İçeriğe atla

Lâhût ve Ceberût'u birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?

Çaprazlama1 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Lâhût ve Ceberût mertebelerinin birlikte idrâki, doğrudan belirli bir Fass üzerinden değil, daha ziyade tasavvufî vücud mertebeleri ve bunların işleyişi bağlamında ele alınır. Lâhût, ilâhî mertebelerin en üstü olup Hakk'ın zâtının mertebesidir ve tenezülün başlangıç noktasıdır¹. Ceberût ise lâhûtun hemen altında yer alan, esmâ ve sıfatların tezahür ettiği, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zam mertebesidir¹. Bu iki mertebe arasındaki ilişki, özellikle "İllâ" kelimesinin oluşumunda "Lâm"ın lâhûtu, "Elif"in ise ahadiyyetin sıfat mertebesindeki temsilcilerini ifade etmesiyle açıklanır; burada lâhût tecellisi şiddetlendirilerek sıfatların âlem-i mülke nüzulü ve faaliyetleri sırasında kendi başlarına iş yapmamaları gerektiği vurgulanır²·³. Bu bağlamda, İnsan-ı Kâmil'in lâhût âlemini idrak edip Rabbine secde etmesiyle tevazuunu ortaya koyması, bu mertebelerin birbiriyle olan irtibatını gösterir⁴.

Detaylı cevap

Tasavvufta vücud mertebeleri beşli bir sıralama ile ifade edilir: Lâhût, Ceberût, Melekût, Misâl ve Nâsût¹. Lâhût, bu sıralamanın en üstünde yer alan, Hakk'ın zâtına ait ilâhî mertebedir ve idrâk edilemez, ancak nefyle bilinir¹. Ceberût ise lâhûtun hemen altında, esmâ ve sıfatların tezahür ettiği, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zam mertebesidir¹. Bu iki mertebe arasındaki ilişki, "Lâm" harfinin lâhûtu, "Elif" harfinin ise ahadiyyetin sıfat mertebesindeki temsilcilerini ifade etmesiyle açıklanır. "Lâm"da şedde ile lâhût tecellisi şiddetlendirilerek "İllâ" kelimesi oluşur; bu durum, sıfatların âlem-i mülke inişi sırasında kendi başlarına hareket etmemeleri, saltanatın yalnızca Allah'a ait olduğu uyarısını içerir²·³.

Nâsût ile Melekût arasındaki her tavır şerîat, Melekût ile Ceberût arasındaki her tavır tarîkat, Ceberût ile Lâhût arasındaki her tavır ise hakikattir⁵. Bu, sâlikin seyr ü sülûkünde katettiği mertebeleri ve bu mertebelerdeki idrak farklılıklarını gösterir. İnsan-ı Kâmil, "Lâm"ın temsil ettiği lâhût âlemini idrak ederek ve "Mim"in secdeye varmış haliyle Rabbine tevazu göstererek bu mertebeleri yaşantısına yansıtır⁴. Bu bağlamda, lâhût ve ceberûtun birlikte anlaşılması, Hakk'ın bütün varlıkta zuhurunun ve özellikle İnsan-ı Kâmil'deki varoluşunun, sıfat ve zâtıyla birlikte diğerlerinin üstünde olmasının bir ifadesidir⁵. Fusûsu'l-Hikem'de doğrudan bu iki mertebenin birlikte ele alındığı özel bir Fass belirtilmemekle birlikte, İsmail Fassı'nda mârifet-i Rabbâniyye ve Rabb-ı hâs gibi konuların işlenmesi, bu mertebelerin idrakine dair genel bir çerçeve sunar (İsmail Fassı).

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1K1 · s.187
  2. 2DVT-C001 (Ses Kaydı) · s.181“Lâm” lâhût, “Elif” ise ahadiyyetin sıfat mertebesindeki temsilcileridir. Onların önüne bir Elif getirilerek “Lâm”da şedde ile lâhût tecellisi şiddetlendirilereOku
  3. 3Aşk ve İrfân Yolunda · s.181“Lâm” lâhût, “Elif” ise ahadiyyetin sıfat mertebesindeki temsilcileridir. Onların önüne bir Elif getirilerek “Lâm”da şedde ile lâhût tecellisi şiddetlendirilereOku
  4. 4İzmir İrfan Sohbetleri CD 1 (1998-2000) · s.98“Lam” lahut alemi yani bütün bu alemleri bakın çengeli ile birlikte tutmuştur mana Lahut alemi. Mim de secdeye varmış vaziyette bütün bu alemleri idrak etmiş veOku
  5. 5Bakara Sûresi · s.365“-Nâsût ile melekût arasındaki her tavır şerîat; melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarîkat; ceberût ile lâhût arasındaki her tavır da hakikattır!.." “- YOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.