İçeriğe atla

Rubûbiyyet kavramının sâlikteki işleyişi nedir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey0 görüntülenme7 kaynak
Kısa cevap

Rubûbiyyet, tasavvufta Hakk'ın 'er-Rabb' isminin tezâhürü olup, kâinatı terbiye eden, yetiştiren ve ihtiyaçları gideren vechesini ifade eder. Sâlik için rubûbiyyetin idrâki, kişinin beşeriyetini aradan çıkarıp Hakk'ın terbiyesine tam teslim olmasıyla gerçekleşir. Bu idrâk, sâlikin kendi varlığının Hakk'ın rubûbiyyet sırrına mazhar olduğunu anlamasıyla derinleşir ve namaz gibi ibadetlerde Hakk'ın kendisinde tecelli etmesiyle kemâle erer¹. Her mevcudun, kendi kabiliyet ve istidâdına uygun, kendisine has ve kayıtlı bir Rabb-i hâssı vardır ki, bu rubûbiyyet-i hâssa ulûhiyyet mertebesinden alınır²·³. Sâlikin bu hakikati kavraması, ilâhî hibeyle gerçekleşen mülk ve ma'rifetin idrâkiyle mümkündür⁴.

Detaylı cevap

Rubûbiyyet, tasavvufta "terbiye eden Hak" kavramının ifadesidir. Sâlikin rubûbiyyetle olan işleyişi, öncelikle Hakk'ın "er-Rabb" isminin tezâhürü olan terbiye edicilik ve yetiştiricilik vechesini idrâk etmesiyle başlar. Bu idrâk, Fâtiha Sûresi'ndeki "el-hamdu lillâhi rabbi'l-âlemîn" (hamd âlemlerin Rabb'i Allah'ındır) âyetinin sırrını kavramakla derinleşir; zira Hakk'ın rubûbiyyeti bütün vücud mertebelerine uzanır.

Sâlik, bu mutlak ve umumi rubûbiyyet içinde, her mevcudun kendi kabiliyet ve istidâdına muvafık, mazhar olduğu ism-i hâssa mahsus bir rubûbiyyet-i hâssa'ya sahip olduğunu anlar²·³. Bu, kişinin kendi "ben"ini aradan çıkarmasıyla, beşeriyetin zail olup geride rubûbiyyetin kalmasıyla gerçekleşen bir hâldir¹. Bu hâl üzere kılınan namaz, "Rab'bının namazda olması" olarak ifade edilir ki, bu rubûbiyyet hakikatinin idrâkiyle mümkündür¹.

Rubûbiyyetin sâlikteki işleyişi, aynı zamanda "tevhîd-i rubûbiyyet" mertebesinde "Allah benim Rabb'imdir, beni terbiye eden yegâne" kabulüyle tahkîk edilir. Sâlik, kalbinde sâlih amelin nurunu taşıdığında, rubûbiyyetin terbiyesiyle yetişmiş, Rahmâniyyet'in rahmetiyle kuşanmış ve Rahîmiyyet'in latif feyziyle yakınlığa erişmiş olur⁵. Bu süreçte, sâlikin ağlaması ve Hakk'a niyaz etmesi, ilim ve irfân sütünü bedâva olarak alması için önemlidir⁶. Rubûbiyyetin sırrı, sâlikin kendi vücududur; bu sır zail olmadıkça rubûbiyyet de bâtıl olmaz⁷. Sâlikin bu hakikati kavraması, mülkün ve ma'rifetin kulun gayretiyle değil, bütünüyle ilâhî hibeyle verildiğini idrâk etmesiyle tamamlanır⁴.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Dur Rabbın Namazda (Cilt 1) · s.311Benzer şekilde, “çıkar ben’i aradan, görünsün sana yaradan” sözündeki mana oyununda görebileceğimiz durum gibidir… Orada aradan çıkartılması salık verilen “ben”Oku
  2. 2A'yân-ı Sâbite · s.322O'nun âlemler üzerindeki rubûbiyyeti rubûbiyyet-i mutlaka ve umumi mutlak bir rububiyettir. Ve her mevcudun bu "ulûhiyyet" mertebesinden aldığı hisse ve nasîb, Oku
  3. 3A'lâ ve Gâşiye Sûreleri · s.32O'nun âlemler üzerindeki rubûbiyyeti rubûbiyyet-i mutlaka ve umumi mutlak bir rububiyettir. Ve her mevcudun bu "ulûhiyyet" mertebesinden aldığı hisse ve nasîb, Oku
  4. 4Sâd Sûresi · s.82Süleyman bu talebiyle, kendisini Allah’ın mutlak rubûbiyyeti karşısında tam bir ubûdiyyet şuuruna yerleştirmiştir. Âyetin sonunda onun Allah’ın “ Vehhâb ” isminOku
  5. 5Sâd Sûresi · s.72Ey sâlik-i râh-ı Hak! Kalbinde salih amelin nurunu taşırsan, rubûbiyyetin terbiyesiyle yetişmiş, rahmâniyyetin rahmetiyle kuşanmış, rahîmiyyetin latif feyziyle Oku
  6. 6Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.140“Sen bilmez misin ki, rubûbiyyet-i mutlaka sâhibi ve mürebbîlerin mürebbîsi olan Hak Teâlâ hazretleri, kul ağlamaz ve münâcât etmezse, ilim ve irfân sütünü bedâOku
  7. 7TB. Fusûs Mukaddimesi (Cilt 180) · s.103Ve bunun için Sehl dedi: “inne rububiyyeti sırrâ ve hüve ente” (Muhakkak rubûbiyyet için bir sır vardır ve o da sensin) . Her bir "ayn"a hitâb eder. “Lev zaharaOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.