İçeriğe atla

Cem ve Cem'u'l-cem'i birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?

Çaprazlama0 görüntülenme2 kaynak
Kısa cevap

Cem ve Cem'u'l-cem' kavramları, tasavvufta sâlikin kesretten vahdete ve oradan tekrar kesretle vahdeti birleştiren kâmil makâma ulaşmasını ifade eder. Bu iki makâmı birlikte düşünmek, özellikle İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserindeki İdrîsiyye Fassı üzerinden anlaşılabilir. Zira İdrîsiyye Fassı, berzah kavramının menşei olup, sâlikin nefs ve ruh arasındaki dönüşüm anlarını, hâlden makâma geçişlerini, yani cem ve cem'u'l-cem' gibi mertebeler arasındaki geçişleri ve bu mertebelerin işleyişini açıklayan bir vücudî berzah katmanını içerir. Cem, sâlikin bütün esmâî tecellîleri tek bir merkezde toplaması, kesretin ardındaki vahdeti görmesi iken, cem'u'l-cem' ise bu vahdeti kesretle birlikte müşâhede etme, yani bekâ billâh makâmıdır¹.

Detaylı cevap

Cem, tasavvufta sâlikin kesretten vahdete yönelmesi, tüm esmâî tecellîleri tek bir merkezde toplaması mertebesidir. Bu makâmda sâlik, "şu Hak, şu kul, şu dünyâ, şu âhiret" gibi ayrı taayyünlerle algılanan kesretin ardındaki vahdeti görmeye başlar; her şeyin Hak'ın tecellîsi olduğunu idrâk eder. Bu hâl, fenâ fillâh'a yakın bir durumdur. Cem'u'l-cem' ise, cem makâmından sonra gelen ve "fark ba'de'l-cem'" olarak da adlandırılan, sülûkun en kâmil mertebesidir². Bu makâmda sâlik, vahdeti kesretle birlikte görür; "Hak hem birdir hem çoktur" anlayışına ulaşır. Bu, bekâ billâh ehlinin makâmıdır; sıfatın Zât'a, Zât'ın da sıfata perde olmadığı bir hâldir¹.

Bu iki makâmı birlikte düşünmek, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserindeki İdrîsiyye Fassı üzerinden daha iyi anlaşılır. Fusûsu'l-Hikem, her biri bir peygamberin temsil ettiği bir hikmeti taşıyan 27 Fass'tan oluşur. İdrîsiyye Fassı, berzah kavramının menşei olarak kabul edilir. Berzah, iki âlem arasındaki ara perde, ne tamamen birinin ne de diğerinin sıfatlarını taşıyan, ikisinin arasında câmi' bir kuşaktır. Tasavvufta berzah, sâlikin nefs ve ruh arasındaki tahavvül anlarını, hâlden makâma geçişlerini ifade eden sülûkî bir katmanı da içerir. Cem ve cem'u'l-cem' makâmları arasındaki geçişler ve bu mertebelerin işleyişi, sâlikin iç dünyasındaki bu berzahî dönüşümlerle yakından ilişkilidir. Sâlik, cem makâmında kesretin saydamlaşarak vahdeti göstermesiyle bir berzah hâli yaşar; cem'u'l-cem'de ise bu berzah hâli kemâle erer ve vahdet ile kesretin bir arada müşâhedesi gerçekleşir. Bu durum, sâlikin halvet ve çileye olan ihtiyacının kalktığı, olgunluğa eriştiği bir makâmı işaret eder².

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 4 · s.839İkincisi "cem'" (toplama) ve "fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) halidir ki, Zât sıfata perde olur. Üçüncüsü "cem'u'l-cem'" (cem'in cem'i) ve "bakâ-billâh" (AllahOku
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.977Çünkü bu mertebeye vusûl ettikten sonra, yukarıda 3604 numaralı beyitte anlatıldığı üzere, artık onun için halvet ve çileye ihtiyaç kalmaz. Meşâyih-i kirâm hazaOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.