Abdülkerîm Cîlî'nin Nâsût kavramına yaklaşımı nasıldır?
Abdülkerîm Cîlî'nin Nâsût kavramına yaklaşımı, onun İnsân-ı Kâmil adlı eserinde detaylıca işlenir ve Nâsût'u, ilâhî ruhun ayakta durduğu, varlığını muhafaza ettiği mahal olarak tanımlar¹. Cîlî'ye göre Nâsût, tasavvufî vücud mertebelerinin en kesif ve maddî olanıdır; âlem-i şehâdet, âlem-i mülk, âlem-i halk, âlem-i his, âlem-i anâsır, âlem-i ecsâm ve âlem-i mevâlîd gibi isimlerle de anılır². Bu mertebe, Hakk'ın latîf Zât'ının mertebe mertebe yoğun şekillere bürünerek ortaya çıkmasının bir sonucudur ve ilâhî tecellîlerin bütününe açık, sınırlı ancak açılabilir bir mahiyete sahiptir. Cîlî, özellikle Hz. İsa'nın Nâsût'una özel bir atıfta bulunarak, onun Nâsût'unun ruhunun tesiri altında olduğunu ve bu sebeple ona beşeriyeti olan bir isim verilemediğini, hatta "Rûhullah" olarak nitelendirildiğini belirtir³.
Detaylı cevap
Abdülkerîm Cîlî, tasavvufî düşüncesinde Nâsût'u, ilâhî ruhun kendisiyle kâim olduğu ve taalluk eylediği mahal olarak ele alır⁴. Bu tanım, Nâsût'un sadece maddî bir varlık alanı olmadığını, aynı zamanda ilâhî bir bağlantıya sahip olduğunu gösterir. Cîlî'nin eserlerinde Nâsût, vücud mertebeleri içinde en alt ve en kesif mertebe olarak yer alır. Bu mertebe, ehl-i hakîkat tarafından "şühûd-ı mutlak", "âlem-i şehâdet", "âlem-i mülk", "âlem-i halk", "âlem-i his", "âlem-i anâsır", "âlem-i ecsâm" ve "âlem-i mevâlîd" gibi çeşitli isimlerle anılır². Bu isimlendirmeler, Nâsût'un maddî ve duyusal âlemi temsil ettiğini vurgular. Cîlî'ye göre, bu tenezzüllerin hepsi, Hakk'ın latîf Zât'ının mertebe mertebe yoğun şekillere bürünerek ortaya çıkmasından ibarettir².
Cîlî, özellikle Hz. İsa'nın Nâsût'una dair özel bir açıklama getirir. Hz. İsa'nın Nâsût'unun ruhunun tesiri altında olması sebebiyle, ona beşeriyeti olan bir isim verilemediğini, hatta "Rûhullah" olarak adlandırıldığını ifade eder³. Bu durum, Hz. İsa'nın Nâsût'unun diğer insanlardan farklı bir yoğunluğa sahip olduğunu ve ilâhî ruh ile daha güçlü bir bağ içinde bulunduğunu gösterir. Cîlî'nin bu yaklaşımı, Nâsût'un sadece maddî bir varlık alanı olmanın ötesinde, ilâhî tecellîlerin farklı yoğunluklarda zuhur ettiği bir mertebe olduğunu ortaya koyar. Nâsût, tasavvufta beş mertebeli sıralamada (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) en alt mertebe olup, görünür dünyaya bakan veçhedir. Cîlî'nin İnsân-ı Kâmil adlı eseri, bu tür irfânî derinliği yüksek tasavvufî kavramları detaylıca ele alan önemli bir kaynaktır⁵.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1TB. Kelime-i Îseviyye · s.68“His ile bakışta, erkek suretinde olmakla, İsevi sureti onun mahall-i ruhu olup, "nâsût" isimlendirilmesi lâzım gelen bu görülen cisme mecazen "rûh" denildi. Ama”Oku
- 2Kelime-i Ya'kûbiyye · s.86“Ve bu mertebe, merâtibin eksefi olup, ehl-i hakîkat bu mertebeyi: Şühûd-ı mutlak, âlem-i şehâdet, âlem-i mülk, âlem-i nâsût, âlem-i halk, âlem-i his, âlem-i anâ”Oku
- 3TB. Kelime-i Îseviyye · s.49“His ile bakışta, erkek suretinde olmakla, İsevi sureti onun mahall-i ruhu olup, "nâsût" isimlendirilmesi lâzım gelen bu görülen cisme mecazen "rûh" denildi. Ama”Oku
- 4Kelime-i Îseviyye · s.68“Ve “nâsût”,15/18ancak kendisiyle bu rûhun kāim olduğu mahaldir. Binâenaleyh onunla kāim olması sebebiyle nâsût, “rûh” tesmiye Ve "nâsût" (insanlık âlemi), ancak”Oku
- 5Aşk ve İrfân Yolunda · s.349“Mevlânâ, Abdülkerîm-i el-Cîlî, Abdülkadir-i Geylânî, Mahmud Şebüsterî gibi büyüklere eserlerinde ve sohbetlerinde sık sık göndermede bulunması onun düşünce zeng”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.