İçeriğe atla

Mârifet ve Keşf'in ortak zemini nedir?

Kavram FarkıOrta düzey0 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Mârifet ve keşf, tasavvufta sâlikin Hak'la olan ilişkisinde derinleşmesini sağlayan iki önemli kavramdır ve her ikisi de gayb âleminden veya Hak'tan kalbe inen doğrudan idrâklerle ortak bir zeminde buluşur. Keşf, lugatte 'açma, perde kaldırma' anlamına gelir ve sâlikin kalbine inen gaybî idrâklerin genel adıdır. Mârifet ise 'tanıma, ilim, irfân' demektir ve sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma mertebesini ifade eder; sülûkun kemâl noktasıdır. Her iki kavram da, bilginin sadece akıl ve nakil yoluyla değil, aynı zamanda keşf ve ilham yoluyla da elde edildiği bâtınî bilgi kanalları olarak öne çıkar¹. Özellikle mârifet, ilmin müşâhede ile yaşanmış hâli olup, keşf de bu müşâhedenin bir aracıdır.

Detaylı cevap

Mârifet ve keşf arasındaki ortak zemin, her ikisinin de sâlikin kalbine inen doğrudan idrâkler yoluyla Hakikat'e ulaşma çabasında kendini gösterir. Keşf, tasavvufta sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâklerin tümüne verilen isimdir ve 'açma, perde kaldırma' anlamını taşır. Bu, müminin Allah'ın nuruyla bakması hadisiyle (el-mü'minu yenzuru bi-nûri'llâh) temellendirilir. Mükâşefe ise keşfin daha 'açılmış' hâli olup, sâlikin gayb âlemine ait sûretleri veya mânaları doğrudan idrâk etmesidir. Bu idrâkler, sûretî mükâşefe ile âlem-i misâlde görülen manzaralar olabileceği gibi, mânevî mükâşefe ile kalbe inen hakikat bilgisi de olabilir.

Mârifet ise sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma mertebesidir ve sülûkun şerîat-tarîkat-hakîkat-mârifet sıralamasının kemâl noktasını temsil eder. Mârifet, ilmin müşâhede ile yaşanmış hâlidir; yani sadece öğrenilen bilgi değil, yaşanan bilgidir. Bu, "kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır" (men arefe nefsehû fa-kad arefe rabbeh) hadisiyle desteklenir. Mârifetin yeşermesi için uygun bir zemin şarttır². Süleyman (a.s.) örneğinde olduğu gibi, mârifetin kemâli, ilâhlık makamına ortak olmak istememeyi ve tevhid ilkesini idrâk etmeyi gerektirir³.

Her iki kavram da, bilginin sadece zâhirî (akıl ve nakil) yollarla değil, bâtınî (keşf ve ilham) yollarla da elde edildiği gerçeğini vurgular¹. Keşf, bu bâtınî bilginin kapısını aralarken, mârifet bu bilginin Hak ile bilfiil yaşanması ve Hakk'el-yakîn mertebesine ulaşılmasıdır. Dolayısıyla, keşf, mârifete giden yolda bir araç ve mârifetin tezâhürlerinden biri olarak görülebilir; her ikisi de sâlikin kalbinde açılan perdelerle Hakikat'e vâsıl olma sürecinin ayrılmaz parçalarıdır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1İlim,
  2. 2Kamer Sûresi · s.111Marifetin yeşermesi için zeminin uygun olması şarttır. Kavmi atalarının yolunu takip etmişlerdir. 105 “ İz- -T-B- ”Oku
  3. 3Kelime-i Süleymâniyye · s.296Diğer taraftan, Süleyman (a.s.) marifetinin kemalinden dolayı, ilâhlık makamına ortak olmak istemez. Çünkü tasarrufta ikilik vardır. Tasarruf, aracı olan himmetOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.