İçeriğe atla

Sâlik için Sıfât-ı Zâtiyye ne anlama gelir?

Kavram TanımıTemel düzey24 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Sâlik için Sıfât-ı Zâtiyye, Cenâb-ı Hakk'ın zâtına ait, O'nun varlığından ayrılmaz ve akâidde altı maddeyle bilinen sıfatlarıdır: vücud, kıdem, bekâ, muhâlefetün li'l-havâdis, kıyâm bi-nefsihî ve vahdâniyyet¹. Tasavvufî idrâkte bu sıfatlar, Hakk'ın "şehâdet edilebilen" değil, "nefyle bilinen" yönünü temsil eder; yani "yok değildir" (vücud) veya "sonradan değildir" (kıdem) şeklinde bir yokluk nefyiyle kavranır. Sâlik, tecelliyât-ı zâtiyye ile müşerref olduğunda, kendi beşerî sıfatları fânî olur ve yerini ilâhî sıfatlara bırakır². Bu mertebede, ahadiyyet-i zâtiyyeyi müşâhede eden sâlik, Hakk'ın âlemlerden ganî olan zâtıyla ebeden beraber olur, ancak sıfatları itibarıyla O'nun "aynı" olmaz; zira sıfatlar, zât-ı ahadiyyette müstehlek (yok olmuş) keserâttan ibarettir³.

Detaylı cevap

Sâlikin seyr ü sülûkünde Sıfât-ı Zâtiyye'nin idrâki, Hakk'ın mutlak ve aşkın varlığını kavramanın temelini oluşturur. Bu sıfatlar, Hakk'ın zâtına özgü olup, O'nun varlığının zorunluluğunu, başlangıçsızlığını ve sonsuzluğunu ifade eder. Örneğin, Vücud sıfatı, Hakk'ın varlığının zorunlu olduğunu (vücud-ı vâcib) belirtirken, Kıdem O'nun başlangıcı olmadığını, Bekâ ise sonu olmadığını bildirir. Sâlik, bu sıfatları nefiy yoluyla, yani "yok değildir" veya "sonradan değildir" şeklinde idrâk eder. Bu, Hakk'ın zâtının yaratılmışların niteliklerinden münezzeh olduğunu gösteren Muhâlefetün li'l-havâdis (yaratılmışlara benzememek) ve Kıyâm bi-nefsihî (kendi kendine var olmak) sıfatlarıyla pekişir.

Sâlik, tasavvufî yolculuğunda, özellikle tecelliyât-ı zâtiyye ile karşılaştığında, kendi beşerî sıfatlarının fânî olduğunu ve yerini ilâhî sıfatların aldığını deneyimler². Bu durum, sâlikin Hakk'ın zâtına yönelik bir müşâhedeye ulaşmasıyla gerçekleşir. Vahdâniyyet sıfatı, Hakk'ın birliğini ifade eder ve İhlâs Sûresi'nin özeti olarak kabul edilir. Ahadiyyet-i zâtiyyeyi müşâhede eden sâlik, Hakk'ın âlemlerden ganî olan zâtıyla ebeden beraber olur³. Ancak bu birliktelik, sâlikin Hakk'ın "aynı" olması anlamına gelmez; çünkü sıfatlar, akıl mertebesinde birtakım keserâttan ibaret olup, zât-ı ahadiyyette müstehlektir³. Bu, sâlikin zâtî bir mazhariyete ulaşması, ancak sıfatî bir mazhariyette kalmaması demektir³. Zikir pratiklerinde de Vahdet-i Zâtiyye ve Ehadiyyet-i Zâtiyye'nin Vahidiyyet-i sıfatiyye'ye nispeti, bâtın ve bâtınu'l-bâtın mertebelerine işaret eder⁴.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1K1-88, Mesnevî-i Şerîf Şerhi, s. 4472
  2. 2Kelime-i İshâkiyye, s. 117“Mesnevi: Tercüme: " Dergâh-ı Huda'yı taleb eden böyledir. Vaktaki Huda gelir, tâlib "lâ" olur. " Ya'nî tâlib-i Hak olan sâliklerin hâli de böyledir. Vaktaki Hak”Oku
  3. 3Kelime-i Yûsufiyye, s. 184“Hakk’a tâlib olmayan kimse, âlem ile ve esmâ-i ilâhiyye ile ve âlemin isimleriyle meşgūl olup, bu kesret ile Hak’tan mahcûb olur. Fakat ahadiyyet-i zâtiyye indi”Oku
  4. 4Tuhfetu'l-Uşşâkî, s. 57“Vahdet-i Zatiyye ile Ehadiyyet-i Zatiyyenin , Vahidiyet-i sıfatiyye ye nisbeti ile batın, batnu'l-butun (iç, için içleri) olmasına ima yoluyla darb-ı zikir ile ”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.