Fenâ fillâh kavramının sâlikteki işleyişi nedir?
Fenâ fillâh, tasavvuf sülûkunun zirve makâmı olup, sâlikin kendi vücud iddiâsından soyunarak Hak'la kâim olduğu hâlin adıdır. Bu makâmda sâlik, kendi varlığının müstakil olmadığını, varlığın Hak'tan ibâret olduğunu hak'el-yakîn ile idrâk eder. Rahmân Sûresi'nin 26-27. âyetleri ("küllü men aleyhâ fân, ve yebkâ vechu rabbike") fenânın asıl dayanağıdır. Fenâ fillâh, fenâ-yı ef'âl, fenâ-yı sıfât ve fenâ-yı zât silsilesinin tepe noktasıdır ve sâlikin Hak'ta fânî olmasıyla gerçekleşir. Bu makâmda sâlik, halkın varlığını gözünde gizli görür ve kendisinin Hak sarhoşluğu halk arasında belirgin olur¹.
Detaylı cevap
Fenâ fillâh, sâlikin tasavvufî yolculuğunda kemâle erdiği, ancak son durak olmayan bir makâmdır. Bu makâm, sâlikin kendi benliğinden, fiillerinden, sıfatlarından ve nihayet zâtından fânî olmasıyla gerçekleşen üç kademeli bir işleyişe sahiptir.
İlk olarak, fenâ-yı ef'âl mertebesinde sâlik, tüm fiillerin Hak'tan zuhûr ettiğini idrâk eder ve "lâ fâile illâllâh" (Hak'tan başka fâil yoktur) hâlini yaşar. Enfâl Sûresi'nin 17. âyetindeki "velâkinnallâhe katelehum" (siz öldürmediniz, Allah öldürdü) ifadesi bu kademenin tahkîk yeridir.
İkinci olarak, fenâ-yı sıfât mertebesinde sâlik, kendi sıfatlarının (ilim, kudret, irâde gibi) Hak'ın sıfatlarının zılleri olduğunu müşâhede eder ve "lâ mevsûfe illâllâh" hâlini yaşar.
Son olarak, fenâ-yı zât mertebesinde sâlik, kendi zâtının da müstakil bir varlık olmadığını, varlığın Hak'tan ibâret olduğunu hak'el-yakîn ile bilir. Bu mertebe, fenâ fillâh'ın tam karşılığıdır. Bu hâl, En'âm Sûresi'nin 91. âyetindeki "Kulillâhi sümme zerhüm" (Allah de, gerisini bırak) ifadesiyle işaret edilen tevhidin özünü barındırır (Kulillâhi Sümme Zerhüm).
Fenâ fillâh makâmına ulaşan sâlik, halkın varlığını gözünde gizli görür ve kendisinin Hak sarhoşluğu halk arasında açıkça belirgin olur. Bu sebeple halk onu olgun zannedip ondan yardım isterler¹. Ancak bu makâm, bekâ billâh makâmına terakki etmemiş ilahi cezbelilerin çoğunun kaldığı bir yer olabilir². Fenâ fillâh, İseviyet mertebesinde de misalle anlatılan bir oluşumdur; ancak her mertebenin fenâ fillâh'ı kendi sınırları içinde düşünülmeli ve yaşanılmalıdır³·⁴·⁵. Bu makâmda aşk, sâlik için bal gibi lezzetlidir ve onu bekâ billâh mertebesine taşır⁶.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.
- 1Mesnevî Cilt 11 · Beyit 762 (s. 260)“Ya'ni, ey fenâ-fillâh mertebesinde bulunan sâlik! Git, diğer Hak sarhoşlarının arasından ayrılıp bekâ-billâh mertebesine terakki et ve onlardan bu süretle mümtğ”Oku
- 2Mesnevî Cilt 11 · Beyit 762 (s. 260)“Ya'ni, ey fenâ-fillâh mertebesinde bulunan sâlik! Git, diğer Hak sarhoşlarının arasından ayrılıp bekâ-billâh mertebesine terakki et ve onlardan bu süretle mümtğ”Oku
- 3Altı Peygamber (Cilt 2), s. 22“Ancak burada ki, (fenâ fillâh) “Hakk’ta fânî-yok olmak hususu, Îseviyyet mertebesinde ki, (fenâ fillâh) ile karıştırmayalım. Bura da ki; (fenâ fillâh) Nûhiyyet ”Oku
- 4Sohbet Arası Sohbetler (25), s. 64“Ekilecek yer olan toprak ise fena fillah mertebesi olan salik-i sadıktır ki onun üzerinde her türlü işlemi yapar. İseviyet mertebesinde misalle anlatılmaya çalı”Oku
- 5Sohbet Arası Sohbetler CD 13 (2003), s. 129“Yeri gelmişken burada küçük bir sırrıda fısıldayalım: Salik yolculuğunda “fena fillâh”a (Hak’da fani olma) (yokluk, hiçlik, tükenmişlik sahasına) ulaşınca, tabi”Oku
- 6Mesnevî Cilt 13 · Beyit 4005 (s. 32)““Büyükler”den murâd, fenâ-fillâh mertebesinde olan zevâttır ki, aşk onlar için bal gibi lezizdir. Ve bu lezzet onları bekâ-billâh mertebesine getirir. Ve “çocuk”Oku
Dayandığı eserler
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.