Śumme leâtiyennehum min beyni eydîhim vemin ḣalfihim ve'an eymânihim ve'an şemâ-ilihim(s) velâ tecidu ekśerahum şâkirîn(e)
"Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın."
"Sonra (onların) önlerinden arkalarından, sağlarından sollarından onlara sokulacağım ve sen, çoklarını şükredenlerden, bulmayacaksın."
A'râf Suresi 17. ayet, İblis'in insanları doğru yoldan saptırma yeminini ve bu saptırmanın farklı yönlerini ele almaktadır. Ayet, özellikle 'gelmek', 'sağ', 'sol' ve 'şükredenler' kavramları üzerinden İblis'in stratejisini ve insan doğasının bir yönünü dilbilimsel bir derinlikle ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أتى' (etâ) fiilinin bir yere veya bir şeye ulaşmak, gelmek anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'لَـَٔاتِيَنَّهُم' ifadesi, İblis'in insanlara musallat olma, onlara ulaşma ve onları etkileme çabasını vurgular. Bu, sadece fiziksel bir gelme değil, aynı zamanda manevi ve psikolojik bir yaklaşımı da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أتى' fiilinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Bu ayetteki 'lâtiyennahum' ifadesi, İblis'in insanlara sinsice, fark ettirmeden ve çeşitli yollarla yaklaşmasını, onları kuşatmasını mecazi olarak anlatır. Bu, İblis'in hilekâr ve aldatıcı doğasını yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki fiillerin sadece eylemi değil, aynı zamanda bu eylemin ardındaki niyeti ve sonucu da taşıdığını belirtir. 'Lâtiyennahum' fiili, İblis'in insanları saptırma niyetini ve bu niyetin bir sonucu olarak onlara musallat olma eylemini güçlü bir şekilde ifade eder. Bu, İblis'in aktif bir düşman olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'يمين' (yemîn) kelimesinin hem sağ el hem de yemin, bereket ve güç anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'أَيْمَـٰنِهِمْ' ifadesi, İblis'in insanlara iyilik, hayır veya meşru görünen yollarla yaklaşarak onları saptırma stratejisini anlatır. Bu, İblis'in aldatıcılığının bir boyutudur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'يمين' kelimesinin Arap kültüründe olumlu çağrışımlara sahip olduğunu vurgular. İblis'in sağdan yaklaşması, insanlara doğru ve iyi gibi görünen şeylerle gelerek onları yanıltmasını, yani hayır kisvesi altında şerri sunmasını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da yönlerin sadece coğrafi değil, aynı zamanda sembolik anlamlar taşıdığını belirtir. 'Sağ' yönü, genellikle güç, doğruluk ve hayırla ilişkilendirilir. İblis'in bu yönden gelmesi, insanları en güvendikleri, en doğru bildikleri yerden saptırma çabasını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'شمال' (şimâl) kelimesinin sol el ve olumsuzluk anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'شَمَآئِلِهِمْ' ifadesi, İblis'in insanlara açıkça kötü, günahkâr veya zayıf yönlerinden yaklaşarak onları saptırma stratejisini anlatır. Bu, İblis'in doğrudan günaha teşvik etme boyutunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şimal' kelimesinin Arap dilinde genellikle olumsuzluk, uğursuzluk ve zayıflıkla ilişkilendirildiğini ifade eder. İblis'in soldan yaklaşması, insanları doğrudan günaha, harama veya zayıf anlarında yakalayarak saptırmasını sembolize eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da sağ ve sol yönlerinin ahlaki ve sembolik bir ikiliği temsil ettiğini vurgular. Sol yön, genellikle olumsuzluk, günah ve cehennem ehliyle ilişkilendirilir. İblis'in soldan yaklaşması, insanları açıkça kötü ve günahkâr yollara sürükleme çabasını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şükür' kelimesini, yapılan iyiliğe karşılık minnettarlık göstermek ve bu iyiliği dile getirmek olarak tanımlar. Ayetteki 'şâkirîn' ifadesi, Allah'ın verdiği nimetlere karşı nankörlük etmeyen, O'na minnettar olan ve bu minnettarlığını ifade eden kulları ifade eder. İblis'in hedefi, insanları bu şükür halinden uzaklaştırmaktır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, şükrün sadece dil ile değil, aynı zamanda kalp ve azalarla da gerçekleştiğini belirtir. Kalp ile nimetin sahibini bilmek, dil ile övgüde bulunmak ve azalarla nimetleri Allah'ın rızasına uygun kullanmak şükrün kapsamına girer. İblis'in insanları şükürden alıkoyması, onların bu üç boyutta da eksik kalmasına neden olmayı amaçlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'şükür' kavramının 'küfür' (nankörlük) kavramının zıttı olarak ele alındığını belirtir. Şükür, Allah'ın nimetlerini idrak edip O'na yönelmek ve O'nun birliğini tasdik etmek anlamına gelir. İblis'in insanları şükürden alıkoyma çabası, onları Allah'tan uzaklaştırma ve nankörlüğe sevk etme amacını taşır.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(sümme leâtiyennehüm min beyni eydihim min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim ve lâtecidü ekserahüm şakiriyn.) Meâlen: (17) “Sonra muhakkak ki, onların önlerinden, arkalarından, sağ taraflarından ve sol taraflarından geleceğim ve onların ekserisini şükür ediciler bulmayacaksın.” Yani, dört yönden de onlara saldıracağım; ancak unuttuğu iki yön daha vardı ki; onlar da üst ve alttır. İnsânların sağ ve sollarında (kirâmen kâtibîn) “ikram edilen şerefli melekler”, arkalarında (hafaza) “muhafaza > koruyucu melekler” vardır. Kişi Hakk’ın emrine uyarak hayatını o istikamette sürdürürse bu melekler ona bâtınen yardımcı olur. Onu bu dört istikametten gelebilecek, vehmî ve hayalî iblisin oluşturduğu kurgulardan korur.
İnsân’a gelen İlâhi zât’î rahmet ise iblisin unuttuğu,
üst ve alttan, yani semâdan ve arzdandır. Semâdan gelen afâkî, arzdan gelen ise enfüsî, Vahy-î ve tebliğ’i, rızıklar > bilgilerdir.
Cenâb’ı Hakk; bu hakikati (Mâide Sûresi 5/66 Âyetinde) açık olarak bildirmiştir:
لأَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ
(le ekülü min fevkıhim ve min tahti ercülihim.)
“Elbette hem üstlerinden hem de ayakları altından yiyeceklerdi.” İblisin, önden gelerek bozgunculuk yapması; görsel olmakta, görüntü ile meşgul etmekte, hayal ve vehme yönlendirerek, hayalî ve vehmî görüntülerin peşinde koşturmasıdır ki; kişi buna hiçbir zaman ulaşamaz.
Arkadan gelerek bozgunculuk yapması; zan ve şüpheye düşürerek, vesveseye zemin hazırlayarak kişiyi huzursuz hale getirmesidir.
Sağdan gelerek bozgunculuk yapması; sûreta > dıştan, Hakk’tan gözükerek kişinin yapmış olduğu ibadet ve fiillerini kendine güzel göstererek gururlanmasını temin ederek ibadetlerinin kabulünü şüpheye düşürmesine sebep olmasıdır.
Soldan gelerek bozgunculuk yapması ise; solcu ve maddi ataist fikirleri, türlü hileli akıl oyunları ve mesnetsiz mantık kurgularını, gerçek ve en geçerli kurallar olarak kabule zorlamasıdır.
Bütün bunlardan kurtulmanın yolu, yukarıdan (semâdan) gelen Kûr’ân’a, vahye, ilham’a, yerden yani arzdan gelen iblisin tesir edemiyeceği; bunun, Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimize uymakla ve onun yolunda yürümekle mümkün olacağı aşikârdır.
Yeri gelmişken faydalı olur düşüncesiyle, “FUSÛSU’L HİKEM” cilt 3, sayfa 319’ dan kısa bir bölümü sadeleştirerek aktaralım.
“Hakk vücûduyla, kulun sûretinde kayda girerek meydana çıkan olmakla onu üstünden yedirerek muhafaza eder ve kulun vücudu Hakk’ın vücuduna bağlı olan bir vücud olup, Hakk onun içi ve bâtını olmakla onu altından yedirir > besler böylece onu korumuş olur. Eğer Hakk kulunu üstünden ve altından yedirerek beslememiş olsa kul ‘mâ’dum’ yani yok olurdu.”
(Bu kısa ifadeden sonra tekrar yolumuza devam edelim.) Böylece alttan ve üstten rahmâni gıdalarla beslenemeyenler, diğer dört yönden beslenirler ki; bu ilmi gıdalarına mutlaka hayal, vehim ve heva karışır, bu da onların akıllarını karıştırarak doğru bilgi sahibi olmalarını önlemiş olur böylece kişinin ömrü oyalanarak boşa geçirtilmiş olur.
İşte bu yüzden Kûr’ân’ı, yani zât-î hakikatleri okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın ilk şart olarak ifade edilmiştir.
(Euzü billâhi) “…Allah’a sığınırım.” diye başlayıp, besmeleyi de söyleyerek Kû’ân okumaya geçilmekte ve her yeniden başlamada böylece tatbik edilmesi istenmektedir. Çünkü Âdem’e ilk olarak zarar vermeye çalışan iblistir. Ve ondan korunmanın yolu yukarıda belirtildiği gibi ifade edilmektedir.
Kûr’ân-ı Kerîm’in son Sûresi dahi, (Nâs 114/6) bu hakikate çok açık olarak dikkatimizi çekip bizi ikaz etmektedir.
Kûr’ân-ı Keriym’i okumayı bitirdiğimiz > hatim ettiğimizde dahi bu ikazın hatırlanması için (Nâs) sûresi okunmaktadır.
“Onların ekserisini şükür edici bulamayacaksın.”
Hakk yolunda olan insânların, yaptıkları çalışmaları ile aldıkları bazı vasıfları vardır. Bunlardan zâkir, şâkir, âbit, sâlih, ârif, muttakî ve diğerlerinden bahsetmeden sadece (şakir) “şükredici” vasıflarını ifade etmesi dikkat çekicidir. Kendinde bu vasıflar yoktur, yok olduğu için de kendisi bunları bilmediğinden zikretmemiştir veya kendi eski, gerçek haline şükretmeyip isyan ettiğinden, bu yönden kıyas yaparak kendi şükretmediği için, onların da şükür ehli olmayacağını düşünmüştür ve bunun için gayret edeceğini beyan etmiştir, diyebiliriz.