudretini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vada' fiilinin 'bir şeyi aşağı indirmek, yerleştirmek, koymak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mizan' ile birlikte kullanıldığında, Allah'ın adaleti ve dengeyi evrensel bir ilke olarak tesis ettiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'vada' fiilinin 'bir şeyi bir yere sabitlemek, tesis etmek' anlamını taşıdığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın 'mizan'ı, yani adaleti ve dengeyi, evrenin işleyişinin temel bir prensibi olarak koyduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'mizan' kelimesinin Kur'an'da hem somut tartı aleti hem de mecazi olarak adalet ve denge anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki bağlamda, 'mizan'ın Allah tarafından konulması, evrendeki her şeyin bir ölçü ve denge içinde yaratıldığını ve adaletin temel bir ilke olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mizan'ın 'vezn' (tartmak) kökünden geldiğini ve hem maddî tartı aletini hem de adalet ve hakkaniyet ölçüsünü ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'vada'a' fiiliyle birlikte, Allah'ın evrene koyduğu kozmik dengeyi ve insanlara emrettiği adaleti simgeler.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mizan' kavramının Kur'an'da sadece bir tartı aleti olmaktan öte, evrenin ve insan toplumunun temelini oluşturan kozmik ve ahlaki bir denge ilkesi olduğunu vurgular. Allah'ın 'mizan'ı koyması, evrenin rastgele değil, belirli bir düzen ve adalet üzerine kurulduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mizan'ın 'adalet' ve 'hakkaniyet' anlamlarına geldiğini ve Allah'ın onu koymasının, evrendeki her şeyin bir ölçüye göre yaratıldığını ve insanların da hayatlarında bu ölçüye riayet etmeleri gerektiğini ifade ettiğini belirtir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
vessemae refe’aha ve veda’al miyzane
“ve refe’aha/O refi’a/irtifa, yükseltmiştir, sema/göğü ve vedaa/yerleştirdi, koydu, ihdas etti, miyzan/tartıyı, vezni.”
“ O, göğü yükseltmiştir, tartıyı koymuştur.” Biri zahir biri de batın olmak üzere iki sema/gök yükseltilmiştir.
Kur’anı Keriym Mülk Suresi 67. sure 3. ayette
ذى خَلَقَ سَبْعَ سَمَوَاتٍ طِبَاقًاعآلْ ٣
elleziy haleka seb’a semavatın tıbakan “semavatı yedi kat olarak halk eden elleziy/o zattır”
“Gökleri yedi kat üzere halk eden O’dür” diye ayette belirtilen zahir gökyüzüdür.
“Yere göğe sığmam mü’min kulumun gönlüne sığarım” ifadesiyle hadis-i kudsîde belirtilen ise, insan gönlü olan batın gökyüzüdür.
Zahir gökyüzü yedi kat (tabaka) olduğu gibi, gönül gökyüzü de yedi tabakadır.
Bunlar yedi nefis mertebeleridir.
Birinci tabaka “Nefs-i Emmare”dir.
Diğerleri; “levvame”, “mülhime”, “mutmeinne”, “radiye”, “merdiye, safiye” diye isim alırlar.
Gerçek bir eğitim ile bu mertebeler aşılır. İnsan hakiki benliğin! ve kimliğim böylece tanımağa başlar.
Gönül göğünü ve beden arzını (toprağını) adaletle korumak için tartıyı koymuştur.
Her mertebede, o mertebenin gereği olan ilmi almak, daha fazlasını yüklememek için tartıyı koymuştur Mevdüdi bu ayet hakkında şöyle diyor:
[Tüm müfessirler “mizan” kelimesinden “adalet” anlamını çıkarmışlardır.
Bu koca kainat içindeki bunca varlık ve fezada dolaşan sayısız yıldız, gezegen v.s. adalet ve denge üzerine kurulmuş bir nizama tabi kılınmasaydı, bu kainat bir saniye bile ayakta duramazdı. Nitekim milyonlarca yıldan bu yana kainatın ayakta durması bu gerçeğe şahitlik etmektedir.
Çünkü hava, su, toprak ve diğer unsurlar arasında uyum sağlanmamış olsaydı, hayatın devam etmesi bir yana yaşamak bile mümkün olmazdı.]