İçeriğe atla

Kerâmet kavramı hangi Fass ile ilişkilendirilir?

Kavram-Fass Eşleşmesi1 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Kerâmet kavramı, verilen kaynaklarda doğrudan belirli bir "Fass" ile ilişkilendirilmemiştir. Ancak, kerâmetin mahiyeti ve mertebeleri itibarıyla, özellikle "Hikmet-i Aliyye" ile ilişkilendirilebilecek bir mârifet ve teslimiyet mertebesi taşır. Kerâmet, velîlerden zuhûr eden, peygamberlik iddiâsı taşımayan, âdetin yasalarını aşan olağanüstü hâllerdir. Tasavvufta asıl kerâmet, kişinin nefsini ve Rabb'ini tanıması¹ ve Hakk'ı idrâk etmesidir². Bu durum, İsmail Fassı'nda geçen "mârifet-i Rabbâniyye" ve "teslim-rıza" ekseniyle örtüşen bir derinliğe işaret eder.

Detaylı cevap

Kerâmet, lugatte 'ikrâm, lütuf, ihsân' anlamına gelir ve tasavvufta velîlerden zuhûr eden, âdetin yasalarını aşan olağanüstü hâllere denir. Bu hâller, peygamberlik iddiâsı taşımaz ve mu'cizenin velâyet karşılığıdır. Kur'ân'da Hz. Meryem'e hurma ve su gelmesi (Meryem 25) ve Âsaf b. Berhiyâ'nın taht getirmesi (Neml 40) gibi olaylarla meşrûiyeti sâbittir.

Tasavvufî anlayışta kerâmet iki ana türde ele alınır: Kerâmet-i hissiyye ve Kerâmet-i ma'neviyye. Kerâmet-i hissiyye, duyularla idrâk edilen tayy-ı mekân, keşf-i kabûr gibi hârikulâde olaylardır. Terzi Baba'nın ifadesiyle bunlar "Kerameti Kevniyye" olarak da adlandırılır ve maddî oluşumları içerdiği için tasavvufta pek itibar edilmez; belli bir zaman içinde olup biter ve geçip giderler¹.

Asıl önemli ve üstün görülen ise Kerâmet-i ma'neviyyedir. Bu, ahlâkî ve mânevî kerâmetlerdir; istikâmet üzere kalmak, sabra muvaffak olmak ve niyetin Hakk'la birlikte olması gibi hâlleri kapsar. Terzi Baba, bu tür kerâmeti "Kerameti İlmiyye" olarak tanımlar ve kişinin nefsini ve Rabb'ini tanımasını, Hakk'ı idrâk etmesini en büyük kerâmet sayar¹·³. Bu, ilâhî ledünnî bilgi yönünden oluşan kerâmettir ve söylenen sözler, sohbetler, yazılan yazılar bu bölümün içeriğine girer; daimî olarak kalan asıl önemli kerâmet budur¹.

Kerâmet-i ma'neviyye, Gülşen-i Râz'da belirtildiği gibi, "gerçek Hakk'ı idrâk etmek" ve "gerçek varlığını idrâk etmek" olarak açıklanır; aksi hâlde her şey gururdan, hayâlden ve benlikten ibarettir². Bu bağlamda, "Allah'ı bilmek her türlü keşf ve kerametten daha yücedir"⁴.

Verilen kaynaklarda kerâmet kavramı doğrudan belirli bir "Fass" ile ilişkilendirilmemiştir. Ancak, İsmail Fassı'nda geçen "Hikmet-i Aliyye", "mârifet-i Rabbâniyye" ve "teslim-rıza" ekseni, kerâmetin mânevî mertebesini ve Hakk'ı idrâk etme yönünü destekler niteliktedir (İsmail Fassı). Zira bu fass, saîd olmanın sırrını ve her kulun özel Rabbi olan Rabb-ı hâs'ı anlamayı vurgular ki bu da mânevî kerâmetin temelini oluşturan mârifetullah ile örtüşür. Kerâmetin bir yanıltma aracı olabilen istidrâcdan ayrımı da bu mârifet ve istikâmetle mümkündür²·⁵.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Terzi Baba (Cilt 1) · s.235Kerameti Kevniyye Kerameti İlmiyye Kerameti Kevniyye : Belli bir zaman içinde olup biten, geçip giden kerametlerdir. Maddi olan oluşumları içerdiği için tasavvuOku
  2. 2Gülşen-i Râz ve Şerhi (1) · s.162Ol Hakk-perest kerâmettir sana; Eğer kibir, gurur ve benlik olmazsa. Gerçek keramet gerçek Hakk’ı idrâk etmektir. Gerçek varlığını idrâk etmedikten sonra geriyeOku
  3. 3Bendeki Terzi Babam (Cilt 2) · s.21Genelde insânlar (kerâmet) meraklısıdır’lar. İşte gerçek irfâniyyet, sûrî ve zâhiri (kerâmet) ile (olmaz) “istisnâları kaideyi bozmaz”. Gerçek “kerâmet,” (kerâmOku
  4. 4Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi (Cilt 2) · s.171“Allah’ı bilmek her türlü keşf ve kerametten daha yücedir. Harikulade haller velinin vazifelerinden değildir. Ondan ister bu tür kevni kerametler zahir olsun isOku
  5. 5İstidrâc
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.