Velev câet-hum kullu âyetin hattâ yeravû-l'ażâbe-l-elîm(e)
(96-97) Şüphesiz, haklarında Rabbinin sözü (hükmü) gerçekleşmiş olanlar, kendilerine bütün mucizeler gelse bile, elem dolu azabı görünceye kadar inanmazlar.
Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar.
Yunus Suresi 97. ayet, inkarcıların inatçı tutumunu ve ilahi azabın kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. Ayet, 'ayet', 'görmek' ve 'azap' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi delillerin bile bu kişileri imana getiremeyeceğini, ancak acı verici azabı bizzat müşahede ettiklerinde gerçeği anlayacaklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ayet' kelimesinin asıl anlamının 'açık alamet' olduğunu belirtir. Kur'an'da ise hem Allah'ın kudretine delalet eden evrensel işaretler (kozmik ayetler) hem de peygamberlere verilen mucizeler (mucizevi ayetler) için kullanıldığını ifade eder. Bu ayetteki 'küllü ayetin' ifadesi, inkarcılara sunulan her türlü delili ve mucizeyi kapsar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ayet' kelimesinin 'alamet' ve 'nişan' anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki bağlamda, inkarcıların inatçılığını göstermek üzere, kendilerine ne kadar açık ve ikna edici delil getirilirse getirilsin, yine de inanmayacaklarını ifade etmek için kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ayet' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Ona göre 'ayet', Allah'ın varlığını ve iradesini gösteren bir 'işaret'tir ve bu işaretler hem doğada hem de peygamberlerin getirdiği vahiylerde bulunur. Bu ayette, inkarcıların bu işaretleri görmezden gelme eğilimi vurgulanır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'görmek' fiilinin Kur'an'da bazen 'bilmek' ve 'idrak etmek' anlamında mecazi olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'yerevu'l-azâbe' ifadesi, azabı sadece gözle görmek değil, aynı zamanda onun dehşetini ve gerçekliğini tam anlamıyla kavramak ve tecrübe etmek anlamına gelir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'rü'yet' (görme) fiilinin bazen kalple idrak etme, bazen de gözle müşahede etme anlamında kullanıldığını açıklar. Buradaki kullanım, inkarcıların azabı bizzat yaşayarak, tüm gerçekliğiyle idrak edecekleri bir durumu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rü'yet' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda farklı nüanslar taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'görene kadar' ifadesi, inkarcıların inatçılığının ancak azabın somut ve acı verici bir şekilde tecrübe edilmesiyle kırılabileceğini, yani mecazi bir 'körlüğün' ancak bu şekilde sona ereceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azap' kelimesinin kökeninin 'tatlı sudan mahrum kalmak' anlamına geldiğini ve bu durumun verdiği acıyı ifade ettiğini belirtir. Kur'an'da ise genellikle Allah'ın isyancılara verdiği ceza ve işkence için kullanılır. Bu ayetteki 'el-azâbe' ifadesi, inkarcıların kaçınılmaz sonunu ve karşılaşacakları şiddetli cezayı vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'azap' kelimesinin 'şiddetli ceza' ve 'acı veren işkence' anlamlarına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'el-azâbe el-elîme' tamlaması, bu cezanın sadece varlığını değil, aynı zamanda niteliğini, yani 'acı verici' olduğunu özellikle belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azap' kelimesinin 'bir şeyi engellemek' veya 'bir şeyden mahrum bırakmak' anlamından türediğini ve bu mahrumiyetin verdiği acıyı ifade ettiğini belirtir. Kur'an'da ise genellikle ilahi cezayı ifade eder. Bu ayette, inkarcıların inatçılıkları sebebiyle hak ettikleri ve kaçınılmaz olarak tadacakları ilahi cezayı anlatır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'elim' kelimesinin 'elem veren, acı veren' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da genellikle 'azap' kelimesiyle birlikte kullanılarak, cezanın şiddetini ve dayanılmazlığını vurgular. Bu ayetteki 'el-elîme' ifadesi, inkarcıların karşılaşacağı azabın sıradan bir ceza değil, son derece acı verici bir işkence olacağını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'elem' kelimesinin 'bedende veya ruhta hissedilen acı' anlamına geldiğini ifade eder. 'Elim' ise bu acıyı veren demektir. Ayetteki 'el-elîme' sıfatı, azabın sadece varlığını değil, aynı zamanda niteliğini, yani ruhsal ve bedensel olarak büyük bir acı kaynağı olacağını açıkça belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.