İçeriğe atla

İbrâhîmiyye Fassı ile anlatılmak istenen temel hakîkat nedir?

Fass İçeriği0 görüntülenme1 kaynak
Kısa cevap

İbrâhîmiyye Fassı ile anlatılmak istenen temel hakîkat, Hz. İbrâhîm'in "halîlullâh" (Allah'ın dostu) makâmına ulaşması ve bu dostluğun derinliğidir. Bu makâm, Hak ile kul arasındaki muhabbet bağının en içli hâli olan hullet kavramıyla açıklanır. Hz. İbrâhîm'in yıldızları, ayı ve güneşi denedikten sonra "batanları sevmem" (En'âm 76) diyerek yüzünü gökleri ve yeri yaratana çevirmesi ve ardından Hz. İsmâîl'i kurban etmeye götürmesi, hullet makâmının başlangıcı ve kemâlini gösterir. Bu fass, dostluğun her gözeneğe nüfûz ettiği, sevenin sevdiğine karıştığı bir hâli ifade eder ve tasavvufta peygamberlerin makâmları arasında özel bir yere sahiptir.

Detaylı cevap

İbrâhîmiyye Fassı, Fusûsu'l-Hikem'de Hz. İbrâhîm'e tahsis edilmiş bir bölümdür ve temel olarak hullet hakîkatini işler. Hullet, lugatte 'derinlik, içlilik, dostluğun en samimi hâli' anlamına gelirken, tasavvufta Hak ile kul arasındaki en yakın muhabbet bağının adıdır; muhabbetten daha içli, ma'rifetten daha samimîdir. Hz. İbrâhîm'in "halîlullâh" (Allah'ın dostu) lakabını alması bu mertebede gerçekleşmiştir ve Nisâ Sûresi 125. ayetindeki "vettehazallâhu İbrâhîme halîlâ" (Allah İbrâhim'i halîl edindi) ifadesi bu kavramın asıl dayanağıdır.

Bu fass, hulletin iki vechini açar: Birincisi, sâlikin Hak'a dostluğudur. Hz. İbrâhîm'in yıldızı, ayı, güneşi denedikten sonra "lâ uhibbu'l-âfilîn" (batanları sevmem) deyip "innî veccehtu vechiye lillezî fataras-semâvâti ve'l-ard" (yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim) hâline ermesi, hullet makâmının başlangıcıdır. İkincisi ise, bu dostluğun kemâli olan Hz. İsmâîl'i kurban etmeye götürme hâlidir. Bu durum, kişinin kendi varlığını bilme düzeyine ulaşmasıyla Hakk'ın sözünü idrâk etmeye başlaması gibi, Eymen vadisi ifadesiyle anlatılan hakîkatlere benzer¹.

Hullet makâmı, peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan mahbûbiyyetten (sevilenlik) farklıdır. Mahbûbiyyet, sevenin sevilenden öte olması, Hak'ın kulu 'mahbûb' edinmesi iken; hullet, sevenin sevdiğine karışması, dostluğun her gözeneğe nüfûz etmesidir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî bu farkı "dost (halîl) Hak'la içiçe oturur, mahbûb (Habîb) Hak'ın yanına oturur" beytiyle ifade eder. Bu, Hakîkat-i Muhammediyye gibi tasavvuf metafiziğinin en yüksek kavramlarından biri olan ruhun hakîkatinin Allah'tan başkasınca bilinmediği gibi, derin ve sırrî bir idrâk alanıdır (Hakîkat-i Muhammediyye, Rûh). İbrâhîmiyye Fassı, bu dostluk makâmının tahkîk yeridir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Gülşen-i Râz ve Şerhi (1) · s.102Eymen vadisi ifâdesiyle anlatılmak istenen ise kişinin kendi varlığını bilme düzeyidir. İşte bu şekilde kendine geldiğin zaman ancak Hakk’ın sözünü duyarsın yânOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.