Sahv ile Sekr aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?
Tasavvufta sahv ve sekr hâlleri, sâlikin mânevî yolculuğunda birbirini takip eden ve kemâle ulaşmada önemli bir işleyişi temsil eden iki farklı mertebedir. Sekr, sâlikin Hakk'ın cemâl tecellîsinde kendinden geçmesi, aklının mest olması hâliyken, sahv ise bu sekr hâlinden sonraki ayıklık, uyanıklık ve Hakk'la birlikteyken aklın yerinde olması durumudur. Bu iki hâl, "sahv-i ba'de's-sekr" (sekrden sonraki sahv) olarak sülûkun kemâl noktası kabul edilir ve sâlikin fenâdan sonra Hakk'la birlikte halka dönmesini ifade eder. Özellikle Yûsufiyye Fassı'nın cemâliyye bahsi sekrin yeri olarak gösterilirken, Muhammediyye Fassı'nın mahbûbiyyet bahsi sahvın yeridir. Bu iki hâl, değişime açık olan kullara mahsus olup, "iki renk" olarak nitelendirilir; Hakk'a nispetle ise ne sekr ne de sahv vardır¹.
Detaylı cevap
Sahv ve sekr, tasavvufî sülûkun temel hâllerinden olup, birbirini tamamlayan bir işleyişle sâlikin mânevî gelişimini gösterir. Sekr, lugatte "sarhoşluk, mest olma" anlamına gelirken, tasavvufta sâlikin fenâ hâlinde aklının Hakk ile mest olması ve kontrolünü kaybetmesi durumudur. Bu hâl, Hz. Yûsuf'un cemâlini gören kadınların ellerini kesmeleri örneğiyle açıklanır; kadınlar Yûsuf'un cemâlinde sekr ettikleri için farkına varmadan ellerini kesmişlerdir. Sâlik de Hakk'ın cemâlinde benzer şekilde sekr eder. Bu durum, "Şekerci Dede"nin verdiği mânevî şekerlerle âlemi "Ak-dide" ile, yani Ulûhiyet gözüyle görmeye başlama hâli olarak da ifade edilir²·³·⁴.
Sekr hâlinden çıkan kişinin hâline ise sahv denir. Sahv, "ayıklık, uyanıklık" demektir ve sâlikin sekrden sonraki ayıklık hâli, Hakk'la birlikte ama ayık olma mertebesidir. Bu, "cem'den sonraki fark hâli" olarak da tanımlanır²·³·⁴. Klasik tasavvufta "sahv-i ba'de's-sekr" (sekrden sonraki sahv), sülûkun kemâli olarak kabul edilir. Bu mertebede sâlik, fenâda Hakk'a "gitmiş", sahvda ise Hakk'la birlikte halka "dönmüştür".
Sekr ve sahv, değişime açık olan kullara mahsus hâllerdir. Kelime-i Dâvûdiyye'de belirtildiği üzere, bu iki hâl "iki renk" olarak nitelendirilir ve Hakk'a nispetle ne sekr ne de sahv vardır; çünkü Hakk, bu tür değişimlerden münezzehtir¹. Bu durum, sâlikin mânevî yolculuğunda belirli bir aşamayı temsil ederken, Hakk'ın mutlak ve değişmez varlığına işaret eder.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kelime-i Dâvûdiyye · s.53“Sekr (mestlik) ve sahv (ayıklık) ise değişime açık olan kullara mahsustur. O yüce zata nispetle ne sekr ne de sahv vardır. Şimdi mademki Hakk'a bakıyordu, her i”Oku
- 2Kâf Sûresi · s.105“------------------- İşte manevi şeker-sekr ikram edilip, manevi Sekr halinde olan salik, “Şekerci Dede” nin verdiği şekerler ile artık. Âlemi et, yağ tabakası g”Oku
- 3Kamer Sûresi · s.131“------------------- İşte manevi şeker-sekr ikram edilip, manevi Sekr halinde olan salik, “Şekerci Dede” nin verdiği şekerler ile artık. Âlemi et, yağ tabakası g”Oku
- 4Terzi, Elif, Terâzî, Teradî — İrfan Mektebi, Kırk Seyir · s.37“(Yorumu için Terzi Baba Kûr’an da Yolculuk (50) İnsân sûresine bakılabilir) İşte mânevi şeker-sekr ikram edilip, manevi Sekr halinde olan salik, “Şekeri Dede” n”Oku
İlgili sorular
- Vahdet-i vücûd ile Vahdet-i şühûd aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?
- Kabz ve Bast'ı birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?
- Mücâhede ile Müşâhede aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?
- Müşâhede ile Mükâşefe aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?
- Tenzîh ve Teşbîh'i birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.