Muhyiddin İbn Arabî'nin Kün Feyekün kavramına yaklaşımı nasıldır?
Muhyiddîn İbn Arabî'ye göre "Kün Feyekün" (Ol! O da olur) ilahî emri, halkın hakikatini ve Allah'ın icâdî sözünü ifade eder. Bu kavram, onun tasavvufî halk etme anlayışının mihveridir ve özellikle Fusûsu'l-Hikem'in Sâlihiyye Fassı'nda ele alınır¹. İbn Arabî, bu emri Yâsîn Sûresi'ndeki "innemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kün fe-yekûn" (bir şeyi murâd ettiğinde ona 'ol' der, o da olur) ayetiyle ilişkilendirir. Ona göre "Kün" emri, Allah'ın iradesiyle bir şeyin yokluktan varlığa ani ve doğrudan geçişini sağlayan tekvinî bir emirdir; bu emir, var olacak şeyin kendi nefsinden zuhur etmesini bildirir².
Detaylı cevap
Muhyiddîn İbn Arabî, "Kün Feyekün" kavramını tasavvufî halkın temel ilkesi olarak ele alır. Bu emir, Allah'ın bir şeyi murâd ettiğinde ona "ol" demesiyle o şeyin hemen var olmasını ifade eder¹. İbn Arabî'nin bu konudaki yaklaşımı, özellikle Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin Sâlihiyye Fassı'nda detaylandırılmıştır. Burada "kün" emri, tasavvufun halk etme anlayışının merkezinde yer alır ve Mecîd Sûresi'ndeki "iz erâdâ" (irâde edilen şey için) hükmü ile birlikte yorumlanır.
İbn Arabî'ye göre "Kün" emri, sıradan bir söz değil, Hakk'ın emr-i tekvînîsidir. Bu emir, bir vakitten gelmez, vakit içinde değildir; ezelîdir. Yani Hakk "ol" der, ancak bu deme bir lafzî yapım değil, vücud-ı haricîye iniştir. Şah Veliyyullâh ed-Dehlevî'nin "tenezzül-i emr" adını verdiği bu iniş, emrin mertebeden mertebeye inerek eşyanın vücuda gelmesini sağlar.
"Kün" emrinin muhatabı konusunda İbn Arabî, Şah Veliyyullâh ile aynı çizgide, muhatabın a'yân-ı sâbite olduğunu belirtir. Bu, varlıkların yoklukta mevcut olan potansiyel hallerine, yani kaderlerinin zuhura çıkması gerektiği zamana işaret eder². Allah'ın "Kün" demesiyle, o şeydeki tekvinin vaktinin geldiği bildirilir ve o şey kendi zatından meydana gelir². "Feyekün"deki "fe" harfi ise, bu oluşumun hemen ve itirazsız bir şekilde gerçekleştiğini, aciliyeti bildirdiğini ifade eder³·⁴. Bu durum, Allah'ın isterse sebep olmaksızın doğrudan meydana getirebileceği "Kün Feyekün" ilkesiyle açıklanır⁵.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Nahl Sûresi · s.69““İnnemâ kavlunâ lişey-in izâ eradnâhu en nekûle lehu kun feyekûn(u)” Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen o”Oku
- 2TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye · s.26“------------------ Ya'nî Hak, "feyekûn" kavliyle isbât etti kî, bir "şey"in vücûd bulması, o "şey"in kendi nefsindendir. O şey hemen olduğuna göre o şeyin hemen”Oku
- 3Sohbet Arası Sohbetler (24) · s.94“İşte Cenabı hak iradesiyle kavliyle bunları kabul edecek sahayı âlemleri hazırladı, sonra kûn dedi. Onlarda yapmaya hazır olduğundan “Belî” evet dediler ve zuhu”Oku
- 4Kamer Sûresi · s.20““Kün-ol” der, ( Fe) ( Ye) Feyekünü-hemen olur. “Ye” “Fe”nin aynası, “Fe” ise, “Kaf”ın aynasıdır. Kudret-i İlâhiyye sahibi olan Zât-ı mutlak, kudret “kâf-ı” ”Oku
- 5Ra'd Sûresi · s.108“Allah, isterse sebep olmaksızın doğrudan meydana getirir “Ol, kün feyekûn”; isterse sebep-sonuç zinciriyle işler. Her iki durumda da fail yalnızca O’dur. Sebep-”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.