İnne-l-insâne lefî ḣusr(in)
(1-2) Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir.
İnsan mutlaka ziyandadır.
Asr Suresi'nin bu ayeti, 'insan' kavramının 'hüsran' içinde olduğunu vurgulayarak, varoluşsal bir durumu dilbilimsel olarak ifade eder. Ayet, 'insan'ın genel durumunu 'hüsran' kelimesiyle niteleyerek, bu iki kavram arasındaki derin ilişkiyi ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'insan' kelimesinin 'üns' (alışma, yakınlık) kökünden geldiğini belirtir. Ona göre insan, diğer varlıklara göre daha çok ünsiyet kuran, sosyal bir varlıktır. Ayetteki kullanımıyla, bu sosyal ve düşünsel varlığın genel bir hükme tabi tutulduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'insan' kavramının sadece biyolojik bir türü değil, aynı zamanda ahlaki ve metafiziksel sorumlulukları olan bir varlığı ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'insan', ahiretteki akıbeti açısından değerlendirilen, irade sahibi ve sınava tabi tutulan varlıktır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'insan'ın 'nisyan' (unutma) kökünden geldiği görüşünü de aktarır ve insanın unutkanlığına işaret eder. Ayetteki 'hüsran' ile birlikte düşünüldüğünde, insanın bu unutkanlığının onu hüsrana sürükleyebileceği ima edilir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hüsr' kelimesinin 'noksanlık' ve 'zarar' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hüsran', insanın ömrünü ve amelini boşa harcayarak ahiretteki kazancını kaybetmesi durumunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hüsran'ı hem dünya malında hem de nefiste meydana gelen eksiklik olarak tanımlar. Ayetteki 'hüsran', insanın iman ve salih amel gibi ebedi sermayesini kaybetmesiyle ortaya çıkan nihai zararı vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hüsran'ı 'helak' ve 'ziyan' olarak açıklar. Ayetteki 'hüsran', insanın dünya hayatındaki yanlış tercihleri sonucu ahiretteki kurtuluşunu kaybetmesi ve ebedi azaba duçar olması anlamında mecazi bir kullanımdır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hüsran'ın Kur'an'da genellikle 'dünya ve ahiret saadetini kaybetme' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'hüsran', insanın ömrünü ve potansiyelini Allah'ın rızasına uygun kullanmaması sonucu içine düştüğü genel bir kayıp durumunu ifade eder.
Namaz Sûreleri (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve devam ediyor. Bütün insânlar bu zamanın kıymetini idrâk edemezlerse hüsran içerisindedirler. Yâni bu asrı, bu vakitlerini kullanamazlarsa cennet ehli de olsa hüsran içindedir. Yalnız tabii cehennem ehlinin hüsranı cennet ehlinin hüsranı gibi olmaz. Cehennem ehlinin hüsranı orada devamlı kalacaklar için hiç dinmeyecek şekilde ebedi olacaktır, günahları az olan oradan çıkabileceklerin ise biraz daha az olacaktır ancak onlarda cennete gitseler bile, neden dünyanın kıymetini daha güzel bilemedik diye hüsranları devam edecektir. Peki cennet ehlinin hüsranı ne olur? Yukarıya kendinden üst katlara baktığı zaman, elimizde imkan vardı da, biraz daha hızlı koşsaydık, biraz daha fazla zıplasaydık ta bir üst kata daha çıksaydık olacaktır.
Ancak kendilerinden aşağıda olanları gördüklerinde yine de az da olsa teselli bulacaklardır. Bu yüzden bütün insânlar hüsrandadır. Yâni bütün insânların belirli bir gafleti vardır ancak istisnâları, “İllellezine” ancak şu kimseler ki, “asır” hakikatı içinde zamanlarını değerlendirmek sûretiyle hüsrandan kurtulabileceklerdir, ama belli bir şekilde. “İllellezine amenu,” evvelâ bunlar İmân ehli olacaklar. Hüsrandan kurtulmaları için ilk şartı budur. İmân olmayınca tabi ki, ondan sonrası hiç bir şey olmaz.
Ayrıca hüsranın en büyüğü ise kişilerin kendindeki İlâhi hakikatleri anlayamayıp ondan gafil olmalarıda beşeri ve nefsi lezzetlerle oyalanıp baki olan Hakkı unutmaları en büyük hüsranları olacaktır.
إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
(3) İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr.
“Ama imân edenler ve sâlih ameller işleyenler ve Hakk'ı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler hariç.”