İçeriğe atla

Kelîmullâh kavramı hangi farklı dillerde (lugat / akâid / mârifet) ele alınır?

Kavram TanımıTemel düzey0 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Kelîmullâh kavramı, tasavvufî metinlerde üç farklı dilde ele alınır: lugat, akâid ve mârifet. Lugat dilinde 'Allah'ın kelâm söylediği' anlamına gelir ve Hz. Mûsâ'nın özel lakabıdır. Akâid dilinde, bu makamın menşei Nisâ 164'teki "Allah Mûsâ ile gerçekten konuştu" ayetiyle açıklanır ve peygamberlik makamının bir vechesi olarak kabul edilir. Mârifet dilinde ise Kelîmullâh makamı, sâlikin Hak ile vasıtasız hitâbet ilişkisinin remzi olup, vahy-i mübâşirin özel bir hâli olarak tahkîk edilir; bu, Hz. Mûsâ'nın Tûr'da yaşadığı "len terânî" (beni göremezsin) cevabıyla somutlaşan bir müşâhede makamıdır.

Detaylı cevap

Her tasavvufî kavram gibi Kelîmullâh da çok katmanlı bir anlama sahiptir ve lugat, akâid, mârifet dillerinde farklı veçheleriyle idrâk edilir.

Lugat dili açısından Kelîmullâh, kelimenin etimolojik kökenine ve sözlük anlamına işaret eder. Bu dilde "Allah'ın kelâm söylediği" mânâsına gelir. Lugat, kelimenin Arapça kökünü ve herkesin paylaştığı zâhirî mânâyı ifade eder; bu, ehl-i lisân ile ehl-i tasavvufun anlaştığı ortak zemindir¹.

Akâid dilinde Kelîmullâh, fıkıh ve kelâm ilmindeki tanımıyla ele alınır. Bu dilde, Hz. Mûsâ'ya verilen özel bir peygamberlik makamı olarak kabul edilir. Nisâ 164'teki "ve kellemallâhu mûsâ teklîmâ" (Allah Mûsâ ile gerçekten konuştu) ayeti, bu makamın temel dayanağıdır. Akâid dili, ehl-i sünnet itikâdında kavramın yerini belirler ve peygamberlere verilen üç temel makamdan biri olan "Kelâm" makamını Hz. Mûsâ ile ilişkilendirir. Bu dil, ilâhî bildirimin peygamberlere Cebrâîl aracılığıyla gönderilen vahiy olduğunu kabul eder (Vahiy).

Mârifet dili ise Kelîmullâh kavramının irfan ve tasavvuftaki bâtınî hakîkatini ifade eder. Bu dilde Kelîmullâh makamı, sâlikin Hak ile vasıtasız bir hitâbet ilişkisi kurmasının remzidir; vahy-i mübâşirin özel bir hâli olarak tahkîk edilir. İbn Arabî gibi tasavvuf büyükleri, vahy-i mübâşiri, Hakk'ın peygamberin kalbine doğrudan mânâ indirmesi olarak açıklar. Hz. Mûsâ'nın A'râf 143'teki "Rabbim, bana göster, sana bakayım" duâsı ve "beni göremezsin" cevabı, bu makamın klasik metnidir ve mârifet dilinde ilâhî tecellînin bir müşâhedesi olarak yorumlanır². Mûseviyyet mertebesi, Hazret-i Ahadiyyet'in "yeryüzü" Hazret-i Şehadet'te nokta zuhuru "Hz. Mûsâ kelimullah" ismiyle görünmeye başlamasıdır³. Bu üç dilin ayrı ayrı bilinmesi, sâlik için zaruridir, çünkü mârifet dili akâidi nakzetmez ama akâidi aşar.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.4377Lügat: Dil, lisan. Lügavi: Lügatle ilgili; Ma'nâ-yı lügavi: Lügat mânâsı, mecâzi olmayan gerçek anlam. Mâ: (Farsça) Biz. Mö”: Su. Maa: Berâber, ile, birlikte.Oku
  2. 2Hikâyeler, Vecizeler, Atalar Sözü · s.30. ---------------------------- Dili Mûsâyı Aşka (len terânî) ayni rüyettir Kelimullah olan gafil değildir, tûri sinadan Gözetmiş kâtı dilden Nur’i misbahı tecelOku
  3. 3Altı Peygamber (Cilt 4) · s.6Hâl böyle olunca ((Mûseviyyet) mertebesinin dahi “şeriat, tarikat, hakikat ve marifet” mertebelerinden izahları vardır ve hepsi de kendi düzeylerinde geçerlidirOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.