İçeriğe atla
Tevbe 128Cüz 11 · Sayfa 207

Tevbe Sûresi 128. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Lekad câekum rasûlun min enfusikum ‘azîzun ‘aleyhi mâ ‘anittum harîsun ‘aleykum bilmu/minîne raûfun rahîm(un)

Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Lekad câekum rasûlun min enfusikum azîzun aleyhi mâ anittum harîsun aleykum bilmu/minîne raûfun rahîm(un) Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir. (9/128)


“Min enfusikum” ifâdesinin iki yönü vardır, bir yönü “sizin cemaâtiniz içerisinden sizin benzeriniz bir peygamber geldi”, diğer yönü ise “öz varlığınız olan nefsinizden size bir resûl geldi” dir. Kişilerin özünde bulunan “venefahtü” hakikati ile ulûhiyet ve risâlet mertebelerini, abdiyyet mertebesinden idrak ettiğinde ve bu hakikatin risalet mertebesinden yansıdığını da, idrak ettiğinde kendi nefsinden/içinden kendisine rasul gelmiş olur. İşte bu anlayış gerçek ma’nâda bireysel risâlet hakikatinin kendi idrakinde ve sadece kendine ait bir zevkî yaşantı olmasıdır.[146]

Genel olarak efendimiz (s.a.v.) in insanlık içinden geldiğini ifade ettiği gibi diğer yönü itibariyle;

Lekad câekum rasûlun min enfusikum; And olsun kendi içinizden (nefsinizden) resül (irsal edici) geldiği bildilirilmektedir. Âyet sayısal değeri 128 kendi içinde toplamı 11, sure sayısı ilave edilse 128+9= 137 yine 11 Hz. Muhammed mertebesini vermektedir.

Nefsinizden resül gelmeside bir eğitim işidir. İrfan mektebi 12. ders Hakikat-i Muhammedi bölüminde bu hakikat anlatılmıştır;

Mertebeleri aşmış seyr-i sülûk’unu “Tekmil Tarîk” tamamlamış, kendi bünyesin de Mi’rac-ı nı yapmış kişilerin hayatı işte yukarıda bahsedilen hallere benzer özellikler  gösterir. Ne mutlu onlara. ALLAH c.c. cümle sâlikleri kemâle erdirsin.

İslâmın içinde birçok gruplar vardır.

Bunların     bazısı şeriat, bazısı tarikat, bazısı hakikat, bazısı marifet mertebesindedirler.

 Hepsi de kendi mertebelerinde Hakk’tır ve de gerçektir. Ancak en kemâlde olan irfan ehli, “cem-ül cem”e ulaşanlardır.

“Cem-ül Cem” demek, bütün cemleri bir araya toplayıp Cem’inde Cem’i demek tir.

Bu mertebeye eren kişinin iki (2) vechi/yönü vardır.

Biri      halka, diğeri  Hakk’a bakar.

Nerede nasıl gerekiyorsa o vechiyle görünür. Onu tanımak, anlamak cidden çok zordur.

“Kâmil İnsân” mertebesinin geriye dönüş makamları vardır.

Bunlar evvela “Tecelli-i Zat”, “Tecelli-i Sıfat”, “Tecelli-i Esmâ”, “Tecelli-i Ef’âl”dir.

Biz bu mertebeleri daha fazla uzatmamak için Kâmil İnsân makamında birleştirdik. Bu tecelliler zaten Kâmil însân, mertebesine ulaşan kimselerde tabii olarak oluşacaktır.

Bu mertebenin başka bir özelliği de “tahallaku bi ahlâki rasûlüllah”  (Hadîs) “Peygamberin ahlâkiyle ahlaklanın.” Rasûlüllah’ın ahlâkı ile bezenmiş olduğu hâlde  yaşayışı, beşeri yaşamın icapları içerisinde Hakk’ani bir yaşam tarzıdır.

Yeryüzünde yaşamış ve yaşayacak olan insanların her yönden ve ahlâk yönünden de en üstünü şüphesiz insânların seyyid-i (efendisi) Hakikat-i Muhammedî’yi zuhura getiren Hz.Muhammed (s.a.v.) dir. Cenâb-ı Hakk onun hakkında;

Kûr’ân-ı Keriym; Kalem Sûresi; (68/4) Âyetinde “ ve innekke le alâ hulûkin aziym.”  Buyurdu.

Meâlen:

Ve muhakkak ki: Sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin Hadîs-i Şerifte de, buyurulan.

Tahallâku bi ahlâkıllâh ve Tahallâku bi ahlâkı Rasûlüllah Yani:

Allah’ın ahlâkı ile ahlaklanın, ve Rasûlüllah’ın ahlâkı ile ahlâklanındır.

Allah’ın ahlâk Celâl ve Cemâl sıfatlarıyla her mertebe de o mertebenin gereği olan adaleti yerine getirmektir.

Hz. Peygamber’in ahlâkı ise daha ziyade belirgin olarak merhamet üzeredir. 

Kûr’ân-ı Keriym; Tevbe Sûresi; (9/128) Âyetinde;

“ Harisun aleyküm bilmü’minıne raufun rahiym.” Meâlen;

Sizin üzerinize çok düşkün, şefkatli ve merhametlidir diye buyurulmuştur.         

Tevhid-i Zat: (11) mertebesinde, sâlik Hakk’la bâki olduğundan kendisinden meydana gelen bir fiili yoktur. Buranın yaşamı gereği, belirli bir süre sâlik’ten (elinde olma dan) zıt isim ve sıfatların zuhura çıktığı yer olmasıdır. Bu yüzden ahlâkı, Allah’ın ahlâkıylâ ahlâklanmaktır. Bu yaşam ince bir iştir. Ancak oraya ulaşılınca idrâki (gerçek mânâda) mümkün olur.

İnsân-ı Kâmil: (12) mertebesinde ise kişiye yeni bir beşeriyet libası (elbisesi) giydirilip tekrar  “ef’âl” yani beşeriyet âlemine, fakat Hakk’ani vasıflarıyla gönderilir. İşte burada o kişi etrafına çok müşfik ve merhametli davranır. Bu da Hz. Peygamberin bariz ahlâkından o na bir yansımadır. Yani tahallâku bi ahlâkı Rasûlüllah’tır.                       

Hz. Aişe (r.a.) validemize Peygamberimizin ahlâkı sorulduğunda, “Onun ahlâkı Kûr’ân-ın ahlâkıydı” diye buyurmuştur.

Meseleye bu yönle de baktığımız da, Kûr’ân zat olduğuna ve zat bütün mertebeleri kuşattığına göre, demek ki; aynı zaman da Ef’âl, Esmâ, Sıfat, Zat, ve İnsân-ı Kâmil mertebelerinin gereği ne ise onu ortaya getirmesi Hz. Rasûlüllah-ın geniş mânâ da ki; ahlâkı olmaktadır.                                              

Bu mertebede her şey gene eskisi gibi yerli yerine dönmüş, zahirde “Şeriatı Muhammedi” batında ise “Hakikati Muhammedi” hükümleri geçerli olmuş olur.

Bu zatlar dışta halk ile,     içte   Hakk iledir.

Bunları tanımak çok zordur, gerçek irfân ehli, vasıl kimseler bunlardır.

Halkta, Hak’kı;   Hak’ta  Halkı müşahede ederler.

Bir başka ifadeyle kesrette vahdet, vahdette kesret’i yani çoklukta birlik, birlikte çokluk’u en güzel şekilde yaşarlar.

Daha evvelce “ehl-i sünnet vel cemaat” yolunu sadece şekil ve sûret hâlinde, zahirde yaşarlarken, bu defa “ehli sünnet vel cemaat” yolunu batın-ı ile birlikte yaşarlar ki işte gerçek, “İslâmiyet” ve “Marifetullah” yaşamı bu dur.

Ehl-i sünnet yolunu sadece “şekiller ve merasimler” babında uygulamak yeterli olamamaktadır.

İşte İslam’ı yeteri kadar tanımamak ve tanıtamamak buradan kaynaklanmaktadır.

Eğitim yetersizliği ve bilinçsiz  tutuculuk önümüzde bir büyük mânia oluşturmaktadır.

“Ehli sünnet vel cemeat” yolunu irfâniyetle destekleyip batıni yaşamımızı da faaliyete geçirebildiğimiz gün, İslâm topluluğu olarak hedefimize vardığımız gün olacaktır.

Gayemiz en kısa yoldan ve en gerçekçi olarak talipleri HAK’ka ulaştırmaya yardımcı olmaktır. Hatalarımız var ise hoş görüle.

Hak’ka giden yollar muhakkak ’ki pek çoktur. Ancak biz, bildiğimiz yolu anlatmağa çalıştık. Eksik yerler varsa Cenâb’ı Hakk tatbik edenlere ilham vasıtasıyla tamamlatsın. Âmin.[147]

Bu âyet hakkında yazılmış bir tefekkürü buraya alıyoruz.

“Harisun aleyküm bilmü’minıne raufun rahiym.” Meâlen; Sizin üzerinize çok düşkün, şefkatli ve merhametlidir. Diye buyurulmuştur.   

Murat 23-03-2011 tarihinde beylerbeyi bedevi tekkesine giderken Üsküdar Ahmediyye Karadavud camiinin önünden geçerken bu ayetlerin içerden okunduğunu sağ tarafından duydu. Bunun hem âlemlerde bulunan Makam-ı Mahmud mertebesinden, hem birimsel varlığında bulunan Makam-ı Mahmud mertebesinden Hakikati Muhammedi den geldiğini idrak etti ve düşündü. Rabbının hamdı ile hamd etti. Bu ayet İnsanı Kamil mertebesi idrak ayetlerinin sonuncusuydu… Tarih 16-03-2011 idi.

Toplamda rakamsal değeri 23

“23” Hz. Muhammed S.A.V’e Kuran ayetlerinin inzali ve dinin kemali

2+3= 5 ile Hazerat-ı Hamse…

16 = İlmel Yakin, Aynel Yakin, Hakkal Yakin Hakikati Muhammediyye

3 ile İlmel Yakin, Aynel Yakin, Hakkal Yakin mertebeleri

2011= 4 Tevhid Mertebeleri Kara Davud sayısal değeri

20+200+4+6+4= 238 = 2+3+8= 13

Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye, Ahmediyye’nin Ahmed’i = 53 rakamı ve NC harflerini verir.

Rakamlardan ve yer isimlerinden anlaşıldığı üzere Hakikat’ul Ahadiyyet’ul Ahmediyye, Hakikatul Muhammediyye, Ahmed ve NC ile Akl-ı Kül tarafından Alemlere ve Murat’ın gönül ve batın alemine Sizin üzerinize çok düşkün, şefkatli ve merhametlidir ayeti ve açılımı inzal olunmuştu..

Murat ilk başta aslında bu ayet ve açılımını tam idrak edememişti. Bu ayet ve duyduğu yer rakamsal değerle tesadüf olamazdı. Zaten ilerki günlerde de açılımları gelecekti.

İnsan-ı Kamil sohbetlerinin sonuna doğruydu. Konu Hac ve İhram idi. TerziBaba Zahiri ve Batıni İhramdan bahsediyordu. Kişinin zahiren İhram giysede hakikati idrak edememiş ve beden kisvesinde kurtulmayıp uluhiyet ve hakikatini idrak edemediyse bu ihram şeklen kalır diyordu. Eğer varlık ve beden perdesinden kurtulmuş hakikati kendi varlığında bulmuş yaşıyor ise o kimsenin üstünde dikişli olsa bile hakikatte ihramıdır demekteydi. Hac mevsiminin kurban bayramına birkaç gün önce Cuma namazında caminin mihrabından bir böyle bir şey düşünmediği halde, bir çekimle  batınınıda kendini ihram ile kendini kabe de ihramla tavaf ederken bulmuştu.. İnsan-ı Kamilin son bölümüyle bu zuhurun hakikatini de idrak etmişti.

İnsan-ı Kamil sohbetlerinden sonra Kuran’da yolculuk sohbetlerine başlamamaya karar verdi..

Bu arada geçen sene zuhur eden ve 50 gün süren sol ayakta ki zuhur burası da  Hazret mertebelerine bağlıymış, tekrar sol ayağında zuhur etmişti. Bu sefer erken davrandı ertesi akşam hastanenin yolunu tutup acilde iğne ve 10 günlük antiyobitiği alıp dönmüştü. Anlaşılan bir müddet zorunlu istirahat yine başlıyordu. Ertesi gün izin almıştı. Zorunlu haller halinde pek ayağa kalkmamayı düşünüyordu.

19-03-2011 tarihinde Serpil Hanım evde miyiz? Dedi. Murat öyle gözüküyor. Arabada arızalı devir daim hava yapmıştı. Tamirciye gitmesi lazım dedi. Bir telefon sen misin? Diyen. Sen zuhur değil misin?. Senin her zaman bir programın var buna uyman lazım. Kalk kalk. Otur otur. Yat yat. Fiilin, İsmin, Sıfatın, Zatın tüm bunların cemi olan insanlığın sana mı ait. Hadi bakalım, Kaderinin muktezasınca hareket et.  İdrak vakti geldi..

Mürebbisi olan Annesi arıyordu. Evde misin? Rahmiyye yenge vefat etmiş. İkindide İlahiyat Fakültesi camiinden kalkacak. Ayağım rahatsız. Ama gitmeye çalışırım. Başın sağolsun, Allah sabrı Cemil versin diyerek telefonu kapadı. Serpil hanım ne oldu dedi.

- Gidecek misin?            

- Gitmek lazım. Arabaya baktırayım. Ondan sonra giderim.

- Beni de Capitole bırakırsın.

- İnşallah..

Arabayı haletlikten sonra caminin yolunu tuttular. Murat camiye girdi. Serpil Hanım Capitole doğru yöneldi..

İkindi Namazına yirmi dakika vardı. Cenaze başında torunlarından Ömer vardı. Murat merhabalaştı. Gelen gidenle görüşmek üzere dışarıda beklemeye başladı.

İlahiyyat Cami = Uluhiyyet hakikatlerinin cem edilmesi…

Rahmiyye yenge tabutun içinde yatmaktaydı. Kendisinden önce iki oğlunu ahret alemine göndermiş 85 yıllık ömür sürmüştü. Daha sonra gelenler oldu. Kardeşinin kayınpederi, annesinin teyzesinin daması Sedat daha sonra Annesinin dayısı Nihat dede gelmişti. Tüm sevdikleri hemen bu fani alemden göçmüştü. Yedi kardeş, iki oğul bir eş yaşı 87 olmuş beli bükülmüş zor yürüyordu bekleyemedi. İçeri geçip namazı beklemeye başladı. Murat babasını aradı geliyorum dedi. Namaz için içeri geçildi. Namaz ikindi namazıydı. Museviyyet ve Tarikat mertebeisnin namazıydı.. Zaten Rahmiye hanım ve yakın akrabası Nakşibendiyye Tarikatının bir koluna bağlıydı. Son posnişin 1940 yıllarda alemi bekaya göçünce silsile kesilmiş cemaat şeklinde devam etmekteydi. Ritüellerden Tarikatın Şeriati olarak devam ettiği anlaşılmaktaydı. Şekilcilik ön planda hayali bir anlayış şeklinde…

Rahmiyye, Rahminin müennesi (dişi) olan bir kelimeydi. Rahmete mensup, Rahmetle ilgili manalarına gelmekteydi.

85 yaşı itibari ile 8+5= 13 Hakikat’ul Ahadiyyetul Ahmediyye mertebesi..

Rı, Ha, mim, ye Yazılışta 200+8+40+10= 258 =15

Zahir Batın Hakikati Muhammedi Okunuşta 200+8+40+10+10= 268 = 16

İlmel Yakin, Aynel Yakin, Hakkal Yakin, Hakikati Muhammedi

Rı = Rahmati İlahiyye

Ha = Hakikati İlahiyye Mim = Hakikati Muhammediyye

Ye = Batini Yakınlık

Ye = Zahiri Yakınlık

19-03-2011 = 17

19 = İnsan-ı Kamil (Alemlerde Bulunan Mertebe)

03 =  İlmel Yakin, Aynel Yakin, Hakkal Yakin

2011= Tevhid Mertebeleri

17 Dört tevhid Mertebesinden Hakikat-i Muhammedi İkindi Namaz bitmişti. Rahmiyye Anne ve Cemaat karşılıklıydı. İmam ayette hayat-ı ve ölümü yarattık diyordu. Muhyi ve Mümit iki zıt esma Ma’dum ve İcad her an kevn aleminde zuhurdaydı. Fakat biz farkında olamıyorduk. Zıt esmalaların imtizacından taayyün alemleri var gibi gözükmekte ve hayat ve ölüm üzere tecelli ve şeniyetler devem etmekteydi.

Buradan biraz daha ileri gidecek olursak murat burada yaşananları Fatiha ve son Mesnevi sohbetinde idrakinde daha da netleştirmişti.

Tekrar Cenazeye dönelim…

Cenaze namazında Fatiha-i şerif yoktu. Ve tam bir namaz hükmünde değildi. Aslında yatan başlı başına bir Fatihaydı. Ömrünün iki rekatlık namazını tamamlamış. Batini aleme geçmişti. Ve karşısındakilere ders veriyordu. Daha vaktiniz var. Vakit geç olmadan batınızda bulunan hakikatlerinizi idrak ediniz. Hepiniz bu yolculuğun aşamasından geçeceksiniz. Çeşitli defalar gelecek ve gidecek olan sizlersiniz.

Evet, cenazenin yerine kendi bedenini koyup kendini kefenlemek ahreti idraken bu dünyada yaşamaktı. Hem cenazenin kendisi hem ismi rahmetti. Hususi, batini öz olan Rahmeti Rahimiyye bu rahmet hakkın seçtiği hususi kullarına daha bu dünyada verilmekteydi. Zahiri rahmet olan Rahmeti Rahmani tüm kullar müşterek olarak yararlanmaktaydı. Ve her ikiside Külli Rahmet olmaktaydı. Hakikikatini idrak etmiş ve hususi  rahmete nail olanlarda ancak külli rahmet dairesine girmekteydi. Rahmeti rahmaniye Hakikat-i Muhammediyyeden gelmekteydi. Rahmati Rahmani Uluhiyyet mertebesinden gelmekte ve her mertebenin hakkını vermesi demekti.

Cenaze gidiyordu. Murat babasını aldı. Bursa dan akrabalarda vardı. Murat Said abi benimle gel dedi.

- Babam ve bir arkadaş var.

- Tamam.

Çengelköye doğru yola çıktılar. Murat yolda isimleri öğrendi. Said abi 50 yaşında oldun mu? Said, evet olduk dedi Amcayı 20 yıl önce görmüştü. Annesinin teyzesinin eski kocası İsmail Amca 85 yaşındaydı, Annanesinin komşusu İbrahim Abi.. Daha sonra Bursa ile ilgili birkaç konuşma geçti. Muratın babası Alper (Cengiz) kimin aklına gelirdi 23 yaşında kız almaya geldik dedi.. Mezarlığa ulaştıklarında, bir hayli göçen olmuştu mezarlık çok kalabalıktı. Arabayı aşağı bırakıp yürüdüler.

İsmail Amcanın yaşı 85 idi. 13 ile Hakikat’ul Ahadiyye’tül Ahmediyye mertebesini işaret ediyordu. Muratın babası sağına oturmuştu. CN tersi NC=53 Akl-i kül mertebesi sağından sesleniyordu. 23 ile dinin kemaline ve Hazerat-ı Hamse Mertebesine işaret vardı. 50 yaş arabada ki 5 kişide Hazerat-ı Hamse mertebesini gösteriyordu.

Said= Mubarek kutlu, uğurlu. Allah katında makbul.

İbrahim = Halil, Dost, İbrahimiyyet mertebesi..

İsmail = Her ne kadar zebih İshak A.S da olsa kurbiyyet ve Kabe’nin temellerinin yükselmesi Alper = Yiğit, Necdet ile aynı manayı vermekte..   

Mezarlık yeni kısımdaydı. Biraz aşağıya yürüdüler. Vazife yapıldı. Defin işlemi yapıldıktan sonra herkes hayatına bıraktığı yerden geri döndü.. Bazıları bir ders almış. Kimilerine bir etki de yapmamıştı.

“ Harisun aleyküm bilmü’minıne raufun rahiym.” Bir haftalık süreçte ayetin zuhuru, yaşantısı, müşahadesi oluşmuştu.[148]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(10)