İçeriğe atla

Bekâ kavramı hangi Fass ile ilişkilendirilir?

Kavram-Fass Eşleşmesi0 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Bekâ kavramı, tasavvufta sâlikin fenâdan sonra Hak ile kâim olması ve bekâ billâh mertebesine ulaşması anlamına gelir. Bu mertebe, Rahmân Sûresi'nin 26-27. âyetlerinde geçen "küllü men aleyhâ fân, ve yebkâ vechu rabbike" (yeryüzünde olan herkes fânîdir, Rabb'inin vechi bâkîdir) ifadesiyle temellendirilir ve sülûkun kemâl noktasıdır. Fusûsu'l-Hikem'de ise bekânın yeri, Hz. Peygamber'in kâmil bekâ makâmını temsil eden "Muhammediyye Fassı"nın mahbûbiyyet bahsidir. Bu fass, sâlikin fenâdan sonra Hak ile bâkî kalarak halka dönmesini ve halk içinde Hak ile yaşamasını ele alır.

Detaylı cevap

Bekâ, tasavvufî sülûkun nihai mertebesi olup, fenâ makâmının ardından gelir. Sâlik, fenâda kendi vücud iddiâsından fânî olurken, bekâda Hak'ın vücuduyla bâkî kalır. Bu durum, "bekâ billâh" olarak da adlandırılır ve "Allah ile bekâ, Allah'la kâim olmak" demektir. Mesnevî'de de ifade edildiği üzere, fânînin ayrılığında olanlar, "kân"a (madene) mensup olan bekâ lâlinden, yani sonsuzluk incisinden gâfildirler¹. Bekâ, fenânın zıttı değil, onun devamıdır; sâlik fenâda kendi beşerî sıfatlarından fânî olur, bekâda ise Hak'ın sıfatlarıyla kâim bulunur².

Bu vuslat, bekâ içinde bekâdır; ancak başlangıçtan itibaren o bekâ, fenâ içindedir². Sâlikin nefsânî kesâfeti rûhânî letâfete dönüştüğünde ve rûha Rabbânî tecellî vâki olduğunda, bekâ zâtın ayrılmaz bir sıfatı hâline gelir. Bu hâl, sâlikin mecâzî vücudunun fânî olmasından sonra gerçekleştiği için "fenâ içinde bekâ" olarak nitelendirilir³. Bekâyı fenâda müşâhede eden sâlikin cismi, gizli işâretlerden erir⁴.

Bekâ kavramının Fusûsu'l-Hikem'deki yeri, Hz. Peygamber'in kâmil bekâ makâmını ve mahbûbiyyetini işleyen Muhammediyye Fassı'dır. Hz. Peygamber, Mîrâc'da lâhûta urûc etmiş ve halkı Hak'a çağırmak için geri dönmüştür; bu dönüş, onun bekâ makâmının ve mahbûbiyyetinin bir ifadesidir. Bu makâmda sâlik, halk içinde Hak ile yaşar, zâhirde insan iken bâtında Hak ile meşguldür. Sâd Sûresi'nde de belirtildiği gibi, fenâ ile yok oluşun ardından bekâ ile diriliş, "nebeün azîm"in hakikatidir⁵.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.3871Çünkü onlar fânînin firâkındadırlar; "kân"a (mâdene) mensûb olan bekâ la'linden gâfildirler! &10024; 478. Çünkü onlar fânînin ayrılığındadırlar; "kân"a (madene)Oku
  2. 2Kelime-i İshâkiyye · s.205ندر فناستول آن بقاليك زندر بقاستگر چه آن وصلت بقا Tercüme: “Gerçi o vuslat bekā içinde bekādır. Velâkin ibtidâdan o bekā fenâ içindedir.” &10024; Tercüme: “GerçOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 · s.1978Ma'lüm olsun ki, sâlikin kesâfet-i nefsâniyyesi evvelen letâfet-i rühâniyyeye mübeddel olur ve rühun şânı ise bekâdır; zirâ şe'n-i ilâhidir ve ba'dehü rüha teceOku
  4. 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1962Bekâyı fenâda müşâhede ettiğim zamandan beri, benim cismim gizli işâretlerden eridi. &10024; 1895. Bekâyı fenâda (yoklukta ebedî varlığı) müşâhede ettiğim zamanOku
  5. 5Sâd Sûresi · s.134Bunun nihai sonucu, fenâ ve bekâ hakikatidir. Sâlik, önce nefsin arzu ve iddialarında fânî olur; bütün benlikler, gizli ilahlar ve mâsivâdan gelen perde ve iddiOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.