İçeriğe atla

Aşk ile Muhabbet aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?

Çaprazlama4 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Tasavvufta aşk ve muhabbet, aynı ilâhî sevginin farklı mertebeleri olarak Fusûsu'l-Hikem'in Muhammediyye Fassı'nda birleşir. Muhabbet, Hak'tan kula ve kuldan Hak'ka olan karşılıklı sevgi iken, aşk bu muhabbetin şiddetlenmiş, mahvedici ve sâhibini fânî kılan hâlidir. Her ikisinin kaynağı "mutlak hüviyet" olan "Hu"dur ve "Küntü kenzen mahfiyyen" (Gizli bir hazine idim, bilinmekliğimi sevdim) hadîs-i kudsîsi bu sevginin başlangıcını işaret eder¹·². Muhammediyye Fassı'nda ârifin yaratılmışa duyduğu sevginin aslında yaratılmışın mazharında tecelli eden Hakk'a yönelik olduğu açıklanır; bu, ilâhî aşkın maddî suretlerdeki yansımasıdır³. Böylece aşk ve muhabbet, aynı ilâhî hakikatin farklı tezahürleri olarak bir araya gelir.

Detaylı cevap

Aşk ve muhabbet, tasavvufî sülûkun temel itici güçleridir ve aynı ilâhî sevgi kaynağından beslenirler. Muhabbet, Allah'ın kullarına ve kulların Allah'a duyduğu karşılıklı sevgidir. Kur'ân-ı Kerîm'deki "yuhibbuhum ve yuhibbûnehû" (Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler) ayeti bu iki yönlü sevginin mesnedidir. Aşk ise muhabbetin ifratından ve ziyadeliğinden ibaret olup, seveni sevdiğinde mahveden, akıl ve iradeyi geri çeken şiddetli bir hâldir⁴·⁵. Klasik tasavvuf, muhabbeti "kontrollü sevgi", aşkı ise "mahvedici sevgi" olarak ayırır.

Bu iki kavramın buluştuğu işleyiş, Fusûsu'l-Hikem'in Muhammediyye Fassı'nda açıklanır. Bu Fass, muhabbetin yeridir ve "mahbûbiyyet" bahsini içerir. Burada, ârifin yaratılmışlara, özellikle kadına duyduğu sevginin, aslında o yaratılmışın bir mazharı (tecelli ettiği yer) olarak görünen Hakk'a yönelik olduğu belirtilir³. Yani, Hakk'ı maddeden soyut olarak görmek mümkün olmadığından, ârifin maddî suretlerde gördüğü güzellik ve duyduğu sevgi, aslında ilâhî aşkın bir yansımasıdır. Bu durum, "mecâz hakîkatin köprüsüdür" düsturuyla da ifade edilir; mecâzî aşk, hakîkî aşka geçiş için bir eğitim aracıdır.

Tüm aşk ve muhabbetlerin kaynağı, "mutlak hüviyet" olan "Hu"dur⁶. "Küntü kenzen mahfiyyen" hadîs-i kudsîsi, Allah'ın bilinmeyi sevmesiyle bu âlemlerin ve içindeki tüm sevgi tezahürlerinin ortaya çıktığını gösterir¹·². Dolayısıyla, muhabbet ve aşk, aynı ilâhî sevginin farklı yoğunluktaki tezahürleri olarak, Muhammediyye Fassı'nda yaratılmışlar üzerinden Hakk'a ulaşma yolunda birleşirler.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1TB. Kelime-i Îseviyye · s.238Hani “küntü kenzen mahfiyyen” yani ben sevdim, muhabbet ettim işte bu öz içerisinde bütün bu alemlerin ateşi derecesi hepsi bunun içindedir. Hep muhabbettedir. Oku
  2. 2Sohbet Arası Sohbetler CD 9 (2002) · s.214Ama maddi ama manevi ama birileri ihtiyacından “ah” ediyor, birileri muhabbetinden “ah” ediyor. İkisinin arasında da fark vardır. Kendileri bu sırları bilseler Oku
  3. 3Kelime-i Muhammediyye · s.341Bu sebeple bu şerefli beyitte cenâb-ı pîr-i destgîr (yardımcı pir), mübarek dilleriyle: "Halk zanneder ki, ben yaratılmışa âşıkım; aksine benim aşkım, yaratılmıOku
  4. 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.90karşı muhabbet-i hakîkî sâbit olur; ve bu bir matlabda ya'ni muhabbet matlabında “Yuhibbuhum”e dahi yakîn ve karîn olur. Ya'ni Hak için dahi sıfat-ı muhabbeti iOku
  5. 5K1-19
  6. 6Kelime-i Tevhîd · s.374Ne tür "ah..." olursa olsun, bu muhabbetlerin hepsinin kaynağı "mutlak hüviyet" olan bu () "hu"dur. Kendileri bu sırrı bilseler de bilmeseler de, bütün aşklarıOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.