Vekeżâlike ce'alnâ likulli nebiyyin ‘aduvven şeyâtîne-l-insi velcinni yûhî ba'duhum ilâ ba'din zuḣrufe-lkavli ġurûrâ(an)(c) velev şâe rabbuke mâ fe'alûh(u)(s) feżerhum vemâ yefterûn(e)
İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O halde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.
En'âm Sûresi
“Vekezâlike ce’alnâ likulli nebiyyin ‘aduvven şeyâtîne-l-insi velcinni yûhî ba’duhum ilâ ba’din zuhrufe-lkavli ġurûrâ(an) velev şâe rabbuke mâ fe’alûh(u) fezerhum vemâ yefterûn(e)” İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak. (6/112)
Âyet-i Kerimede açık olarak ifade edildiği gibi, mer-tebe-i şeytaniyyet, insân ve cinlerden de zuhur etmektedir. Bunlar yaldızlı sözlerle fısıldaşırlaar, çünkü ürettikleri veh-min hayâlleridir.
Vehmin en büyük özelliği “yoku var; varı yok” gös-termesidir.
İşte onların birbirleriyle “fısıldaşmaları” (vâhyleşme) tamamen vehim ve hayâle dayandığından, ne kendilerine ve ne de çevrelerine hiç bir faydaları olmaz. Bu yüzden gerçeği söyleyenlere düşman olurlar. Bu dahi vehimlerinin gereğidir.
Görüldüğü gibi zahiren ilâhi olmayan vâhyler ;
asılları itibariyle “hayâl”e, hayâl → “vehme” vehim → “kahhar” ismine;
“kahhar” ismi de → “zât-ı ilâhiyye”ye bağlı olduğundan onlar dahi bâtınen “vâhy-i vehim”dir.
Böylece vâhyler iki türlü olup;
biri, ilâhi;
diğeri de, vehmidir.
Vâhiy lügatta : risâlet, kitabet, işaret, ilham, gizli kelâm mânâsınadır.
Diğer ifadeyle, sürat, seri işaret demektir.[83] *[84]