Kul inne salâtî venusukî vemahyâye vememâtî li(A)llâhi rabbi-l'âlemîn(e)
Ey Muhammed! De ki: "Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de alemlerin Rabbi Allah içindir."
De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.
En'âm Suresi'nin 162. ayeti, müminin tüm varoluşunu ve eylemlerini Allah'a adaması gerektiğini vurgular. Ayet, 'salat', 'nusuk', 'mahya' ve 'memat' gibi temel kavramlar üzerinden bu adanmışlığın kapsamını dilbilimsel ve semantik olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salat' kelimesinin asıl anlamının 'dua' olduğunu belirtir. Namaz, belirli rükünleri olan bir ibadet şekli olarak, bu duanın en kâmil ve kapsamlı tezahürüdür. Ayetteki 'salatî' ifadesi, müminin Allah'a yönelişinin ve O'na olan bağlılığının en somut göstergesi olan namazını kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salat' kavramının Kur'an'da sadece ritüelistik bir ibadet olmanın ötesinde, Allah ile kul arasındaki sürekli bir iletişim ve bağlılık hali olduğunu vurgular. Bu ayetteki kullanımı, müminin hayatının merkezine yerleştirdiği, Allah'a olan şükran ve teslimiyetini ifade eden temel bir eylemi temsil eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'nusuk' kelimesinin 'ibadet' ve 'kurban' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'nusukî' ifadesi, namazın yanı sıra, Allah'a yakınlaşmak için yapılan her türlü ibadeti, özellikle de kurban kesme gibi adanmışlık eylemlerini kapsar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nusuk' kelimesinin 'ibadet' ve 'Allah'a yakınlaşma' anlamlarını taşıdığını, özellikle de hac ve umre gibi belirli ibadetleri ifade ettiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, müminin hayatındaki tüm ibadet ve adanmışlık eylemlerini, Allah rızası için yapılan her türlü fedakarlığı ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mahya' kelimesinin 'hayat' ve 'yaşama' anlamlarına geldiğini açıklar. Ayetteki 'mahyay' ifadesi, müminin doğumundan ölümüne kadar geçen tüm yaşam sürecini, bu süreçteki tüm fiillerini ve varoluşunu Allah'a adaması gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hayat' kavramının Kur'an'da sadece biyolojik bir varoluş değil, aynı zamanda manevi ve ahlaki bir yaşamı da ifade ettiğini belirtir. 'Mahyay' kelimesi, müminin hayatının her alanında Allah'ın rızasını gözeterek yaşaması, tüm kararlarını ve eylemlerini O'nun emirleri doğrultusunda şekillendirmesi gerektiğini semantik olarak ortaya koyar.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'memat' kelimesinin 'ölüm' ve 'ölüm yeri/zamanı' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mematî' ifadesi, müminin sadece hayatını değil, ölümünü de Allah'a adaması, yani ölümüne de Allah'ın rızasına uygun bir şekilde hazırlanması ve O'na teslim olması gerektiğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mevt' kavramının, hayatın zıttı olarak, ruhun bedenden ayrılması halini ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'mematî' kelimesi, müminin ölüm gerçeğini kabul etmesini, bu gerçeğe imanla yaklaşmasını ve ölümden sonraki ebedi hayata yönelik hazırlığını da Allah'ın rızası doğrultusunda yapması gerektiğini semantik olarak gösterir.
En'âm Sûresi
“Kul inne salâtî venusukî vemahyâye vememâtî li(A)llâhi rabbi-l’âlemîn(e)” Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (6/162)
Yukarıda bahsi geçen iki ayet-i kerîmeyi ele alıp incelersek önümüze çok büyük bir irfaniyyet yolu açılacaktır. Çünkü bu ayet-i kerîmelerin birbirleriyle mertebe bağlantıları vardır.
(108-2) “Rabb’in için namaz kıl ve kurb’an kes.” Hükmü, Allahtan kuluna, “Rabb-ın için namaz kıl ve kurb’an kes.” Yani bu çalışmaları senin için değil, varlığında bulunan, “Rububiyyet-Esmâ” hakikatlerinin ortaya çıkması için tatbik eyle emri ile ifade edilmektedir.
O halde bu husus amri bir hüküm olduğundan bundan gaflete düşmek mümkün değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi bünyemize konmuş olan (2-31) Esmâ-i İlâhiye yi nefsi ma’nâ da ve onun hükmünde kullandığımzda ve onları nefsileştirdiğimizde çok büyük bir mes’uliyet ve hüküm-lülük altına girmiş ve onlara haksızlık etmiş oluruz. Bunun vebalini kaldırmak-taşımak, mümkün değildir.
İşte bu mes’uliyetten, Allah’ın yardımı ile kurtulmanın yolu, (108-2) “Rabb’in için namaz kıl ve kurb’an kes.” İfadesi ile bizlere gösterilmektedir. Beşerileştirmiş olduğu-muz rububiyyet hükümlerini kendi asıl-asaletlerine döndürmek için, onlar için, irfaniyyet ile namaz kıl, yani tevazuda bulunarak secde et. Ve nefsini kurb’an et, ki onlar böylece nefsinin elinden kurtulmuş hürriyetlerine bu sayede kavuşmuş olsunlar. Yani bu devrelerde namazların ve nefis kurbanın, onlar için olsun. Çünkü sen de ancak bu sayede nefsinde Tahir-temizlenmiş ve merzi olmuş olursun. Ve kendinde Esmâ-i ilâhiyyenin varlığını anladığından sende onlar ile birlikte varolmuş olduğunu anlar sende sana ait hiçbir şeyin olmadığını anlarsın. Bu hal ise gerçek bir “fenâfillâh”tır.
Diğer ayet-i kerîmeye gelince oradaki ifade ise.
(6/162) Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” Görüldüğü gibi buradaki faaliyetin de Allah için olduğu bildirilmektedir. Ve risalet mertebesinden Uluhiyet mertebesine, Uluhiyet mertebesinin “De ki: amir hükmü ile bildirilmektedir. Yani burada da yapılan “salâtî ve nusukî” Salât kurb’an ve diğer bütün ibadetlerimde ayrıca “yaşamam da, ölümüm” de gene benim için değil İlâhi hakikatlerin meydana çıkması yönünden “âlemlerin Rabbi Allah içindir.” Yani benim için değildir, çünkü bu mertebe de ben diye bir şey de kalmamıştır. Konuşan risalet mertebsi, Uluhiyet mertebesine kendi fakrını ilân edip, kendinin hakta baki “bakabillâh” halinin zuhuru olarak hayatına devam etmiş olmaktdır.
Diye anlaşılması gerekmektedir. İşte her iki halde de “fenâfillâh” ve “bakabillâh” hallerinde kulun kendisinde beşeri nefsi ma’nasında bir varlığı kalmadığı, ancak Hakkani varlığı ile var olmuş olduğundan, bütün bunların kendidisi için değil Rabb-ı, daha sonraki mertebede “âlemlerin Rabbi Allah için” Yani bütün bu hakikatlerin, Hakk’ın hakikatinin ortaya çıkması için, yapıyorum demektir.
(95-Terzi Baba 19/53-) Ten küçük bir bölüm aktaralım.
Terzi Baba Necdet ARDIÇ 19/53 şifresi ile görüldüğü gibi 18,000 âlemi “Vahdetinde Kesret”, “Kesretinde Vahdet” zahirinde ve batınında “Cem’ül Cem’ül Cem’ül Cem” olarak seyr eden “İnsân-ı Kâmil”dir. Verilen Kevser ile Rabb’ül erbab için kılınan namaz hükmüyle evlatlarının Nefsi Emmare ve Nefsi Levvamelerini kestirerek, “Esfeli Safilin” olan “Hazreti- Şehadet” den yani “Mescid-i Aksa” dan, hakikatleri olan “Ayn” larına “Mirac” ettirtmede ve Cenâb-ı Rabb’ül Âleminin Zâtı’na döndürmektedir… (Murat Derûni)[113]
Asal sayılar; Asal sayı “1”den büyük, “1”e ve kendisine bölünebilen, başka sayıya bölünemeyen sayılardır. Bu sayılara inatçı sayılarda denmektedir.
Adı üzerinde olduğu gibi asal sayı yani asal sayılar ve bir bakıma vahdet üzere bulunan sayılardır.
53 sayısı 16. Asal sayıdır. 16 bilindiği gibi Necdet isminin 457 sayısal değerinin kendi arasında toplamıdır.
131 sayısı 32. Asal sayıdır. 131 Selâm esmâsının sayısal değeriydi. 32 de, Tuhfet’ül Uşşâki de şeyhliğin 32 şartı olarak geçmektedir.
457 sayısı 88. Asal sayıdır. 8 yolumuzun şifresi, 53 ile Efendi Babamın şifresidir.
Pi Sayısı; Pi sayısı bir irrasyonel sayıdır yani virgülden (3,14…….) sonraki basamağın sınırı yoktur. Pi, bir bakıma “PİR” sayısıdır.
Sınırı olmayan bu sayı dizisi kendini hiç bir zaman tekrar etmediğinden, sayılar hep farklı şekilde dizile gelmiştir. İşte bu noktada doğum tarihinizin pi sayısının içinde gizlenmiş olabileceğini biliyor muydunuz? (Tabi burada sadece doğum gününüz ile de sınırlı değilsiniz.) Merkez tefekküründe, İngilizce “Center-Merkez”in sayısal değerinin 653 olduğunu müşâhade etmiştik. (ان) “Elif-Nun” hakîkatleri içinde 6 yönün merkezi 53 şifre sayısını veriyordu. “Pi” sayısı bir dâirenin alanı veya çevresini hesaplamakta kullanılmaktadır. Kâb-ı Kabeyn dâiresini çevre ve alanı içinde “53” şifresine ihtiyâcımız vardır.
Araştırma yaparken bulduğum site, doğum tarihi yazıldığı zaman Pi’nin sonsuz basamakları içindeki yerini vermekteydi. Efendi Babamın 15-12-1938 doğum tarihini yazınca karşılaştığım rakam sıralaması bir hayli ilginçti ve şöyle yazmaktaydı.
Dize (15121938), ondalık noktadan sonraki ilk hâneden sayma pozisyonunda (57,149,348) meydana gelir.[114] Başta bulunan 571 sayısı, Rasûlüllah (s.a.v.) Efendimizin doğum tarihi idi. (5+7+1+4+9+3+4+8)= 41 dir. 41 Cennet’ül Bâki Kapısının sayı değeri ve Necdet isminin Arapça harflerinin sıra sayı toplamlıdır. Bu sayı içinde başka hakîkatlerde mevcûttur.[115] Bu kadar ile iktifâ edelim.
Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn.
6/162. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kûrb’anım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.”[116]
لاَ شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ {الأنعام/163}
“Lâ şerîke leh(e) vebizâlike umirtu veenâ evvelu-lmuslimîn(e)”