İçeriğe atla

Salavât kavramı hangi Fass ile ilişkilendirilir?

Kavram-Fass Eşleşmesi5 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Salavât kavramı, tasavvufta Hz. Peygamber'e getirilen özel duâ ve tezkiye ifadeleri olup, Fusûsu'l-Hikem'de Muhammediyye Fassı'nın 'mahbûbiyyet' bahsi ile ilişkilendirilir. Bu Fass, salavâtın Hakîkat-i Muhammediyye ile bağ kurmanın somut bir yöntemi olduğunu vurgular. Salavât, Allah ve meleklerinin Peygamber'e salât etmesini emreden Ahzâb Sûresi 56. ayetine dayanır ve kulun Hakk'a yönelmesi gibi, Hakk'ın da kula yönelmesi, yani Zâtî tecellî olarak da idrâk edilir¹. Bu yönüyle salavât, sâlikin sülûkundaki en yüksek virdlerden biri olarak kabul edilir.

Detaylı cevap

Salavât, 'salât' kelimesinin çoğulu olup, dualar ve tezkiyeler anlamına gelir. Tasavvufta, Hz. Peygamber'e yönelik özel bir duâ ve tezkiye biçimidir. Kur'an-ı Kerîm'de Ahzâb Sûresi'nin 56. ayetinde geçen "innallâhe ve melâiketehû yusallûne ale'n-nebî, yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ" (Allah ve melekleri Peygamber'e salât eder; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm verin) ifadesi, salavâtın temel mesnedini oluşturur. Bu ayet, salavâtın sadece bir duâ olmanın ötesinde, Hakîkat-i Muhammediyye ile bir bağ kurma aracı olduğunu gösterir.

Salavâtın Hak'ka nisbet edilmesi, kulun salâtının Hakk'a yönelmesi iken, Hakk'ın salâtının kula yönelmesi ve bunun Zâtî tecellîden başka bir şey olmaması dikkat çekicidir¹. Bu bağlamda, sabredenlere va'd edilen mükâfâtın Rablerinden salavât ve rahmet olması, salavâtın ilahî bir lütuf ve yöneliş olduğunu gösterir¹.

Fusûsu'l-Hikem'de salavât kavramı, Hz. İsmail'e tahsis edilmiş olan İsmail Fassı'nda değil, Muhammediyye Fassı'nın 'mahbûbiyyet' bahsinde yer alır. İsmail Fassı ise Hikmet-i Aliyye, saîd olmanın sırrı, Rabb-ı hâs ve mârifet-i Rabbâniyye gibi konuları teslim ve rıza ekseninde ele alır². Salavâtın, namazın bir parçası olarak da yer alması, onun ibadetler içindeki önemini gösterir. Namazda okunan salavâtlar, "alâ resûlüna salavât" ifadesiyle Hz. Peygamber'e şükran borcunun bir ifadesidir³. Ayrıca, salavâtların gök kapılarını açtığına dair hadisler de mevcuttur⁴. Gerçek salâtın âlemde Hakk'ın varlığını seyretmek, salavâtın ise kendi varlığını seyretmek olduğu belirtilir⁵.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Zümer Sûresi · s.48Bu husûsta Hakk Teâlâ, musîbete sabredenler hakkında buyurur: " İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn " ( Muhakkak ki biz Allâh'tanız ve O'na döndürüleceğiz ) diyeOku
  2. 2Kavram Sayfaları, İsmail Fassı
  3. 3Salât (Namaz) · s.26ALA RESÜLÜNA SALAVAT Vakit namazlarının son selamları söylendikten sonra teşbih bölümüne geçiyor ve ala resülüna salavat diyerek, Rasülün üzerine selam getiriyoOku
  4. 4Saff Sûresi · s.66Bu salavatlar dedi hadisi şerifte bildirildiğine göre salavat Gök kapılarının bir tanesini açar dedi çok mühim bir hadis Gök kapıların bir tanesi salavatla açılOku
  5. 5Özün Özü ve Sırrın Sırrı (Cilt 4) · s.236İşte yeri gelmişken Gerçek salat ve salavat nedir onu söyleyelim: Salat, namazdı ya. Gerçek namaz âlemde Hakkın varlığını seyretmek. Birinci halde Hakkın varlığOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.