İçeriğe atla

Fakr kavramının zâhir-bâtın mertebeleri nelerdir?

Kavram TanımıTemel düzey23 görüntülenme8 kaynak
Kısa cevap

Fakr kavramı, tasavvufta sâlikin Hak karşısında mutlak ihtiyaç sahibi olduğunu idrak etmesi ve kalbin Hak'tan başkasına muhtaç olmaması hâlidir (K1). Bu hâl, zâhir ve bâtın mertebeleriyle ele alınır. Zâhirî fakr, malın azlığı veya dünyevî şeylerden el çekme gibi dışsal tezahürleri ifade ederken¹, bâtınî fakr, nefsin benlik iddiâsından, vücudiyetten ve Hak'tan gayrı her şeyden soyunarak yalnızca Hakk'ın varlığına muhtaç olduğunu ilmen, hâlen ve zevken bilmektir². Hakîkî fakr, kalbin dünya muhabbetinden arınması ve kendi nefsinden fani olup Hak ile bâkî olmasıdır³. Bu bâtınî idrak, "Fakr tamam olduğunda o Allah'tır" sırrına ulaşmayı sağlar ki bu da fenâfillâh makamıdır⁴.

Detaylı cevap

Fakrın zâhir ve bâtın mertebeleri, tasavvufî sülûkun farklı mertebelerinde tezahür eder. Zâhirî fakr, genellikle "fakr-ı sûrî" olarak adlandırılır ve dışsal yoksulluk, maldan mülkten el çekme gibi görünen hâlleri ifade eder³. Ancak bu, tasavvufta asıl maksat değildir; aksine, dünya muhabbetini kalbinden koparıp atamamış kimseler için bir ilâhî belâ dahi olabilir¹. Zâhirî fakr, Hak'tan gelen bir atâ olarak da görülebilir; isti'dâda münâsip olan fakrın verilmesi gibi⁵.

Bâtınî fakr ise fakrın hakîkî veçhesidir. Bu, sâlikin kendi varlığından, irâdesinden ve her türlü mâsivâdan soyunarak yalnızca Allah'a muhtaç olduğunu idrak etmesi hâlidir⁶. Bâtınî fakr, nefsin benliğinden, azametinden, kibrinden ve makam sevgisinden "fakîr" olmayı, yani kendini hiçbir şey saymamayı içerir (K1). En derin kademesi ise "vücudî fakr"dır; sâlikin kendi vücud iddiâsından fakîr olması, "ben varım" demeyi terk etmesidir (K1). Bu mertebede sâlik, varlık hususunda Hakk'ın varlığına ilmen, hâlen ve zevken muhtaç olduğunu bilir². "Fakr tamam olduğunda o Allah'tır" sözü, bu bâtınî fakrın kemâle erdiğinde, sâlikin kendi nefsinden fani olup Hak ile bâkî kalmasını, yani fenâfillâh makamına ulaşmasını anlatır⁴·³. Bu hâl, "fakr-ı mutlak" olarak da ifade edilir ki, zâttan, sıfâttan ve ef'âlden hiçbir şeyi kendinin mülkü addetmemektir⁷. Zâhir ve bâtın arasındaki bu ilişki, tek bir hakikatin farklı mertebeleri olup⁸, tasavvufun aslî dengesi bu çiftin birbirinden ayrı tutulmamasıdır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Mesnevî Cilt 2 · Beyit 2740 (s. 225)“Hâlbuki fakr onların zannı gibi değildir; aksine hakîkî fakr (fakr-ı hakîkî), dünyaya ve dünyanın izz ü câhına ve malına olan muhabbetleri kalbinden koparıp atm”Oku
  2. 2Mesnevî Cilt 3 · Beyit 5979 (s. 5979)““Fakr”dan murâd, fakr-ı hakikidir ki, bu fakr ile tahakkuk eden kimse, varlık husüsunda Hakk'ın varlığına muhtâç olduğunu ilmen ve hâlen ve zevken bilir. Bunun ”Oku
  3. 3Kelime-i İbrâhîmiyye, s. 184“Açıklama: "Fakr"dan kastedilen "sûrî fakr" (zahiri yoksulluk), yani bütün malını mülkünü terk edip bir lokma ekmeğe muhtaç olacak bir hale gelmek değildir. Aksi”Oku
  4. 4Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri, s. 48“Fakr öyle büyük bir mertebedir ki iki âleminde üzerine çıkarak a’mâiyyet mertebesine geçmektedir yâni kimlikler ortadan kalkmakta hakîkatlerine dönüşmektedir. B”Oku
  5. 5Mesnevî Cilt 1 · Beyit 480 (s. 203)“Gerek zâhire ve gerek bâtına taalluk eden Hakk'ın görüşü, bizim yalnız zâhiri görüşümüze mukğbil ne güzel bir bedeldir! Onun görüşü, bizim is- ti'dâdımıza lâyık”Oku
  6. 6Fakr
  7. 7Mesnevî Cilt 9 · Beyit 600 (s. 217)“Her sabah fakr-ı mutlaktan ders al.” “Fakr-ı mutlak”, zâttan ve sıfâttan ve ef'âlden hiçbir şeyi kendinin mülkü addetmemektir. Zirâ hakîkî olan varlığın ve vücû”Oku
  8. 8Ra'd Sûresi, s. 138“Gayb ve şehadet, tek bir hakikatin farklı boyutlarıdır. Gayb, Allah’ın ilminde gizli olan batın; şehadet ise onun zahirdeki görünümüdür. İnsan, kendi nefsinde b”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.