İçeriğe atla

Devran kavramı hangi Fass ile ilişkilendirilir?

Kavram-Fass Eşleşmesi1 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Devran kavramı, Fusûsu'l-Hikem'de doğrudan belirli bir Fass ile ilişkilendirilmez; ancak genel olarak tasavvuftaki "devr-i kâinat" anlamıyla Sâlihiyye Fassı'ndaki "kün" emrinin vücudî temeliyle ilişkilendirilir. Zikrî devran ise, sâlikin kendi varlık iddiasından soyunarak Hakk'a yönelmesi ve kâinatın Hak'tan çıkıp Hak'a dönüşünü temsil etmesi yönüyle İdrîsiyye Fassı'nın "tathîr → mevt-i irâdî → ruhâniyet" silsilesinde yaşanan sülûkî devranla mânevî bir bağ kurar. Bu bağ, devranın sadece fiziksel bir hareket olmayıp, aynı zamanda sâlikin mânevî yükselişini ve fenâ hâlini temsil etmesinden kaynaklanır.

Detaylı cevap

Devran, tasavvufta hem kevnî bir hakikati hem de sülûkî bir uygulamayı ifade eder. Kevnî anlamda, devr-i kâinat olarak bilinen bu hakikat, varlığın Hak'tan zuhur edip (kavs-i nüzûl) tekrar Hak'ka dönen halkasal hareketini anlatır. Bu bağlamda, Sâlihiyye Fassı'nda geçen "kün" (ol) emrinin tecellisi, devranın vücudî temelini oluşturur; zira kâinat bu "kün" emriyle varlık bulmuş ve Hak'ka doğru bir dönüşe başlamıştır.

Uygulamalı anlamda ise devran, özellikle Halvetî ve Mevlevî tarikatlarında görülen, dervişlerin halka olup dönerek yaptıkları cehrî zikir şeklidir¹. Bu zikrî devran, sâlikin kendi nefsinden arınarak Hakk'a yönelmesini sembolize eder. Sâlikin dönüşü, "lâ ilâhe illâllâh" kelimesinin somut bir tezahürü olarak kabul edilir; "lâ" ile dış âlemden geçilir, "illâllâh" ile merkeze (Hak'ka) dönülür. Bu mânevî arınma ve Hak'ka yöneliş süreci, İdrîsiyye Fassı'nda ele alınan fenâ kavramıyla yakından ilişkilidir. Fenâ, sâlikin kendi varlık iddiasından soyunması ve varlığın Hak'ka ait olduğunu idrak etmesidir. İdrîsiyye Fassı'nda fenâ, tathîr → mevt-i irâdî → ruhâniyet silsilesiyle açıklanır. Devran zikri esnasında sâliklerin "huzur, tecrid (tam temizlenme) ve istiğrak (gark olma) haliyle" devran etmeleri gerektiği belirtilir ki, bu da fenâ hâline ulaşma çabasının bir göstergesidir²·³. Bu sayede, "vücut-u unsuri" olan beden, "Nur-u Esma, ef'al, sıfattan hissedar olarak tahkik makamına" ulaşır²·³. Mevlevî devranında ise "kün" emrinden sonra ef'al, sıfat, zat mertebelerine ima yoluyla üç defa cem ve fark ile beraber devran yapılması, vahdet-i zatiye, ahadiyet ve vahidiyet mertebelerine işaret eder⁴·⁵. Bu da devranın, sâlikin mânevî mertebelerde yükselişini ve Hakk'ın tecellilerini idrak etmesini sağlayan bir araç olduğunu gösterir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mübârek Geceler, s.17, Devran
  2. 2Tuhfetu'l-Uşşâkî · s.59Devran halkasında olanlar tarafına teveccüh'e (yönelme) başlar, İsm-i A'zam'ın nispetinde, bağlılığında, eşitliğini devran suretiyle ima için gösterir. ... Ey sOku
  3. 3Tesbih ve Zikir · s.119173 bütün esmâların arasında müşterek olduğunu göstermek için de Mürşid mihver noktasında, kendi mihverinde kendi kendinde olarak dönmeğe (devran-a) başlar. DevOku
  4. 4Sohbet Arası Sohbetler CD 16 · s.13Tarik-i aliyei mevleviye devranında ise sırr-ı nefih gaibden feyz alan zuhurdan harfsiz ve sessiz “Kün” yani ol emri ile Hakkıyla olunan tecelliden sonra yani “Oku
  5. 5Sohbet Arası Sohbetler CD 5 (2001) · s.13Tarik-i aliyei mevleviye devranında ise sırr-ı nefih gaibden feyz alan zuhurdan harfsiz ve sessiz “Kün” yani ol emri ile Hakkıyla olunan tecelliden sonra yani “Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.