Nâsût kavramı hangi farklı dillerde (lugat / akâid / mârifet) ele alınır?
Nâsût kavramı, tasavvufî metinlerde üç farklı dilde ele alınır: lugat, akâid ve mârifet. Lugat dilinde nâsût, "insânlık âlemi" veya "beşeriyet mertebesi" anlamına gelir ve kelimenin etimolojik kökenine, yani "nâs" (insan) köküne dayanır. Akâid dilinde nâsût, İslâmî ilimlerdeki teknik anlamıyla, vücud mertebeleri tasnifinde cismânî kâinatı ve insanı ifade eder. Mârifet dilinde ise nâsût, Hak'ın tecellîlerinin en alt mertebesi olarak, üst mertebelerin (lâhût, ceberût, melekût, misâl) bütün ahkâmını câmi olan, sınırlı ancak açılabilir bir mahdûdiyyet ve münteşiriyyet taşıyan bir hakikattir. Bu üç dil, kavramın zâhirî mânâsından bâtınî hakikatine doğru bir tahkîk sunar.
Detaylı cevap
Tasavvufî kavramların anlaşılmasında, her kavramın üç farklı dilde ele alınması temel bir ilkedir: lugat, akâid ve mârifet. Nâsût kavramı da bu üç dil aracılığıyla açıklanır.
Lugat dili açısından nâsût, kelimenin sözlük anlamı ve etimolojik kökeniyle ilgilidir. "Nâs" (insan) köküne Süryânîce "ût" ekinin getirilmesiyle oluşmuş bir mertebe ismidir. Bu dil, kelimenin zâhirî ve herkesçe anlaşılan mânâsını ifade eder; "insânlık âlemi" veya "beşeriyet mertebesi" demektir. Müfessirler, âyetlere mânâ verirken öncelikle lügat mânâsına bakarlar¹·². Lugat dili, tasavvufî kavramların temelini oluşturur ve bu temel olmadan ne akâid ne de mârifet dili sıhhatli bir şekilde kurulabilir.
Akâid dilinde nâsût, İslâmî ilimlerdeki teknik anlamıyla ele alınır. Bu dilde nâsût, tasavvuftaki vücud mertebeleri tasnifinde yer alan, maddî ve cismânî insan mahallini ifade eden bir mertebedir. Genellikle beş mertebeli bir sıralamada (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) en alt mertebe olarak kabul edilir ve görünür dünyaya bakan vechedir. Bu mertebe, ilâhî tecellîlerin iniş hareketinin (tenezzülât) son halkasıdır.
Mârifet dili ise nâsûtun bâtınî hakikatini, irfan ve zevk yoluyla idrâk edilen anlamını ortaya koyar. Mârifet dilinde nâsût, üst mertebelerin (lâhût, ceberût, melekût, misâl) bütün ahkâmını câmi olan, yani tüm ilâhî isim ve sıfatların tecellîlerine açık olan bir mertebedir. Nâsût, cismânî olduğu için sınırlıdır (mahdûdiyyet), ancak esmâî tecellîlerin bütününe açık olduğu için "açılabilir" (münteşiriyyet) bir çift sıfat taşır. Bu mertebede insan, "sûret-i tâmme" olarak kabul edilir. Ârifler, Lâhût âlemine mukâbil düşen Ceberût âleminde baharı beklerken, Melekût ve nâsût âleminde açan gülleri görünce şakır şakır ötmeye başlarlar³. Nâsûtun gâyesiz olmadığı, "insan başıboş bırakılacağını mı sandı?" (Kıyâme 36) âyetiyle beyân edilir. Mârifet dili, akâidi nakzetmez ancak onu aşarak daha derin bir idrâk sunar.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Necm (Yıldız) Sûresi · s.52“Müfessirler belirtilen Âyetlere değişik mertebelerden az farklı ifadelerle mânâ vermişlerdir. Âyete lûgat mânâsı ile baktığımızda;”Oku
- 2Terzi Baba (Cilt 1) · s.297“Müfessirler belirtilen âyetlere değişik mertebelerden az farklı ifade-lerle mânâ vermişlerdir. Âyete lûgat mânâsı ile baktığımızda; “zü” sahip “mirre” kuvvet, A”Oku
- 3Aşk ve Muhabbet Yolu · s.104“Hikmetle esrârı dile getiren ârifler, bülbüller gibi öterler. Ekser zamanlarını Lâhût âlemine mukâbil düşen Ceberût âleminde baharı beklerler. Melekût ve nâsut ”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.