Nusret Tura Kün Feyekün hakkında ne der?
Nusret Tura'nın "Kün Feyekün" hakkındaki görüşleri, bu ilahî emrin halktaki işleyişini ve tasavvufî derinliğini vurgular. O, "Kün Feyekün" nefesinin Rahmânî Fâtiha (hamd) ile üflenmesi için gerekli olan "aletler"den bahseder¹. Bu ifade, halk etme emrinin sadece bir sözden ibaret olmadığını, aynı zamanda belirli bir hazırlık ve ilahî bir nefesle gerçekleştiğini ima eder. Ayrıca, "Kün" emrinin genel bir "ol" emri iken, "Feyekün"ün bireysel bir "ol"u ifade ettiğini belirtir². Bu ayrım, halkın hem küllî hem de cüz'î mertebelerini kapsadığını gösterir; yani her bir varlığın kendi özel "oluş" anı ve biçimi vardır.
Detaylı cevap
"Kün Feyekün" kavramı, tasavvufta Allah Teâlâ'nın halk etme kudretinin bir ifadesi olarak kabul edilir ve Yâsîn Sûresi'nin 82. ayetinde geçen "innemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kün fe-yekûn" (bir şeyi murâd ettiğinde ona 'ol' der, o da olur) ifadesine dayanır. Nusret Tura, bu ilahî emrin sadece bir söz olmadığını, aynı zamanda bir "nefes" gibi üflendiğini ve bu nefesin Rahmânî Fâtiha ile bağlantılı olduğunu belirtir¹. Bu, halkın ilahî rahmet ve hamd ile iç içe olduğunu gösterir.
Tasavvufî anlayışta "Kün Feyekün" üç katmanda işler: akâidî halk etme, vücudî katman ve zâtî kün. Nusret Tura'nın "Kün"ü genel "ol", "Feyekün"ü ise bireysel "ol" olarak ayırması², bu katmanlı yapının bir yansımasıdır. "Kün" emri, bir şeyin varlık sahasına çıkması için ilahî iradenin genel tecellisini ifade ederken, "Feyekün" o şeyin hemen ve kendine özgü bir şekilde vücut bulmasını anlatır. Bu, "F" harfinin "hemen" ve "itirazsız" anlamını taşımasıyla da pekiştirilir³.
Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde, özellikle Sâlihiyye Fassı'nda "Kün" emrinin tasavvufun halk etme anlayışının mihveri olduğu bildirilmiştir⁴. Nusret Tura'nın görüşleri de bu köklü tasavvufî geleneğin bir devamı niteliğindedir. "Kün" emriyle bir şeyin tekvininin vaktinin geldiği, yani kaderinin zuhura çıkması gerektiği bildirilir; o şey yoklukta mevcut olsa da, vakti geldiğinde Cenâb-ı Hakk'ın "Kün" demesiyle "Feyekün" olarak kendi zatından meydana gelir⁵·⁶·⁷. Bu, halkın ilahî irade ve takdirle gerçekleştiğini vurgular.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Bendeki Terzi Babam (Cilt 1) · s.101“İşte Efendi Babamın, Hazmî Tura hazretleri ve Nusret Tura hazretleri ile bağlantısının asıl yönlerinden biri daha iyi anlaşılmış oldu. (كُن فَيَكون) “Kün feyekü”Oku
- 2Bendeki Terzi Babam (Cilt 2) · s.222“. ↑ (12) Terzi Baba 1 kitâbında, Efendi Babam tarafından terzi atölyesinde kömürün yerde çizdiği şekil ve Nusret Tura hazretlerinin “Iyd”, bayram hakkında geniş”Oku
- 3Sohbet Arası Sohbetler (24) · s.94“İşte Cenabı hak iradesiyle kavliyle bunları kabul edecek sahayı âlemleri hazırladı, sonra kûn dedi. Onlarda yapmaya hazır olduğundan “Belî” evet dediler ve zuhu”Oku
- 4Nahl Sûresi · s.69““İnnemâ kavlunâ lişey-in izâ eradnâhu en nekûle lehu kun feyekûn(u)” Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen o”Oku
- 5TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye · s.26“------------------ Ya'nî Hak, "feyekûn" kavliyle isbât etti kî, bir "şey"in vücûd bulması, o "şey"in kendi nefsindendir. O şey hemen olduğuna göre o şeyin hemen”Oku
- 6Târık Sûresi · s.150“------------ Ya'nî Hak, "feyekûn" kavliyle isbât etti kî, bir "şey"in vücûd bulması, o "şey"in kendi nefsindendir. O şey hemen olduğuna göre o şeyin hemen olmas”Oku
- 7Nahl Sûresi · s.79“------------ Ya'nî Hak, "feyekûn" kavliyle isbât etti kî, bir "şey"in vücûd bulması, o "şey"in kendi nefsindendir. O şey hemen olduğuna göre o şeyin hemen olmas”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.