İçeriğe atla
Ra'd 28Cüz 13 · Sayfa 252

Ra'd Sûresi 28. Âyet

الرعد

Sohbete sor

Elleżîne âmenû vetatme-innu kulûbuhum biżikri(A)llâh(i)(k) elâ biżikri(A)llâhi tatme-innu-lkulûb(u)

Onlar, inananlar ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.

Ra'd Sûresi

13.28- Ellezîne âmenû ve tatmeinnu gulûbuhum bizikrillâh, elâ bizikrillâhi tatmeinnul gulûb.

Diyanet Meali:

13.28- Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.

“Onlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır.” Kelamî açıdan bu ayet, iman ve kalbin huzuru arasındaki bağlantıyı vurgular. İman, tasdik etmek ve kabul etmek anlamına gelir. İman hem kalbin tasdiki hem de dilin ikrarı ile olmalıdır. Bu ayette, imanın kalbe doğrudan bir huzur verdiği belirtilirken, Allah'ı anmanın da bu huzurun kaynağı olduğu ifade edilir.

Allah’ı anmanın (zikrin), insana huzur vermesi, onun varlığının en temel gerçeğiyle uyum içinde olmasından kaynaklanır. Çünkü insanın nefsi, Allah’a yönelmeye programlanmıştır ve hakikatten uzaklaştıkça huzursuzluk hisseder.

Bu bağlamda, kalbin Allah’ı anarak huzur bulması, iki temel nedene dayanır:

• İman, insanın varoluş amacına yönelmesini sağladığı için kalpte bir tatmin oluşturur.

•Allah’ı anmak, kişinin ilahi irade ve kudret karşısında kendi varlığını konumlandırmasını sağlar ve bu da manevi bir huzur verir.

Bu ayet, iman edenlerin kalplerinde oluşan huzurun ilahi hakikatle uyum içinde olmaktan kaynaklandığını ifade eder. Allah’ı anmayanlar, dünya kaygıları ve nefsin arzuları içinde huzursuzluk yaşarken, Allah’ı ananlar, ilahi kudretin farkında olarak, her şeyin bir hikmet çerçevesinde olduğunu bilirler ve bu bilinçle huzur bulurlar.

İrfanî açıdan bu ayet, kalbin huzur bulmasının, insanın Allah ile olan bağının farkına varmasıyla mümkündür. Zikrullah, sadece bir sözlü tekrar değil, varlığın tamamının ilahi hakikate yönelmesi ve onunla bütünleşmesi anlamına gelir.

Kalp, Allah’ın nazargâhıdır yani ilahi tecellinin mekânıdır. Kalbin huzur bulması, onun dünyevî bağlardan arınıp, ilahi nur ile dolmasıyla gerçekleşir. Bu yüzden, kalbi Allah’tan uzak olanlar huzursuzluk içinde yaşarken, Allah’a yönelenler gerçek huzura ulaşırlar.

Bu ayette geçen “zikrullah” (Allah’ı anmak) tasavvufta farklı derecelerde yorumlanmıştır:

• Dil ile zikir → Allah’ın isimlerini anmak ve O’na yönelmek.

• Kalp ile zikir → Kişinin kalbini her an Allah ile meşgul etmesi.

• Hâl ile zikir → Allah’a tam bir teslimiyet ve tevekkül içinde yaşamak.

Kalbin hakiki huzuru, onun Allah ile arasındaki perdeleri kaldırmasıyla mümkündür. İnsan, Allah’tan uzaklaştıkça iç dünyasında bir boşluk hisseder ve bu boşluk ancak Allah’a yönelerek, zikirle ve kalbî yakınlıkla doldurulabilir.

Bu yüzden, bu ayet huzurun dünyevî kazançlarla değil, yalnızca Allah’a yönelmekle elde edilebileceğini vurgular. Kişi ne kadar Allah’ı hatırlarsa, o kadar nefsin karanlığından arınır ve ilahi huzurun içinde olur.

Sonuç olarak, bu ayet, iman ve ilahi hakikatle uyum içinde olmanın huzur getirdiğini ifade ederken, kalbin huzurunun ancak Allah ile olan bağın güçlenmesiyle gerçekleşeceğini vurgular.

“Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.” Kelamî açıdan bu ayet, insanın iman yapısını ve Allah ile olan ilişkisini akli delillerle açıklamaya çalışır. Bu ayet, kalbin huzurunun ancak Allah’ı anmakla mümkün olduğunu vurgulamaktadır. Burada önemli olan, Allah’ı anmanın yani zikrullahın nasıl bir etki meydana getirdiğidir.

İnsanın varoluş gayesi Allah’ı bilmek ve O’na yönelmektir. Ancak dünya hayatı, insanın dikkatini dağıtır ve nefsin arzuları, insanı ilahi hakikatten uzaklaştırabilir. İnsan ne kadar dünyaya meylederse, kalbinde o kadar huzursuzluk hisseder. Çünkü bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir ve insan geçici olanla tatmin olamaz.

Bu ayet, insanın fıtratının Allah’ı anmaya ve O’na yönelmeye uygun olduğunu gösterir. Çünkü Allah’ı anmak, insanın var oluş amacına dönüşünü temsil eder. Bu dönüş, şu şekillerde gerçekleşir:

• Akıl boyutunda: İnsan, evrenin düzenine ve Allah’ın varlığına dair delilleri düşündüğünde, huzur bulur.

• İman boyutunda: Allah’a iman eden kişi, kaderin bir düzen içinde işlediğini bildiği için içsel bir sükûnet yaşar.

• Tevekkül boyutunda: Allah’a güvenmek, insanın korku ve endişelerden kurtulmasını sağlar.

Bu ayet, iman eden kişinin ruhsal huzurunun temel kaynağının Allah’a yönelmek olduğunu gösterir. Allah’tan uzak olan kimse, hakikatten kopuk olduğu için sürekli bir tatminsizlik içinde olacaktır.

İrfanî açıdan bu ayet, bu ayet insanın kalbi ile Allah arasındaki bağı ve hakikatin kalpte tezahür etmesini anlatmaktadır. Kalp Allah’ın nazargâhıdır, yani Allah’ın tecellisinin mekânıdır. Ancak bu tecelli, kişinin nefsanî engellerden arınmasıyla gerçekleşir.

Kalp, dünyevî arzular ve nefsin tutkularıyla meşgul oldukça huzursuzdur. Çünkü insan, hakikatte ilahi bir kaynağa bağlıdır ve ancak o kaynağa yöneldiğinde gerçek huzura ulaşabilir. Bu yüzden tasavvufta zikir, yani Allah’ı anmak, insanın kalbindeki perdeleri kaldıran en önemli yöntemdir.

Kalbin huzur bulması, onun asli kaynağı olan Allah ile olan bağının yeniden kurulmasıdır. İnsan, Allah’tan ne kadar uzaklaşırsa, içinde o kadar boşluk ve huzursuzluk hisseder. Ancak kişi Allah’ı zikrettikçe, O’nun varlığını hisseder ve bu idrak kalbe ilahi bir huzur verir.

Bu ayet, tasavvufi açıdan şu hakikati vurgular:

  • Dünya, insanın ruhunu tatmin edemez. İnsan
  • ne kadar dünyevî zevklere yönelirse yönelsin, geçici tatminlerden öteye gidemez.
  • Hakiki huzur, Allah ile olan bağın güçlenmesiyle elde edilir.
  • Allah’ı anmak, insanın hakikate dönmesini sağlar ve nefsin gerçek istikametini bulmasına vesile olur.

Sonuç olarak, bu ayet, insanın varoluşunun gereği olarak Allah’ı anmaya muhtaç olduğunu ve bu yönelişin ona huzur getirdiğini açıklar. Aynı zamanda kalbin huzurunun ilahi hakikate olan bağın güçlenmesiyle mümkün olduğunu ve zikrin bu bağın en güçlü vesilesi olduğunu vurgular.



~~13.29~
اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبٰى لَهُمْ وَحُسْنُ مَاٰبٍ

Kur’ân-ı Kerîm Türkçe okunuş

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)