İçeriğe atla

Mükâşefe kavramının sâlikteki işleyişi nedir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey1 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Mükâşefe, tasavvufta sâlikin gayb âleminden veya Hakk'tan kalbine inen doğrudan idrâklere verilen isimdir ve perdenin açılması, gizliliğin kalkması anlamına gelir. Bu, mücâhedenin bir meyvesi olup, sâlik tezkiyeyi kemâle erdirdiğinde Hakk ona perdeleri kaldırır. Mükâşefe, uyanıklık hâlinde gerçekleşen bir idrâk olup, rüyada meydana gelen keşf-i mücerred'den bu yönüyle ayrılır¹. Sâlikin kalp gözü açık olan ehl-i mükâşefe olması durumunda, kalplerinin bildiği haller gizli kalmaz, yani kalplerinin bildiğini görür ve bilirler².

Detaylı cevap

Mükâşefe, sülûk ehlinin Hak'tan gelen doğrudan idrâkleri tecrübe ettiği bir mertebedir. Bu hâl, sâlikin mücâhedeleri neticesinde tezkiyeyi kemâle erdirmesiyle ortaya çıkar ve Hakk'ın perdeleri kaldırmasıyla gerçekleşir. Mükâşefe, perdenin kalkmasıyla görülen manevi halleri ifade eder ve rüyet (görme) ve müşâhede mertebesiyle birlikte dördüncü tavır olarak zikredilir; bu mertebenin nuru beyazdır ve sâlike bu hâlde vuslat hali zuhur eder³.

Mükâşefe, tasavvufta dört ana türde tezâhür eder: 1. Sûrî Mükâşefe: Sâlikin gayb âlemine ait bazı sûretleri, örneğin melekleri, vefat etmiş velîleri veya gelecek olayların temsillerini uykusuz gözlerle müşâhede etmesidir. Bu tür mükâşefeler âlem-i misâlde gerçekleşir. 2. Mânevî Mükâşefe: Sûret olmaksızın, sâlikin bir hakikati kalbine inmiş gibi anlamasıdır. Bu, ilm-i ledünnînin mahallidir; sâlik, herhangi bir öğrenme olmaksızın hakikati bilir. 3. Zâtî Mükâşefe: Hakk'ın esmâ ve sıfatlarının doğrudan tecellîsidir. Bu mertebede sâlik "gören" değil, Hakk'ın kendisi aracılığıyla "görülen" konumundadır. 4. Mükâşefe-i Sır: Sâlikin kendi sırrını açması, yani ezelî hakikatini, a'yân-ı sâbitedeki yerini ve Hakk'la ilişkisinin ezelî mahiyetini idrâk etmesidir.

Sâlik için mükâşefe, vahdet-i ef'al ve vahdet-i esmâ mertebelerinde lazımdır⁴. Sadreddin Konevî'ye göre, mükâşefe ve müşâhede ehli, isim ve sıfatı aynı manaya gelen iki ayrı lafız olarak değerlendirmişlerdir⁵. Bu, sâlikin Hakk'ın zâtını sıfat ve isimleriyle birlikte görmesi anlamına gelir⁶.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.141"Keşf-i mücerred" şudur: Sâlik henüz gayb âleminde olan bir sûreti, hayâlden soyutlanmış olarak ruhunun gözüyle rüyâda görür; o gördüğü sûret bu cismâniyet âlemOku
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7 · s.1460Ancak bu yolun kapısı, Peygamber'in getirdiği şeriata ve onun hallerine tam olarak uymaktır; ve şeriata ve peygamberî hallere tam olarak uyanlar, gönül sahibi oOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 11 · s.1140Dördüncü tavır: Mükaşefe (perdenin kalkmasıyla görülen), müşahede (gözlem) ve rüyet (görme) mertebesidir; ve onun nuru beyazdır. Sâlike bu mertebede zuhur eden Oku
  4. 4Tuhfetu'l-Uşşâkî · s.67Ondan sonra evvela vahdet-i ef'al-i → mükaşefe lazımdır. Sonra vahdet-i esmayı → mükaşefe lazımdır, sonra vahdet-i sıfat-ı →müşahede lazımdır, sonra vahdet-i vüOku
  5. 5Dur Rabbın Namazda (Cilt 1) · s.274Sadreddin Konevi’ye göre; Mükaşefe ve müşahede ehli; isim ve sıfatı aynı manaya gelen iki ayrı lafız olarak değerlendirmişlerdir. Bu makamların bilinmesi çok büOku
  6. 6Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.4825Böyle olunca, vehmedilmiş varlığını ve benliğini bırakıp, yokluk işleyiş yerine gir ve vehmedilmiş suretlerin varlığını kaldır ki, hem sanatı hem de sanatçıyı bOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.