Hâfizû ‘alâ-ssalevâti ve-ssalâti-lvustâ vekûmû li(A)llâhi kânitîn(e)
Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.
Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.
Bakara 238. ayet, namazların korunması ve özellikle orta namazın önemi üzerinde durarak, Allah'a huşu içinde yönelmenin gerekliliğini vurgular. Ayet, 'hıfz', 'salât', 'vusta' ve 'kunût' gibi temel kavramlar aracılığıyla ibadetin sürekliliğini ve niteliğini dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hıfz' kelimesinin bir şeyi gözetmek, korumak ve muhafaza etmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hâfizû' emri, namazları vaktinde, şartlarına uygun ve eksiksiz bir şekilde eda ederek onları zayi etmekten korumayı ifade eder. Bu, sadece fiziki bir koruma değil, aynı zamanda manevi bir özen ve devamlılık anlamı taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hıfz' kelimesini 'riayet etmek' ve 'devam etmek' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, namazlara riayet etmek, onların farzlarını ve sünnetlerini yerine getirmek, vakitlerini kaçırmamak ve onlara özen göstermek demektir. Bu, namazın sadece bir eylem değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olarak benimsenmesi gerektiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hıfz' kökünün Kur'an'daki kullanımlarını inceleyerek, bu kelimenin 'koruma, muhafaza etme, ezberleme ve gözetme' gibi geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu belirtir. Ayetteki 'hâfizû' emri, namazların sadece kılınması değil, aynı zamanda onların değerinin ve öneminin bilincinde olarak korunması gerektiğini ifade eder. Bu, namazın ihmal edilmemesi ve terk edilmemesi anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'salât' kelimesinin aslen 'dua' anlamına geldiğini ve şeriatta belirli rükün ve şartları olan ibadeti ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'es-salavât' çoğul formu, farz namazların tamamını kapsar ve müminlerin bu ibadetleri düzenli olarak yerine getirmesi gerektiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'salât' kavramının Kur'an'da merkezi bir yere sahip olduğunu ve Allah ile kul arasındaki en temel iletişim biçimini temsil ettiğini ifade eder. Ayetteki 'salavât' kelimesi, müminlerin Allah'a olan bağlılıklarını ve şükranlarını ifade ettikleri, belirli vakitlerde yerine getirilen ritüel ibadetleri işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'salât' kelimesinin lügatte 'dua' ve 'istiğfar' anlamına geldiğini, şeriatta ise bilinen ibadet olduğunu belirtir. Ayetteki 'es-salavât' ifadesi, müminlerin üzerine farz kılınan beş vakit namazı kapsayarak, bu ibadetlerin korunması ve devamlılığının önemini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vusta' kelimesinin 'orta' anlamına geldiğini ve bu bağlamda 'orta namaz'ın genellikle ikindi namazı olarak anlaşıldığını belirtir. Bunun nedeni, ikindi namazının gündüz ve gece namazları arasında yer alması ve o vakitte insanların genellikle meşguliyetlerinin yoğun olmasıdır, bu da onu daha faziletli kılar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vasat' kelimesinin 'iki şeyin ortası' anlamına geldiğini ve 'vusta'nın da 'en iyi, en faziletli' anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Ayetteki 'es-salâti'l-vusta' ifadesi, namazlar arasında özel bir öneme sahip olan, korunması ve özen gösterilmesi gereken bir namazı işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vasat' kelimesinin 'adalet, denge ve seçkinlik' anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Salâtü'l-vusta' ise, namazların en faziletlisi, en üstünü veya en çok dikkat edilmesi gerekeni olarak yorumlanır. Bu, sadece zaman dilimi olarak orta olması değil, aynı zamanda manevi değeri açısından da merkezi bir konumda bulunması anlamına gelir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kunût' kelimesinin 'itaat, huşu ve sükunetle durmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kânitîn' ifadesi, namazda Allah'a karşı tam bir teslimiyet, saygı ve içten bir bağlılık haliyle durmayı emreder. Bu, sadece bedensel bir duruş değil, aynı zamanda kalbi bir yönelişi de kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kunût'un 'uzun süre ibadette durmak, itaat etmek ve huşu duymak' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Ayetteki 'kânitîn' kelimesi, müminlerin namazda Allah'a karşı tam bir teslimiyetle, gönülden boyun eğerek ve huşu içinde durmalarını ifade eder. Bu, namazın sadece şekilsel değil, aynı zamanda ruhsal bir derinliğe sahip olması gerektiğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kunût'un 'Allah'a itaat etmek, O'nun huzurunda sükunetle durmak ve huşu duymak' anlamlarını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'kânitîn' ifadesi, namazda kalbin Allah'a yönelmesi, dünya meşguliyetlerinden uzaklaşarak tam bir konsantrasyonla ibadete odaklanılması gerektiğini anlatır.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
*Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a gönülden boyun eğerek namaza durun.
Namazlarınızı muhafaza edin, yani beş vakit namazlarınızı kılın, buna ilâveten “Salât-ül Vüsta”ya da devam edin diyor, böylece Allah için boyun bükün.
Beş vakit namaz kim nerede olursa olsun her mertebede farz, şeriat mertebesinde fiziksel olarak farz, tarikat mertebesinde fizik farziyetiyle birlikte bu sefer tarikat mertebesindeki farziyeti üstüne geliyor, yani Esmâ-i İlâhiyyeyi idrak ederek namaz kılması gerekiyor, eğer bir kimse bunları aşmış ise sıfat mertebesinde ise fiil+esmâ+sıfat mertebesi itibarıyla namazını eda etmesi gerekiyor, çünkü bu bedeninde bir şükrü vadırr, yani fiziksel namaz asli namaz, herşey onun üstünde duruyor, evvelâ kabuk ortada olacak ki içindeki mânâlar açılsın. Zat mertebesine ulaşmış ise ef’al, esmâ, sıfat ve Zat mertebesi ile birlikte namazını kılacak, İnsân-ı Kâmil olmuşsa kılacağı namazı da kendisi bilir, bütün mertebeleriyle birlikte kılar.
Bir kimse şeriat ehli olarak hayatını sürdürüyorken ilerlemesi gerekiyor ve esmâ mertebesine geliyor, esmâ mertebesine geldiğinde oradan sıfat mertebesine geçmesi gerekiyor, işte “Salât-ül Vüsta” bir bakıma esmâ mertebesinde kılınan namazdır, gerçi zâhir olarak bakıldığında bir kısım âlimler gündüz ile gece arasında olduğu için sabah namazıdır, bir kısım âlimler öğle ile akşam arasında olduğu için ikindi namazıdır demişlerdir.
Bir kimse ef’al âleminin namazını icra ediyorken içinde esmâ âleminin namazını da icra ediyorsa, sıfat âleminin de namazını icra ediyorsa Zat âlemine geçtiği zaman “Salâten Daimeten” hükmüne geçtiğinden, “Salât-ül Vüsta” o zaman görevini yapmış oluyor, eğer Salât-ül Vüsta’yı faaliyete geçiremezsek sıfat mertebesine yükselemiyoruz demektir özellikle burada belirtilen budur. Namazın ilk hakikati kıyam, sonra rükû, sonra secde, sonrada tahiyyattır.