İçeriğe atla
Yûnus 96Cüz 11 · Sayfa 219

Yûnus Sûresi 96. Âyet

يونس

Sohbete sor

İnne-lleżîne hakkat ‘aleyhim kelimetu rabbike lâ yu/minûn(e)

(96-97) Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.

Yûnus Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Binâenaleyh böyle olan kimseler, elim azabı görme­dikçe, ya'nî ba'de'l-mevt azâb-ı uhrevîyi tatmadıkça Allah'a ve pey­gambere îmân etmezler. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de Hak Teâlâ buyurur. ﴿٩٦﴾ اِنَّ الَّذِينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لايُوءْمِنُونَ

﴿٩٧﴾ وَلَوْ جَاۤءَتْهُمْ كُلُّ اَيَةٍ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الاَلِيمَ

(Yûnus, 10/96-97). Böyle olunca Fir'avn dünyâda kable'lmevt îmân etmekle, azâb-ı uhrevîyi görmedikçe îmân etmeyen sınıftan çıktı. Elîm azabı görmeden îmân eden mü'min sınıfına dâhil oldu.

Fir'avn hakkındaki bu kelime o kadar açık bir şeydir ki, Kur'ân bu zahir olan şeyle vârid oldu. Yani zuhura çıktı bu kadar açık bir zuhura çıktı. Şu halde Fir'avn'ın şekâvet-i ebediyyesine, ebedi şekavetine hükm edenlerin bu hükümde ısrarları ve bu bâbda te'vîlâta kıyam etmeleri tevilat göstermeleri duyulmuş değildir. İşte Fir'avn hakkında Hz. Şeyh (r.a.) efendimizin hükm-i âlîleri bu kadar açıktır; ve ibâre-i Fusûs'ta tevak­kufa delâlet edecek bir şey yoktur.[74]


فَلَوْلاَ كَانَتْ قَرْيَةٌ آمَنَتْ فَنَفَعَهَا إِيمَانُهَا إِلاَّ قَوْمَ يُونُسَ لَمَّآ آمَنُواْ كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الخِزْيِ فِي الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ {يونس/98}

“Felevlâ kânet karyetun âmenet fenefe’ahâ îmânuhâ illâ kavme yûnuse lemmâ âmenû keşefnâ anhum azâbe-lhizyi fî-lhayâti-ddunyâ vemetta’nâhum ilâ hîn(in)” Yûnus’un kavminden başka, keşke (azabı görmeden) iman edip, imanı kendisine fayda veren bir tek memleket halkı olsaydı! (Yûnus’un kavmi) iman edince, dünya hayatında (sürüklenebilecekleri) rezillik azabını onlardan uzaklaştırmış ve onları belli bir zamana kadar yararlandırmıştık. (10/98)


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)