Sıfât-ı Zâtiyye kavramının sâlik için pratik yansıması nedir?
Sıfât-ı Zâtiyye, Hakk'ın zâtından ayrılmaz, O'nun varlığını ve benzersizliğini ifade eden sıfatlardır. Sâlik için pratik yansıması, Hakk'ın mutlak varlığını, başlangıçsızlığını, sonsuzluğunu, yaratılmışlara benzemediğini, kendi kendine kâim olduğunu ve birliğini nefiy yoluyla idrâk etmektir. Bu idrâk, sâlikin kesretten Hakk'ın ahadiyyet-i zâtiyyesine yönelmesini sağlayarak, Hakk'ın âlemlerden ganî olan zâtıyla ebeden beraber olmasını temin eder; böylece sâlik zâtî olur, sıfâtî olmaz¹. Bu mertebede sâlik, Hakk'ın sıfatları haysiyetiyle O'nun "ayn"ı olmaktan ziyade, zâtının mazhariyetinde bulunur.
Detaylı cevap
Sıfât-ı Zâtiyye, tasavvufta Hakk'ın "şehâdet edilebilen" değil, "nefyle bilinen" sıfatlarıdır. Yani, Hakk'ın "yok değildir" (vücud), "sonradan değildir" (kıdem) şeklinde anlaşılmasıdır. Bu sıfatlar, Hakk'ın zâtına ait olup, O'nun varlığını, başlangıçsızlığını (kıdem), sonsuzluğunu (bekâ), yaratılmışlara benzememesini (muhâlefetün li'l-havâdis), kendi kendine var olmasını (kıyâm bi-nefsihî) ve birliğini (vahdâniyyet) ifade eder². Sâlik için bu sıfatların pratik yansıması, Hakk'ın mutlak ve aşkın varlığını idrâk etmektir. Bu idrâk, sâlikin "ahadiyyet-i zâtiyye" mertebesine ulaşmasını sağlar. Bu mertebede sâlik, Hakk'ın âlemlerden ganî olan zâtı haysiyetiyle ebeden Hak ile olur¹.
Sâlik, bu idrâk sayesinde kesret âlemiyle ve esmâ-i ilâhiyye ile meşgul olmaktan kurtulur ve Hakk'tan mahcûbiyet hâlinden çıkar. Zira sıfatlar, akıl mertebesinde olan birtakım keserâttan ibaret olup, zât-ı ahadiyyette müstehlektir¹·³. Bu nedenle, ahadiyyet-i zâtiyyeyi müşâhede eden kimse, ganî olan zâtın mazhariyetinde olur; kesreti icâb eden sûret-i esmâiyye mazhariyetinde olmaz, yani zâtî olur, sıfâtî olmaz¹. Bu durum, sâlikin Hakk'ın sıfatları haysiyetiyle O'nun "ayn"ı olmaktan ziyade, zâtının tecellîsine mazhar olması anlamına gelir³. Hakk'ın kudret-i zâtiyyesi gibi sıfatlar, tüm izâfî kudretlerin merciidir ve sâlikin varlığı da bu zâtî kudrette mahv ve müstehlek olur⁴. Bu idrâk, sâlikin Hakk'a mi'râc yolculuğunda Hazarât-ı Hamse'nin derinliklerine inerek, perdenin kalktığı ve Hakk'ın zât, sıfat veya fiiller yönünden tecellî ettiği mükâşefe hâllerini yaşamasına zemin hazırlar (Hazarat-ı Hamse; Mükâşefe).
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kelime-i Yûsufiyye · s.184“Hakk’a tâlib olmayan kimse, âlem ile ve esmâ-i ilâhiyye ile ve âlemin isimleriyle meşgūl olup, bu kesret ile Hak’tan mahcûb olur. Fakat ahadiyyet-i zâtiyye indi”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 · s.4472“Sıfat: Nitelik. Sıfât: Sıfatlar; nitelikler. Sıfât-ı ma'neviyye: Mânevi sıfatlar, mânâ sıfatları: Cenâb-ı Hakk'ın hayat ilim, irâde, kudret, kelâm, tekvin gibi ”Oku
- 3TB. Kelime-i Yûsufiyye · s.86“Fakat ahadiyyet-i zâtiyye indinde duran ve ahadiyyet-i zâtiyyeyi müşahede eden kimse, Hakk'ın âlemlerden ganî olan zâtı haysiyyetiyle, ebeden Hak ile olur. 29/6”Oku
- 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5 · s.803“Bu derecât-ı kudret nereye kadar gider bilir misin? Tâ Hakk'ın kudret-i zâtiyyesine kadar gider. Ve kudret, Hakk'ın sıfât-ı zâtiyyesindendir. Ve vücûd-i izâfî â”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.