Sâlik, Muhammediyye Fassı'nın hikmetini hangi amelle pekiştirir?
Sâlik, Muhammediyye Fassı'nın hikmetini, amellerini kendi kesbine değil, Hakk'ın lütuf ve keremine nispet etme idrâkiyle pekiştirir. Bu idrâk, sâlikin amellerine mükemmellik atfetmekten kaçınmasını ve kulluk vazifelerini Hakk'ın tevfîki sayesinde yerine getirdiğini bilmesini sağlar¹. Zira Hakîkat-i Muhammediyye, bütün taayyünlerin başlangıcı ve kemâlâtı kuşatan en yüksek mertebedir²·³. Bu hikmet, sâlikin amellerin çokluğunu biriktirmek yerine, Hakk'ın mârifetine ermeyi ve O'nda fenâ bulmayı hedeflemesiyle tahkik olur¹.
Detaylı cevap
Sâlikin Muhammediyye Fassı'nın hikmetini pekiştirmesi, öncelikle ihlâsın hakikatini idrâk etmesiyle mümkündür. Bu idrâk, sâlikin yaptığı amellerin kendi çabasıyla değil, tamamen Hakk'ın lütuf ve keremiyle meydana geldiğini bilmesidir¹. Bu sayede sâlik, amellerine herhangi bir mükemmellik atfetmez; çünkü nefis kusurlu olduğundan, amel de noksan ve kusurludur. Sâlik, bütün gayretine rağmen ibadetlerini kendisine nispet etmekten haya eder, zira kullukla emrolunmuştur ve efendisinin emirlerini yerine getirmek onun asli vazifesidir¹.
Bu şuurla sâlik, hakiki hedefin amellerin çokluğunu biriktirmek değil, Hakk'ın mârifetine ermek ve O'nda fenâ bulmak olduğunu idrak eder. Amellerini beğenmesi veya onlarla oyalanması, onu asıl gayesinden, yani Allah'a vuslattan alıkoyacaktır¹. İkinci mertebe ise, sâlikin şerîatın zâhirini ihmal etmesine yol açabilecek müşâhededen sakınması ve bütün amellerinin Hakk'ın tevfîki sayesinde gerçekleştiğini bilmesidir. Sûfîlere göre sâlik, müşâhede hâlinde iki yanılgıya düşebilir: İlki, amelini kendisine değil Hakk'a nispet ettiği için onu kusursuz ve mükemmel görmesi; ikincisi ise, kulluk görevlerini yerine getirmede gayret göstermemesidir¹.
Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvuf metafiziğinin en yüksek kavramı olup, Hz. Muhammed'in temsil ettiği kemâlât mertebesidir (Hakîkat-i Muhammediyye; Mertebe-i Muhammediyye). O, bütün taayyünlerin başlangıcı ve kemâlâtı kuşatmıştır²·³. Bu hikmet, Peygamber Efendimizin hakikati itibarıyla ferdiyetin kemâlini ifade eden "hikmet-i ferdiyye" ile vasıflandırılmıştır⁴·⁵. Bu nedenle sâlikin amellerini Hakk'a nispet etmesi, bu yüksek hakikatin idrâkine uygun bir ameldir.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Sâd Sûresi · s.178“Bu şuurla sâlik, aslında hakikî hedefin amellerin çokluğunu biriktirmek değil, Hakk’ın mârifetine ermek ve O’nda fenâ bulmak olduğunu idrak eder. Çünkü amelleri”Oku
- 2Kelime-i Dâvûdiyye · s.16“Cevap: Fusûs'un sonu olan "hikmet-i ferdiyye"de görüleceği ve Şîsî Fassı'nda açıklandığı üzere, âlemin övüncü (a.s.) Efendimiz, bütün taayyünlerin (belirginleşm”Oku
- 3Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.) · s.74“Hakikat-i Muhammedî “zât, irâde, kavl” hükmünün faa- liyete geçmesi Hakikat-i Muhammediyyenin şey’iyyeti ve şey’iyyetleri toplu olarak zuhura çıkması lâzımdır k”Oku
- 4Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.) · s.57“Hakikat-i Muhammedî “zât, irâde, kavl” hükmünün faa- liyete geçmesi Hakikat-i Muhammediyyenin şey’iyyeti ve şey’iyyetleri toplu olarak zuhura çıkması lâzımdır k”Oku
- 5Hucurât Sûresi · s.17“Cenâb-ı şeyh (r.a.) kelime-i Muhammediyyenin hikmet-i ferdiyyeye mukarin bulunmasının sebebini izahen buyururlar ki! Yani hikmeti ferdiyyeye yakın bulunmasının ”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.