İçeriğe atla

Fakr'ın Muhammediyye Fassı'ndaki dayanağı nedir?

Kavram-Fass Eşleşmesi0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Fakrın Muhammediyye Fassı'ndaki dayanağı, sâlikin Hak karşısında mutlak ihtiyaç sahibi olduğunu idrâk etmesi ve kalbinin Hak'tan başkasına muhtaç olmaması hâlidir. Bu durum, Hakîkat-i Muhammediyye'nin temsil ettiği kemalat mertebesiyle ilişkilidir; zira Hakîkat-i Muhammediyye, Allah'ın ilk taayyünü ve kâinatın halk sebebidir. Fakrın kemalatında Hakk'ın zuhura çıkması, miskinlik mertebesindeki sükûnetten farklı olarak, Hakk'ın orada var olması ve kendini göstermesidir¹·²·³·⁴. Bu, sâlikin kendi vücud iddiâsından fakîr olması ve fenâya ulaşmasıyla gerçekleşir ki, bu da Hakîkat-i Muhammediyye'nin tevhidin en üst zuhuru olarak kabul edilen mertebesiyle örtüşür (Mertebe-i Muhammediyye).

Detaylı cevap

Fakr, tasavvufta sâlikin Cenâb-ı Hakk karşısında mutlak ihtiyaç sahibi olduğunu idrâk etmesi ve kalbinin Hak'tan başkasına muhtaç olmaması hâlidir. Bu hâl, Fâtır Sûresi'nin 15. ayetinde geçen "yâ eyyühe'n-nâs entümü'l-fukarâ ilâ'llâh ve'llâhu hüve'l-ğaniyyü'l-hamîd" (Ey insanlar, siz Allah'a muhtâcsınız, Allah ise zengindir, hamde lâyıktır) ifadesiyle temellenir. Muhammediyye Fassı'ndaki dayanak, Hakîkat-i Muhammediyye'nin temsil ettiği kemalat mertebesiyle yakından ilişkilidir. Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvuf mâverâsının en derin terimlerinden biri olup, Hz. Muhammed'in hem beşerî yönünü hem de Hak'ın ilk taayyünü, akl-ı evvel ve kâinatın halk sebebi olan hakîkat yönünü ifade eder. Bu hakîkat, "küntü kenzen mahfîyyen, fa-ahbabtu en u'rafe, fa-halaktü'l-halka li-u'rafe" (gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı yarattım) hadîs-i kudsîsiyle desteklenir.

Fakrın kemalatında Hakk'ın zuhura çıkması, miskinlik mertebesindeki sükûnetten farklıdır. Miskinlikte Ulûhiyyet mertebesi sükûnette olup, Hakk orada vardır fakat zuhura çıkmamıştır; kişinin nefsaniyetinden kırıntı kalmadığından sâkin olmuştur. Ancak fakrın kemalatında Hakk'ın orada zuhura çıkması söz konusudur¹·²·³·⁴. Bu durum, sâlikin kendi "vücud iddiâsından" fakîr olması ve fenâya ulaşmasıyla gerçekleşir. "El-fakru izâ temmu hüve'llâhu" (fakr tamamlandığında o Allah'tır) tâbiri de bu fenâ fillâh hâlini ifade eder. Hakîkat-i Muhammediyye, tevhidin en üst zuhuru olarak kabul edilen bir mertebedir (Mertebe-i Muhammediyye), bu da fakrın kemalatında Hakk'ın zuhur etmesiyle doğrudan ilişkilidir. Fakr, Cenâb-ı Hakk'ın zâtında olan bir sığınma yeridir⁵. Vâhidiyet mertebesi, ahadiyet mertebesine nisbetle, Yüce Allah'ın en latif olan zâtının bir mertebe yoğunlaşmasından başka bir şey değildir; sırf zât bu mertebenin bâtını, vâhidiyet mertebesi ise sırf zâtın zâhiridir⁶. Bu, ilâhî sıfatların suretleri ve mümkün varlıkların hakikatleri ve dayanağıdır⁶.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Zekât ve İnfâk · s.191Miskinlik Ulûhiyyet mertebesinin orada sükûnette olması, yani sâkin olması, kendi nefsaniyetinden kırıntı kalmadığından sâkin olmuştur, Hakk orada vardır fakat Oku
  2. 2Nûr Sûresi · s.31Miskinlik Ulûhiyyet mertebesinin orada sükûnette olması, yani sâkin olması, kendi nefsaniyetinden kırıntı kalmadığından sâkin olmuş-tur, Hakk orada vardır fakatOku
  3. 3Bakara Sûresi · s.325Miskinlik Ulûhiyyet mertebesinin orada sükûnette olması, yani sâkin olması, kendi nefsaniyetinden kırıntı kalmadığından sâkin olmuş-tur, Hakk orada vardır fakatOku
  4. 4Haşr Sûresi · s.28Miskinlik Ulûhiyyet mertebesinin orada sükûnette olması, yani sâkin olması, kendi nefsaniyetinden kırıntı kalmadığından sâkin olmuştur, Hakk orada vardır fakat Oku
  5. 5Risâle-i Gavsiyye · s.34Burada fakr’da olanlar olarak yapılan ayırım Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın zâtında olan sığınma yeridir.Oku
  6. 6Kelime-i Âdemiyye · s.36Çünkü onlar ilâhî sıfatların şekilleridir; ve mümkün varlıkların hakikatleri ve dayanağıdır. ... Bu konudaki ayrıntılar Dâvûd Fassı'nın sonunda ve Lokmân Fassı'Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.