En'âm 79 ayeti sâlik için ne anlama gelir?
En'âm Sûresi'nin 79. âyeti, tasavvufî sülûkta sâlik için tam bir teslimiyet hâlini ve tevhidin özünü ifade eder. Bu âyet, sâlikin kendi varlığını ve iradesini Hakk'ın iradesine teslim etmesini, vechini (yüzünü, yönünü) semâvât ve arzı fıtrat üzere halk eden Allah'a döndürmesini buyurur. Bu teslimiyet, sâlikin kendi müstakil varlık iddiasından soyunarak, varlığın yalnızca Allah'a ait olduğunu idrak etmesi olan fenâ makamına ulaşmasının bir işaretidir. Özellikle İbrahimiyet mertebesinde ilerleyen sâlikler için bu âyet, kendi nefsinin hayvani yönlerinden arınarak Hakk'a yönelmenin ve şirkin her türlüsünden uzaklaşmanın bir remzidir¹·²·³·⁴.
Detaylı cevap
En'âm Sûresi'nin 79. âyeti, "İnnî veccehtü vechiye lilleziy fetaressemavati vel arda hanîfen ve mâ ene minel müşrikîn" (Ben vechimi öyle bir veçhe karşı tuttum (teslim ettim) ki; o vecih, semâvât ve arzı fıtratı üzere halk etmiştir ve ben müşriklerden değilim) şeklinde ifade edilir³. Bu âyet, tasavvufta sâlikin fenâ fillâh makamına ulaşma yolculuğunda önemli bir duraktır. Fenâ, sâlikin kendi nefsinin sıfat ve vasıflarının Hakk'ın sıfatları karşısında perdesizleşmesi, kendi vücut iddiasından soyunmasıdır.
Sâlik, bu âyetle kendi iradesini ve varlığını tamamen Allah'a teslim ettiğini beyan eder. Bu teslimiyet, "Allah de, gerisini bırak" anlamındaki "Kulillâhi sümme zerhüm" (En'âm, 6/91) ilkesiyle de örtüşür ve tevhidin özünü işaret eder (Kulillâhi Sümme Zerhüm). Sâlik, bu mertebede kendi fiillerinin müstakil olmadığını, fâilin Hak olduğunu görür (fenâ-yı ef'âl); sıfatlarının Hakk'ın sıfatlarının zılleri olduğunu müşâhede eder (fenâ-yı sıfât); ve nihayet zâtının da müstakil bir varlık olmadığını, varlığın Hak'tan ibaret olduğunu hak'el-yakîn ile bilir (fenâ-yı zât).
Âyette geçen "hanîfen" ifadesi, sâlikin şirkin her türlüsünden uzaklaşarak tam bir tevhid inancına yönelmesini vurgular. "Müşrikîn"den olmama beyanı, sâlikin kendi nefsini ve hayvani yönlerini (en'âm) terbiye ederek, Hakk'a yönelme mücadelesini (mücâhede) başarıyla sürdürdüğünü gösterir⁵·⁶. Bu, aynı zamanda sâlikin Nefs-i Mülhime mertebesinde ilham almaya başladığı ve kendi dar aklının ötesinde bir kaynaktan beslendiği bir hâli de ifade edebilir (Nefs-i Mülhime). Bu teslimiyet, İbrahimiyet mertebesinde ilerleyen sâlik için bir makam olup, Hakk'ın "et-Tevvâb" isminin tecellî ettiği bir yaşam alanıdır.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Tevbe Sûresi · s.178“Buradaki teslimiyet , tam bir teslimiyettir, İbrahimiyet mertebesinde ilerlemeye devam eden salik, Kur’anı Keriym En’am Sûresi 6. sûre 79. ayette inniy veccehtü”Oku
- 2Yûnus Sûresi · s.64“Buradaki teslimiyet , tam bir teslimiyettir, İbrahimiyet mertebesinde ilerlemeye devam eden salik, Kur’anı Keriym En’am Suresi 6. sure 79. ayette inniy veccehtü”Oku
- 3Sâffât Sûresi · s.91“Buradaki teslimiyet , tam bir teslimiyettir, İbrahimiyet mertebesinde ilerlemeye devam eden salik, Kur’anı Keriym En’am Suresi 6. sure 79. ayette inniy veccehtü”Oku
- 4Er-Rahmân · s.82“Buradaki teslimiyet , tam bir teslimiyettir, İbrahimiyet mertebesinde ilerlemeye devam eden salik, Kur’anı Keriym En’am Suresi 6. sure 79. ayette ”Oku
- 5Mü'minûn Sûresi · s.40“------------------- Bu âyet, zâhiren hayvânların ( en'âm ) insânlara sunduğu faydaları hatırlatır. Bâtınen bakıldığında; " Ve inne lekum fil en'âmi le ibreh " (”Oku
- 6Mücâhede
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.