İçeriğe atla

Lâhût ile Ceberût aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?

Çaprazlama22 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Lâhût ve Ceberût, tasavvufî vücud mertebeleri içinde birbirini tamamlayan ve iç içe geçmiş iki âlemdir. Lâhût, Hakk'ın zâtının mertebesi olup ulûhiyyet âlemini temsil ederken; Ceberût, bu zâtın esmâ ve sıfatlarının ilk tecellî ettiği, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zam mertebesidir. Bu iki âlem, "Özün Özü ve Sırrın Sırrı" eserinde belirtildiği gibi, birbirini kapsayan bir bütünlük arz eder ve "cümlesini câmidir" ifadesiyle bu birliktelik vurgulanır¹. Lâhût, tenezülün başlangıç noktası ve urûcun zirvesi olarak Ceberût'u kendi bünyesinde barındırır; Ceberût ise Lâhût'tan taşan ilâhî hakikatlerin ilk tezahür alanıdır.

Detaylı cevap

Lâhût, tasavvufta vücud mertebelerinin en üstü, Hakk'ın kendi zâtının mertebesi olarak tanımlanır. Bu mertebe, ilâhî mertebe olup, tenezülün başlangıç noktası ve urûcun zirvesidir. Ceberût ise, lâhût mertebesinden sonra gelen, esmâ ve sıfatların tezâhür ettiği, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zam mertebesidir. Bu iki âlem, "Özün Özü ve Sırrın Sırrı" adlı eserde "Ceberut alemi ve Lahut alemi'nin cümlesini câmidir" ifadesiyle birbirini kuşatan bir bütünlük içinde ele alınır¹.

Lâhût, Ceberût'un ruhu gibidir. Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde belirtildiği üzere, "nâsûtun ruhu melekût, melekûtun ruhu ceberût ve ceberûtun ruhu lâhûttur"². Bu ifade, Lâhût'un diğer tüm mertebeleri kapsayıcı ve onlara can verici niteliğini ortaya koyar. Lâhût, Hakk'ın zâtının coşmasıyla Ceberût âlemini zuhura getirir; bu durum "küntü kenzen mahfîyyen fe ahbibtü en u’rafe" (gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim) hadîs-i kudsîsinin bir tecellîsi olarak açıklanır³. Bu bağlamda Ceberût, Lâhût'tan taşan ilâhî hakikatlerin ilk tezahür alanı, yani "ruh-u izafî" olarak da adlandırılır³.

Risâle-i Gavsiyye'de ise bu ilişki, sâlikin mânevî yolculuğundaki mertebelerle ilişkilendirilir: "melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarîkat; ceberût ile lâhût arasındaki her tavır da hakikattır"⁴. Bu, Ceberût'tan Lâhût'a geçişin hakikat mertebesine ulaşmak anlamına geldiğini gösterir. Lâhût, sıfatın zâtın aynı olduğu mertebe olarak da isimlendirilir ve hayata bu isim verilir⁵. İnsân-ı kâmilin kalbi de lâhût olarak kabul edilir ve lâhûtun tüm mertebeleri kuşatması gibi, insân-ı kâmilin kalbi de böyle bir kuşatmaya sahiptir². Bu durum, Lâhût'un hem ilâhî âlemlerin en yücesi hem de kâmil insanın iç âleminde tecelli eden bir hakikat olduğunu gösterir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Özün Özü ve Sırrın Sırrı (Cilt 4), s. 154““Ceberut alemi” ve “Lahut alemi”nin cümlesini câmidir...”Oku
  2. 2Mesnevî Cilt 9 · Beyit 972 (s. 331)“Çünkü nâsûtun ruhu melekût, melekûtun ruhu ceberût ve ceberûtun ruhu lâhûttur. İnsân-ı kâmilin kalbi ise lâhûttur; ve lâhût bütün mertebeleri kuşattığı gibi, in”Oku
  3. 3Kamer Sûresi, s. 153““Lahut” da derler... “ küntü kenzen mahfîyyen fe ahbibtü en u’rafe”, “gizli bir hazineydim ”, hükmüne ve düsturuna göre; “Zat’ı ilahî” coşarak “ceberut âlemi” n”Oku
  4. 4Risâle-i Gavsiyye, s. 2“. − Nâsut ile melekût arasındaki her tavır şeriat, melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarikat, ceberût ile lâhut arasındaki her tavır da hakîkâttır.”Oku
  5. 5Kelime-i Îseviyye, s. 48“Ve sıfat ise zâtın aynıdır. İşte hayâta bunun için "lâhût" isimlendirilir.”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.