İçeriğe atla

Hakîkat ile Mârifet aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?

Çaprazlama1 görüntülenme7 kaynak
Kısa cevap

Hakîkat ile Mârifet, tasavvuf sülûkunun son iki mertebesi olup, Hak'ın doğrudan müşâhedesi ve bilfiil tanınmasıyla birbirini tamamlar. Bu iki mertebe, şerîat ve tarîkattan sonra gelir ve tevhid üzerine kurulmuştur¹. Hakîkat, Hak'ın varlığını ve tecellîlerini müşâhede etme hâli iken, Mârifet bu müşâhedeyi idrâk ederek Hak'ı esmâ, sıfât ve zâtıyla tanıma, yani vâsıllığın kemâlidir. Özellikle Fusûsu'l-Hikem'deki peygamber Fass'ları, bu hakikat ve mârifet zevklerinin farklı veçhelerini açığa vurur; her bir Fass, bir peygamberin temsil ettiği hikmet aracılığıyla bu derin idrâk ve tanıma hâllerini somutlaştırır².

Detaylı cevap

Hakîkat ve Mârifet, tasavvufî sülûkun dört temel mertebesinden son ikisidir: Şerîat, Tarîkat, Hakîkat ve Mârifet¹. Şerîat ve Tarîkat tenzih üzerine kuruluyken, Hakîkat teşbih üzerine, Mârifet ise tevhid üzerine kurulmuştur¹. Bu mertebeler, sâlikin Hak'a doğru ilerleyişinde farklı idrâk seviyelerini temsil eder. Hakîkat mertebesine geçildiğinde, bilinen bilgilerin başka açılımları ortaya çıkar ve bu bilgiler her mertebede farklı bir derinlikle yaşanır¹.

Mârifet, Hak'ı bilfiil tanıma mertebesidir ve sülûkun kemâli olarak kabul edilir. İlimden farklı olarak mârifet, bilginin müşâhede ile yaşanmış hâlidir; âlim bilirken, ârif şâhid olur. Bu, hakk'el-yakîn ile aynı kademede olup, sâlikin artık sadece bilmekle kalmayıp, Hak'ı bilfiil yaşaması anlamına gelir. Mârifet-i nefs (nefsi tanıma), mârifet-i Hak (Hak'ı esmâ, sıfât ve zâtıyla tanıma) ve mârifet-i âlem (kâinatın Hak ile irtibatını görme) olmak üzere üç türü vardır ve bu üçü birlikte mârifet-i tâm'ı oluşturur.

Fusûsu'l-Hikem gibi eserlerde, her bir peygamberin temsil ettiği Fass, belirli bir hikmeti ve bu hikmetin açığa çıkardığı mârifet zevklerini içerir². Örneğin, Âdemiyye Fassı'nda insanlık hakikati (hakikat-i insâniyye) ve ilâhî hikmetler açıklanır³·². Bu Fass'lar, peygamberlerin ruhlarının müşâhedesiyle elde edilen zevkler ve mârifetler olarak sunulur⁴·⁵. Hakîkat-i Muhammediyye ise tasavvuf metafiziğinin en yüksek kavramı olup, bütün âlemlerin sıfat mertebesi itibarıyla konumunu ifade eder ve Cenâb-ı Hakk'ın lütfunun bir tecellîsidir⁶·⁷. Bu bağlamda, Hakîkat ve Mârifet, ilâhî tecellîlerin ve hakikatlerin farklı peygamberler aracılığıyla nasıl idrâk edildiğini ve yaşandığını gösteren bir işleyiş içinde buluşur.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Sohbet Arası Sohbetler CD 13 (2003) · s.68Şimdi zaman aynı sohbetler oluyor ya islamın dört mertebesi var, zaten İslam’ın şifre rakkamı da dörttür, Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet. Şeriat ile tarikat Oku
  2. 2Kelime-i Âdemiyye · s.844İşte bu kitapta açıkladığım şey de, sırrımda müşâhede ederek muttali olduğum zevkler ve marifetlerdendir. Nasıl ki ( ) Efendimiz, Âdem'e ait kelimede bulunan "iOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.204Cenâb-ı Pîr efendimiz, "Âdem" ifadesi ile insanlık hakikatine (hakikat-i insâniyye) işaret buyururlar. Çünkü insanlık hakikati, öncesiz olanın nurunun gözüdür (Oku
  4. 4Kelime-i İlyâsiyye · s.9Gerçekleşen bu müşahedeye dayanarak bu aydınlatıcı fass'ta İlyas (a.s.)'ın İdris (a.s.)'ın aynısı olduğunu (varlığının özü) beyan etti. &10024; Hud Fassı'nda açOku
  5. 5Kelime-i Âdemiyye · s.845İşte bu kitapta açıkladığım şey de, içimde gözlemleyerek öğrendiğim zevkler ve marifetlerdendir. Nasıl ki Efendimiz, Âdem'e ait kelimede bulunan "ilâhî hikmet"iOku
  6. 6Hakîkat-i Muhammediyye
  7. 7İzmir İrfan Sohbetleri CD 1 (1998-2000) · s.145Sıfat mertebesi itibariyle bütün bu alemlerin konumu Hakikat-ı Muhammedidir zaten, biz Hz peygamberi bizlere benzer beşer bir suret ve bir ağırlık zannediyoruz,Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.