İçeriğe atla

Müşâhede ile Mükâşefe aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?

Çaprazlama3 görüntülenme3 kaynak
Kısa cevap

Müşâhede ve mükâşefe, tasavvufî sülûkun ileri mertebelerinde sâlikin Hakk'ı idrâk ediş biçimlerini ifade eden iki önemli kavramdır. Mükâşefe, sâlikin kalbine gayb âleminden veya Hak'tan inen doğrudan idrâkler ve perdelerin kalkmasıyken, müşâhede ise Hak'kı kalp gözüyle görme ve esmâ ile sıfatlarının tezâhürlerine şâhid olma mertebesidir. Bu iki kavram, sâlikin Hak'ka vuslat yolculuğunda birbirini tamamlayan ve derinleştiren bir işleyiş içinde buluşur; mükâşefe ile başlayan idrâk süreci, müşâhede ile daha somut ve gözle görülür bir hâl alır. Sadreddin Konevî'ye göre bu iki makam, isim ve sıfatı aynı manaya gelen iki ayrı lafız olarak değerlendirilmiş olup, bu makamların bilinmesi büyük bir iştir¹.

Detaylı cevap

Mükâşefe, sâlikin mücâhedesinin meyvesi olarak perdelerin kalkmasıyla ortaya çıkan bir hâldir. Bu, sâlikin gayb âlemine ait sûretleri (sûrî mükâşefe), mânâları (mânevî mükâşefe), Hak'ın esmâ ve sıfatlarının tecellîlerini (zâtî mükâşefe) veya kendi sırrını idrâk etmesi şeklinde tezâhür edebilir. Müşâhede ise, mükâşefenin bir adım ötesi olarak, sâlikin artık 'biliyor' değil, 'görüyor' olduğu bir mertebedir. Bu, Cibrîl hadîsindeki 'ihsân' tanımıyla, yani Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etme hâliyle ilişkilidir.

Müşâhede ve mükâşefe arasındaki işleyiş, sâlikin Hak'ka doğru ilerleyişinde birbiriyle iç içe geçmiştir. Tuhfetu'l-Uşşâkî'de belirtildiği üzere, evvela vahdet-i ef'al'in mükâşefesi, sonra vahdet-i esmâ'nın mükâşefesi lazımdır; ardından vahdet-i sıfat'ın müşâhedesi gelir². Bu sıralama, mükâşefenin daha çok idrâk ve açılma yönünü, müşâhedenin ise bu idrâklerin somut bir görme hâline dönüşmesini ifade eder. Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde mükâşefe (perdenin kalkmasıyla görülen) ve müşâhede (gözlem) dördüncü tavır olarak, rüyet (görme) ile birlikte ele alınır ve bu mertebede sâlike hal-i vuslat zuhur eder³.

Sadreddin Konevî'ye göre mükâşefe ve müşâhede ehli, isim ve sıfatı aynı manaya gelen iki ayrı lafız olarak değerlendirmişlerdir¹. Bu, her iki kavramın da Hak'ın tecellîlerini farklı veçhelerden ele aldığını gösterir. Müşâhede, özellikle 'ayne'l-yakîn' mertebesiyle bağlantılı olup, sâlikin kalp gözüyle Hak'ı görmesi anlamına gelir. Bu görme, fiillerin, sıfatların ve hatta Zât'ın tecellîlerini kapsayabilir. Dolayısıyla, mükâşefe ile başlayan idrâk ve perdenin kalkması süreci, müşâhede ile daha derin ve doğrudan bir 'görme' hâline dönüşerek sâlikin Hak'la olan ilişkisini kemâle erdirir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Dur Rabbın Namazda (Cilt 1) · s.274Sadreddin Konevi’ye göre; Mükaşefe ve müşahede ehli; isim ve sıfatı aynı manaya gelen iki ayrı lafız olarak değerlendirmişlerdir. Bu makamların bilinmesi çok büOku
  2. 2Tuhfetu'l-Uşşâkî · s.67Ondan sonra evvela vahdet-i ef'al-i → mükaşefe lazımdır. Sonra vahdet-i esmayı → mükaşefe lazımdır, sonra vahdet-i sıfat-ı →müşahede lazımdır, sonra vahdet-i vüOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 11 · s.1140Dördüncü tavır: Mükaşefe (perdenin kalkmasıyla görülen), müşahede (gözlem) ve rüyet (görme) mertebesidir; ve onun nuru beyazdır. Sâlike bu mertebede zuhur eden Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.