İllâ en yeşâa(A)llâh(u)(c) veżkur rabbeke iżâ nesîte vekul ‘asâ en yehdiyeni rabbî li-akrabe min hâżâ raşedâ(n)
Ancak, "Allah dilerse yapacağım" de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve "Umarım Rabbim beni, bundan daha doğru olana ulaştırır" de.
Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Ve unuttuğun vakit Allah'ı an ve "Umarım Rabbim beni, doğruya daha yakın olana eriştirir." de.
Kehf Suresi 24. ayet, Allah'ın dilemesi olmaksızın geleceğe dair kesin hüküm vermekten sakınmayı, unutulduğunda Allah'ı anmayı ve doğruya yönelme arayışını vurgular. Ayet, tevekkül, zikir ve hidayet kavramları etrafında şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ş-y-e kökü, bir şeyin varlığını veya meydana gelmesini dilemek, istemek anlamına gelir. Ayetteki 'illâ en yeşâallâhu' ifadesi, hiçbir şeyin Allah'ın dilemesi dışında gerçekleşemeyeceğini, dolayısıyla geleceğe dair kesin hüküm vermenin ancak Allah'ın iradesine bağlı olduğunu belirtir. Bu, kulun acziyetini ve Allah'ın mutlak kudretini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yeşâe fiili, 'irade etmek' ve 'takdir etmek' anlamında kullanılmıştır. Ayetteki bağlamda, bir işin yapılacağının söylenmesi durumunda, bu işin ancak Allah'ın dilemesiyle gerçekleşebileceği mecazını taşır. Bu, müminlere her işte Allah'a tevekkül etmeyi öğütler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Z-k-r kökü, 'hatırlamak', 'anmak' ve 'dile getirmek' anlamlarına gelir. Ayetteki 'vezkur rabbeke izâ nesîte' ifadesi, bir şeyi unuttuğunda veya gaflete düştüğünde Allah'ı hatırlamanın, O'na yönelmenin önemini vurgular. Bu, müminin her durumda Allah ile bağını sürdürmesi gerektiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zikir, hem kalple hatırlama hem de dille ifade etme anlamlarını içerir. Ayetteki 'izâ nesîte' (unuttuğun zaman) kaydı, özellikle gaflet anlarında Allah'ı anmanın, O'nun yardımını ve hidayetini talep etmenin gerekliliğini belirtir. Bu, unutkanlığın bir eksiklik değil, Allah'a yönelmek için bir fırsat olabileceğini ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu'ya göre 'zikr' kavramı, Kur'an'da sadece hatırlama değil, aynı zamanda Allah'ın varlığını, kudretini ve emirlerini sürekli olarak bilincinde tutma anlamını taşır. Ayetteki 'vezkur rabbeke' emri, unutkanlık anında bile bu bilinci yeniden tesis etme çabasını ifade eder, böylece kişi doğru yoldan sapmaktan korunur.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): N-s-y kökü, 'unutmak' ve 'terk etmek' anlamlarında kullanılır. Ayetteki 'izâ nesîte' ifadesi, bir şeyi hatırlayamama veya gafletle onu gözden kaçırma durumunu ifade eder. Bu bağlamda, unutkanlık bir mazeret değil, Allah'ı anma ve O'na sığınma vesilesi olarak sunulur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nisyân, bir şeyi bilincinden kaybetmek veya ihmal etmek demektir. Ayetteki kullanımı, geleceğe dair kesin konuşma yasağını unuttuğunda veya bu konuda gaflete düştüğünde Allah'ı anmanın önemini vurgular. Bu, insanın hata yapmaya meyilli olduğunu ve bu hatalardan dönmek için Allah'a yönelmesi gerektiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): H-d-y kökü, 'yol göstermek', 'rehberlik etmek' ve 'doğruya iletmek' anlamlarını taşır. Ayetteki 'en yehdiyeni rabbî' ifadesi, kulun Allah'tan hidayet talep etmesini, yani kendisini doğruya, en uygun olana yönlendirmesini istemesini ifade eder. Bu, insanın kendi başına doğru yolu bulmakta yetersiz olduğunu ve Allah'ın rehberliğine muhtaç olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hidayet, Allah'ın kullarına doğru yolu göstermesi ve onları bu yolda sabit kılmasıdır. Ayetteki 'li-akrabe min hâzâ raşedâ' ifadesiyle birlikte kullanıldığında, Allah'tan daha doğru, daha isabetli bir yola iletilme arzusunu dile getirir. Bu, müminin sürekli olarak kendini geliştirme ve en doğruya ulaşma çabasını yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): R-ş-d kökü, 'doğru yolu bulmak', 'olgunlaşmak' ve 'isabetli olmak' anlamlarına gelir. Ayetteki 'li-akrabe min hâzâ raşedâ' ifadesi, Allah'tan istenen hidayetin, mevcut durumdan daha doğru, daha isabetli ve daha olgun bir yola yönlendirme olduğunu belirtir. Bu, müminin her zaman daha iyiyi, daha doğruyu arayış içinde olduğunu gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rüşd, doğru yolu bulmak ve bu yolda sebat etmektir. Ayetteki kullanımı, Allah'tan istenen şeyin, sadece bir yol değil, aynı zamanda o yolun getireceği doğruluk ve olgunluk olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın hidayetinin sadece yönlendirme değil, aynı zamanda kişiyi kemale erdirme amacı taşıdığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, rüşd kavramının Kur'an'da genellikle hidayetle birlikte kullanıldığını ve doğru yolu bulmanın yanı sıra, bu yolda akıl ve basiretle hareket etmeyi de içerdiğini belirtir. Ayetteki 'akrabe min hâzâ raşedâ' ifadesi, kişinin mevcut bilgi ve anlayışından daha üstün, daha isabetli bir doğruya ulaşma arzusunu dile getirir.
Kehf-Mağara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Allah dilerse yaparım” demek suretiyle, Allah’ın vekili olduğunu göstermektedir.
Unuttuğun zaman Rabbini zikret, en büyük Rabbi zikir de Besmele-i Şerif’tir.
وَلَبِثُوا فِي كَهْفِهِمْ ثَلَاثَ مِئَةٍ سِنِينَ وَازْدَادُوا تِسْعاً
25-) Ve lebisu fiy Kehfihim selâse mietin siniyne vezdadu tis'a;
* Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler.